Skyfall’a gitmeden önce “çok aksiyon yok” yorumunu duyduğumda, bir James Bond serisinin aksiyon olmadan nasıl geçeceğini merak ettim ve bu merakla gittim filme. Bir kez arkadaşımın yorumunun yanlış olduğunu düşünüyorum, çünkü Sam Mendes abartmayı tercih etmeden, doğru ve zamanında aksiyonlar katmış filme. Neyse bunları konuşmadan önce genel bir konudan bahsedelim… İşte Skyfall hakkındaki yorumlarım:

Konu şöyle; Bond’un bu bölümdeki görevi, onlara karşı kullanılan birkaç İngiliz ajanın listesinin olduğu bir diski bulmak. İşte ilk başta ona sahip olan kişinin peşinden İstanbul sokaklarında gidiyor, ancak Bond’a yardımcı olmak için gönderilen ajan Eve, Bond ile diske sahip olan adam tren üzerinde dövüşürken M’in (Judi Dench) emri ile Eve, silahını Bond’un dövüştüğü adama doğru uzatıyor ve yanlışlıkla Bond’u vuruyor. Bond sağ göğsünün üstünden vuruluyor ve nehre düşüyor. Uzun süre bulunamayan Bond, herkes tarafından öldü sanılıyor. Birkaç ay sonra İngiliz hükümeti MI6’dan listenin kayboluşu ile ilgili memnun değilken, ofiste büyük bir patlama oluyor. Türkiye sınırları içindeyken bunu duyan Bond, yardım etmek ve bunları yapan kişiyi bulmak için geri dönmeye karar veriyor. Sonrasında bulduğu kişinin, M’in geçmişinden olan ve M’in ona zamanında çok büyük haksızlık ettiğini düşünen zamanının başarılı bir ajanı olduğu anlaşılıyor…

Senaryo ne kadar güzelse inanın işleyiş de bir o kadar güzel. En başında filmin kendi şehrimde, İstanbul’da başlamış olması (Bu arada itiraf etmeliyim, İstanbul olduğunu anlamadan önce bir Arap ülkesi veya Hindistan zannettim sahnenin geçtiği yeri) beni çok etkiledi. Hızlı bir araba aksiyon ile başlayan İstanbul sahnesi, motorlarla devam etti. Bond, çipe sahip olan teröristin peşinden giderken Kapalıçarşı’dan geçtiler daha sonrasında ise kendilerini bir trenin üzerinde buldular. Bir Bond filminde Kapalıçarşı’yı, Eminönü sokaklarını ve 34 no’lu araçları görmek yüzümü güldürdü diyebilirim.

Film, İstanbul’un ardından Londra’da, Şangay’da ve en son da İşkoçya’da geçiyor. Çok detay vermek istemiyorum, o yüzden nedenini söyleyemeceğim ama Bond ile M korunmak için İskoçya’ya Bond’un küçükken ailesi ile yaşadığı yere gidiyorlar. Bond’un çocukluğun geçtiği yeri görmek benim hoşuma gitti; nedeni ise kendimi enteresan bir şekilde Bond’a yakın hissettim ve bu hikayenin içine daha çok girmemi sağladı.

Filmdeki oyunculuklardan bahsedecek olursak, ayakta alkışlamak istediğim en önemli kişi Javier Bardem. Filmin konusunu anlatırken bahsettiğim zamanındaki başarılı ajanı; yani şimdi de M’in düşmanını Javier Bardem üstleniyor. Bardem, sarı uzun saçları, sorunlu tavırlarıyla No Country For Old Man ve Biutiful adlı filmlerinden sonra en başarılı oyunculuklarından birini sergilemiş. Dengesiz, takıntılı, zengin bir karakteri canlandıran Javier Bardem’i ilk gördüğümde bu role uyacak mı diye düşündüğüm için bile kızdım kendime.

Yeni Bond kızı Eve yani Naomie Harris’i de beğendim, ancak yönetmen Mendes, bu bölümde Bond kızını çok göz önünde tutmamış o yüzden Harris’in oyunculuğu hakkında pek de bir şey söyleyemeyeceğim. Filmin gidişatından anladığım, Eve ile Bond arasında bu bölümde görmek istediklerimizi, bir sonraki bölümde göreceğimiz. (Ne olursa olsun, benim favori Bond kızım, Casino Royal’deki Eva Green’dir.)

Daniel Craig’e ne kadar “yaşlandı artık” deseler de, ben katılmıyorum. Hatta kendisinin şarap gibi olduğu kanaatindeyim; hiçbir şekilde formundan ödün vermiyor ve her yeni bölümde Bond rolünde kendisine daha çok ısınıyorum. Filmin sonunda “Bond will return” (Bond geri dönecek) yazması beni sevindirdi; yepyeni bir hikaye ile, her zaman şık ve bakımlı bir Daniel Craig’in başrolünü üstlendiği yeni bir bölümü sabırsızlıkla bekliyorum!

PS: Yeni bir Aston Martin görmediğimiz bu Bond bölümünde, “e nerede Aston Martin” derken karşıma klasik bir DB5 çıktı! Bond M’le İskoçya’ya klasik Aston Martin ile gittiler. DB5’nin eski bir garajdan çıkma sahnesi, filmin en güzel sahnelerinden biriydi benim için! :)

Yazımı bitirmeden bir de Adele’in Skyfall adlı şarkısından bahsetmek istiyorum:

Konuyu anlatırken bahsetmiştim; Eve yanlışıkla Bond’u vurup, Bond nehre düştüğünde Adele’in Skyfall’u çalmaya başlıyor filmde. Şarkıyı hala dinlemediyseniz aşağıya videosunu koydum. Şarkı, filmin gidişatına, karakterine o kadar  yakışan bir şarkı olmuş ki anlatamam. Adele ve Paul Epworth’un beraber yazdığı şarkı; filmin başında “This is the end…” (Bu son…) derken tüm izleyenleri Bond’a ne olacak diye büyük bir şüpheye düşürüyor. Kısacası çok ama çok beğendim! Dinlemenizi tavsiye ederim…

Sevgiler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?