Bizi kendimizle, birbirimizle ve dünyayla gerçek bağlar kurmaya davet eden Bozcaada Caz Festivali 5-6-7 Eylül tarihlerinde dokuzuncu edisyonuyla müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Ürettiği yeni fikirlerle, temalarla ve katılımcılarına ilettikleri davet mesajlarında kullandığı kelimelerle her yıl yeni bir hikâye yaratmanın peşinde olan festival, bu yıl  “Bedenlenme/Embodiment” temasıyla katılımcılarını yalnızca zihinde kalan fikirlerle değil, onları yaşayarak anlam bulan bir yaklaşımı keşfe çıkmaya davet ediyor. Festival bu yıl, Ayazma Manastır’a ek olarak Habbele Beach ve Salhane’de müzik programlamasıyla gündüzden geceye zengin bir deneyim sunmayı hedefliyor. 5-6-7 Eylül tarihlerinde Paribu ana sponsorluğunda, Kendine Has, Jack Lives Here ve Tchibo’nun katkılarıyla gerçekleşecek olan Bozcaada Caz Festivali‘nin dünden bugüne yaşam yolculuğuna ve gelecekten neler beklediklerine dair merak ettiklerimi festival partnerlerinden Murat Sezgi‘ye sordum.

optimized_1748244359_bcf25_poster_line_up
Bozcaada Caz Festivali Posteri| Fotoğraf Kaynağı: Meltem Şahin

Bozcaada Caz Festivali dokuzuncu edisyonuyla 5 – 6 – 7 Eylül tarihlerinde müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalin ilk gününden bugüne kadarki yolculuğunu anlatabilir misiniz? Bugüne kadar festival bünyesinde kaç etkinlik düzenleyip, kaç sanatçıyı ve kaç müzikseveri ağırladınız? Bu verilere baktığınızda nasıl bir büyüme ve dönüşüm hikâyesi görüyorsunuz?

Ben festivalleri bir bireyin büyüme evreleri gibi görüyorum; her sene farklı dönemlerden geçen canlı yapılar gibi. Bozcaada Caz Festivali de aynen öyle bir yolculuktan geçti. İlk senesinde birçok sanatçının ve ekibin üstün gayretleri, hatta ciddi fedakârlıkları sayesinde adeta bir “doğum sancısıyla” başladık diyebilirim. Yer seçimi sebebiyle bazı adalılardan aldığımız tepki ve sonra şefkatli bir uzlaşı, sektörümüzün seneler boyunca içinden geçtiği türlü zorluklar, fırsatlar, güzellikler, düşmeler ve kalkmalar. Zamanla işler iyice oturdu ve geldiğimiz noktada artık ayakları yere basan bir olgunluk sürecine girdik.

Bu süreçte deneyimli bir ekip olmamıza rağmen, böylesine büyük bir işi yaratmanın bambaşka bir tecrübe olduğunu gördük. Hepimiz festival alanında farklı işlerde çokça deneyime sahipken, Türkiye’nin değişen iklimlerinde ve politik atmosferinde, güncel meselelerin bazen çok ağırlaştığı dönemlerde böylesine bir projeyi hayata geçirmek bağımsız üreticiler için zorlayıcı olabiliyor. Ama bir yandan da müthiş bir öğrenme serüveni oldu bizim için. Geriye dönüp baktığımızda, daha önce birlikte çalıştığımız insanlardan da benzer geri bildirimler alıyoruz. Farklı ülkelerde yapılan açık hava festivalleri gibi, Bozcaada Caz Festivali de Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanları bir araya getirerek farklı departmanlardaki profesyoneller için ciddi bir eğitim görevi üstleniyor. Birçok arkadaşımız bu festivalden sonra kendi şirketlerini kurdu ya da farklı kurumlarda yoluna devam etti. 8-9 yıldır birlikte yol yürüdüğümüz kişiler de var, ilk senesinden beri birlikte çalıştığımız çözüm ortaklarımız, destekçilerimiz, sponsorlarımız var. Bu genel anlamda işin paydaş yönetimi gücünü gösteriyor.

Sponsorlarımız, partnerlerimiz ve diğer paydaşlarımız açısından da oldukça ilginç bir dönüşüm yaşadık. Bazı sponsorlarımız festivale dâhiliyeleri sonrasında bu alana daha fazla yatırım yapma kararı aldı. Bozcaadalılar için de festivalin genel olarak olumlu bir etki yarattığını düşünüyorum. Elimizden geldiğince dahil olan tüm taraflar için dönüştürücü ve geliştirici bir süreç olduğunu görüyorum. Her sene bittiğinde “İyi ki buradayız, iyi ki bu festivali yapıyoruz!” dedik.

Toplamda 800’ün üzerinde müzisyeni ve adanın farklı yerlerinde yapılan pop up konserlerle birlikte 400’ün üzerinde tekil performansı ağırladık bugüne kadar. Uluslararası alanda birçok önemli ortaklık kurduk. Hollanda’dan ünlü Bimhuis gibi mekânlarla, Atina Caz Festivali ile ve birçok ülkenin müzik ve kültür tanıtım birimleriyle iş birlikleri gerçekleştirdik. Avrupa Caz Ağı’nın aktif ve kalıcı üyelerinden biri olduk, orada da pek çok uluslararası projeyi hayata geçirdik. Keşif etkinliklerimizde çok güzel insanların bir araya gelmesine, birlikte projeler üretmesine vesile olduk. Tüm bu anlamlarda bakıldığında, festivalin keyifli bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. Geleceğe yönelik bakarsak, büyüme ve dönüşüm hikayemizde, içinde bulunduğu yeri doğru anlayan, caz ve doğaçlama müzik alanına olabildiğince katkısı yüksek, finansal yapısı sağlam ve sürekliliği olan, merak eden ve gelişen bir festival hayalimiz var. Sadece müzik değil; katılımcılarımızın ilham alabilecekleri, keyifli vakit geçirebilecekleri ve adadan fikirlerle dönebilecekleri projeler yaratmak istiyoruz.

murat_sezgi-e1747764950389
Murat Sezgi | Fotoğraf Kaynağı: Bozcaada Caz Festivali 

Zaman, her şeyi değişmeye ve dönüşmeye mecbur bırakıyor. Zaman içerisinde yaşamın ve müziğin geçirdiği değişim ve dönüşümlerle Bozcaada Caz Festivali nasıl uyumlandı sizce? Sürekliliği ve ekip motivasyonunuzu koruma açısından neler yapıyorsunuz?

Caz ve doğaçlama müziğin en çok ilgimizi çeken kısmı. Bu alanın çok farklı üretimlere ve müzik türlerine eklemlenebilmesi, etkileşime geçebilmesi ve hatta içine alıp dönüştürebilmesi.  Bu yüzden bence – kişisel olarak da söyleyeyim – bu alan, iş yapması, üretmesi ve takip etmesi en keyifli alanlardan biri. Neyin popülerleştiğinden bağımsız konuşuyorum. Özellikle elektronik müzik alanındaki üretimler, ifade biçimlerinin genişlemesi, üreticilerin belki de evde bile çok basit ekipmanlarla harika işler yaratabilmesi, teknolojik imkanların artmasının, buradaki fırsatların caz müziğine olan yansımalarını çok olumlu ve heyecan verici buluyorum. Biz de festivalde, olabildiğince geleneksel türlere yer verirken, bu taze ve yenilikçi işlere de yer vermeye çalışıyoruz.

Bu seneden iki örnek vereyim; M Lisa ile Tolga Bilgin’i bir araya getiriyoruz. “Festival için müzikal olarak çok uygun olabileceğinizi düşünüyoruz, bir şeyler yapmak ister misiniz?” diye sorduğumuzda, caz ve doğaçlama müzik alanı buna sanatsal ifade anlamında hızlıca, olumlu yanıt verebiliyor. Böylece festival için belki de seneler sürecek çok güzel bir iş birliğine vesile olabiliyorsunuz. Bazıları çok güzel sonuç vermeyebilir tabii ama mesela festival, Guillaumme Perret ile Volkan Öktem’i bir araya getirebiliyor. Örneğin bu sene Salhane sahnemiz için yaptığımız açık çağrıya Türkiye’nin her yerinden harika başvurular geldi. Bunlardan birini, Salhane programımıza dâhil ettiğimiz Fungistanbul adında bir ekip oluşturuyor. Buldukları ve dönüşümle yarattıkları çalgılarla doğaçlama müzikler yapıyorlar. Doğaçlama ve deneysel müzik yaklaşımının dönüşümüne ayak uydurmak zor; ancak bir tık geriden bile olsa takip edip resmini çekebiliyoruz. Söylediğim gibi, bu alanda gezmek ve üretmek müthiş keyifli.

Süreklilik ve ekip motivasyonumuza gelince… Gönül ister ki bu alanda emek sarf eden herkes emeğinin karşılığını hak ettiğini düşündüğü şekilde alabilsin. Biz festival olarak elimizden geldiğince ekibimizin finansal anlamda da kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortam yaratmaya çalışıyoruz. Uzun süreli, güven içerisinde, iletişimi rahat, üretirken korkmadığımız, hata yapabildiğimiz, kendimize fikirlerimizi ilerletebileceğimiz alanlar yaratabildiğimiz ve iş yaparken keyif aldığımız ortamlar yaratmaya çalışıyoruz. Motivasyon tabii ki heyecan, tutku ve yaratıcılıktan besleniyor ama Türkiye şartlarında, özellikle de gelinen noktada, insanların finansal olarak da anlamlı bir karşılık bulması gerekiyor. Freelancer arkadaşlarımızdan, günübirlik çalışanlardan, birkaç aylık ya da tüm sene bizimle olanlara kadar herkesin, “Çok zevkli bir işte çalışıyorum, çok güzel bir ortamdayım ama finansal olarak da bir karşılığı var,” diyebilmesini istiyoruz. 

1748244394_bozcaada_caz_festivali_2024_2-1
Bozcaada Caz Festivali / 2024 | Fotoğraf Kaynağı: Bozcaada Caz Festivali

Festival alanları; keşiflerin, deneyimlerin bir arada olduğu bir iletişim ve etkileşim zemini yaratan yerler oluyor. Bu zemini oluşturan en önemli unsur da mekanın ta kendisi. Bozcaada gibi eşsiz bir doğada müzisyenler, izleyiciler ve doğa arasında nasıl bir iletişim imkanı var sizce? Bu deneyimi, etkileşimi, iletişimi canlı ve diri tutmak için nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Çok güzel bir noktaya değindin. Bozcaada’nın kendisi başlı başına bir deneyim sunuyor. Bu sene ilk defa kışın da orada olacak şekilde adaya taşındık Çağıl ile birlikte. Bu işin kurucularından birisiyim ve artık adada kendime bir hayat da tasarlıyorum. Burasının bir ada olmasının kesinlikle çok farklı bir hissi var. Ana karaya hem yeterince yakın (30-40 dakika) hem de izole oluyorsunuz. Hâlâ kendinizi kocaman, açık bir denizin ortasında hissediyorsunuz. Bu adada olma bilgisi ve hissi, insanların festivaldeki deneyimine sürekli ve büyük bir katkı sağlıyor. Bunun farkında olan da oluyor, olmayan da. Sadece eğlenmeye gelen, bir şeyler içip deneyimlemek isteyenler de var; tam bir farkındalık ve açıklıkla, merakla gelenler de. Geçen sene festivalde katıldığı bir etkinlikte Bozcaada Belediye Başkanı Yahya Göztepe söylemişti, ‘‘Burası çok kırılgan ve narin bir yer’’. Bu bilgiyle gelen, tarihsel katmanlarını, örneğin gastronomik değerlerini anlayarak ya da merak ederek gelenler tabi ki çok farklı bir deneyim yaşıyorlar.

Bozcaada, eğer insanlar yeterince açık bir şekilde geliyorsa, çok ilginç fırsatlar sunuyor. Burada hem Türkiye’nin birçok yerinde bulabileceğiniz güzel koylar, denizler var, hem de adanın her yerinde bağlar gözünüze çarpıyor. “Neden bağcılık?” diye merak etmeye başlıyorsunuz. Belki 3.000-4.000 yıldır bu işin bir geleneği, kültürel aktarımı var. Konuya dalıyor, hangi şarap firmalarının neden, ne şekilde kurulduğunu, nasıl şeyler yaşadıklarını araştırıyorsunuz. Yani 37 kilometrekarelik denizi, kumu, güneşi olan bir yerde aslında çok fazla katman olduğunu keşfetmeye başlıyorsunuz. Konu doğayla olan ilişkinin ötesine geçip bir anda oradaki Rum ve Türklerin ilişkilerine, Cumhuriyet sonrası adanın durumuna, tarihi kalenin neden kurulduğuna kadar bağlanıyor.

Dolayısıyla, olaya sadece denize girmek gözüyle bakan biri, bir restoranda takılıp keyfine bakıp, denize girip, akşam konserine de gelebilir. Ama dediğim gibi, bizim açmaya çalıştığımız pencerede, Keşif etkinliklerinde anlatmaya çalıştığımız, bu senenin temasında tasarımlarımızda bile yansıtmaya çalıştığımız, işin farklı katmanlarını da açtığımızda, bence oradaki deniz, kum, güneş deneyimi katlanarak çok farklı bir seviyeye geliyor. O zaman Bozcaada kalbinizde bir yer etmeye başlıyor. Mekânın kendi var ettiği bir şeyler var ve kişi müziğin yanında mekânla ilişki kuruyor biraz da.  Orada da başka katmanlar açılmaya başlıyor tabii.

Son dönemde Türkiye’de finansal sıkışıklığın yükselmesi sebebiyle, bazıları kendi hesaplamalarına göre “fahiş” bulduğu fiyatlara takılıp denizin, kumun, güneşin tadını çıkaramayabiliyor. Konu artık çok kişiye göre değişen bir deneyime, kişisel bir hâle doğru bağlanıyor. Gerçekten aynı arkadaş grubunda “Ben buradan nefret ettim, bir daha gelmem,” diyenden tutun, “Önümüzdeki ay buraya taşınıyorum,” diyenlere kadar farklı deneyimler yaşıyor insanlar.

youtube play youtube play

İzleyiciler için bir festivali unutulmaz hâle getiren en önemli unsurlardan birisi de festival alanının izleyicisi için rahat bir deneyim sunmasıdır. Bu konuda nelere dikkat ediyorsunuz?

Bu o kadar iyi bir soru ki, bunun üzerine keyifle günlerce konuşuruz! Türkiye’de kullanıcı deneyimi yaklaşımının her yerde oldukça zayıf olduğunu düşünüyorum, kendi işlerimiz ve geçmişimiz de dâhil. Uluslararası işleri görmeye başladığınızda bunu daha iyi anlıyorsunuz. Biz bunu aşabilmek için, kendi gücümüz, finansal durumumuz, önceliklerimiz ve çabamız yettiğince şöyle bir şey yaptık: Her sene içimizden bir ekibi belirleyip kullanıcı deneyimini anlamaya çalıştık. Katılımcılarımızla vakit geçirip sorular sorup süreçlerini anlamaya çalıştık, olabildiğince veri toplamaya çalıştık. Çünkü bir işi yaratırken – bu bir festival, mekân, yemek ya da herhangi bir hizmet olabilir, asıl kısım olan kullanıcıyı pek az düşünerek hareket edilebiliyor. 

Biz de kendi eforumuz yettiğince kullanıcı deneyimini, adaya gelirken itibaren, bir internet sitesine girerken, biletini satın alırken ya da fiziksel mekân tasarımında “Nasıl olur?” diye kafa yoruyoruz. Her şeyden öte, evet, bazen bütçeniz yetmiyor, bazen krizler yaşanıyor ve bazı şeyleri önceliklendiremeyebiliyoruz ancak Bozcaada Caz Festivali, 9 senelik bir deneyimde, şahsen kendi adıma söylüyorum, kullanıcı deneyimine çok takıntılı olmaya çalışan kişilerin ve departman liderlerinin kafa yormaya çalıştığı bir noktaya geldi. Birçok şey öğrendik, denedik ve katılımcılarımızı anlamaya çalıştık.

Bu genel olarak takması çok zor bir mercek. Her seferinde inanılmaz bir dikkat gerektiriyor ve her toplantıda ekip olarak, kendim de dâhil, “Bir dakika, bunu kullananın gözünden hiç gördük mü?” demek gerekiyor. Hep o merceği, o gözlüğü takmak şart. Araçlarımızda seyahat edecek bir sanatçıdan tutun da bilet alacak, yanında köpek getiren birisinin ona nasıl davranılacağına kadar her şey buna dâhil. Biraz karmaşık ve detaylı bir iş bizimki. Festivaller çok canlı organizmalar; sürekli öğrenerek ilerliyorlar. Burada kurumsal hafıza, bilgi aktarımı, kültür aktarımı konusu müthiş kritik.

Bir sonraki yıl için çalışmalarınız ne zaman başlıyor, hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz? Organizasyonun arkasındaki ekipten de biraz söz edebilir misiniz? Biliyoruz ki festivallerin sürekliliği ardındaki ekibin kendi arasındaki iletişimden ve motivasyondan kuvvet alır. Ekip olarak motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?

Genelde festivalin finansal kapanışlarını 3-4 hafta içerisinde yaparız, ana ekipten bahsediyorum. Bu tabii zorlu bir süreç: ödemelerden evrak işlerine, teşekkürlere ve iş sonrası temaslara kadar uzanan, ayık olmanız gereken detaylar var. Çok garip oluyor; hem içinizde bir rahatlama oluyor, hem de onlarca hatası, onlarca sevabıyla çokça şey yaşamışsınız, 15 kişi üzülmüş, 50 tanesi çok mutlu.. Neyse, böyle bir fırtına geçiyor diyeyim. Ama o sırada o fırtınanın içerisinden hâlâ ayık bir şekilde devam etmeniz gerekiyor.

Paydaşlarla yemekler, ekip kutlamaları vesaire ile 2-3 hafta kadar dinleniyoruz. Sonra, yani eylül başında gerçekleşen bir festival için konuşuyorum, ekim ayının ortasından, üçüncü haftasından itibaren bir sonraki senenin ortaklık görüşmeleri başlıyor. Türkiye’de maalesef şu an bu zaman çok daraldı, sponsorlar ülkedeki finansal akış sebebiyle çok geç karar vermeye başladı. Ancak normalde ekim, kasım, aralık ayları bir sonraki partnerlerinizle ya da mevcutların devam edip etmeyeceğiyle ilgili güzel zamanlardır. Onlarla birlikte, paralel olarak o senenin teması ne olacak ve programlamada nasıl hareket edeceğiz müzik tarafında diye düşündüğümüz süreç de başlar. Yaklaşık olarak aralık, ocak gibi de müzik programlamasını aslında bitirmiş oluyoruz, bazılarının yazışmaları dâhi bitiyor. Ondan sonra ufak ufak iletişimin çok hızlandığı, bilet satışlarının başladığı bir süreç var.

Gerçek anlamda festival operasyonu aslında şubat, marttan itibaren ciddi anlamda başlıyor ama zirvesini haziranla birlikte yapıyor. Bizimki gibi bir işte yaklaşık 8-9 kişilik bir ana ekip var. Bu ana ekibin devamında festivalin iletişiminde hep kalan ama aslında 2-3 ay çalışan bir 25-30 kişilik ikinci halka var. Festival zamanında da yaklaşık 130-140 kişiye doğru çıktığımız bir üçüncü halka mevcut. Buna sponsorların veya paydaşların kendi çalışanlarını saymıyorum ki, bence onlarla birlikte çok rahat 300 civarı kişiye ulaşıyoruz. Bu festival için orada aktif, insanların güzel vakit geçirmesi için emek veren insanlardan bahsediyorum. Zamanlamalar da aşağı yukarı böyle ilerliyor.

youtube play youtube play

Festival ekibi içerisinde kendinize yol haritası olarak belirlediğiniz değerlerin denetimini nasıl sağlıyorsunuz? Kendi değerlerinizi koruyarak dönüşüme sağlam ve kalıcı bir şekilde ayak uydurmanın yollarını nasıl arıyorsunuz?,

Tam da bu konu üzerine düşünülerek belirlenen bir tema oldu bu seneki temamız. Şöyle bir yerden yola çıkıyoruz: Bizim festivalin de, etrafta gördüğümüz birçok şirketin, organizasyonun da yaptığını fark ettiğimiz bir durum var. Çok doğal bir insan refleksi olarak, bence birçoğumuz bazı fikirleri, inançları bir yerlerde görüp etkileniyoruz. Hayatlarımıza katmaya ve kendimize avantaj sağlamak için onları doğal olarak “satmaya” çalışıyoruz. Yani bazen konuşup ediyoruz bazı şeylerle ilgili ama ne kadar aksiyona döktüğümüz ya da hatta o kişiler olup olmadığımız, o değerlere uygun yaşayıp yaşamadığımız falan bazen soru işareti kalabiliyor. Bu festivalde geçmişte, genel olarak iyi bir iş çıkarsa da, konuşup söylediği şeylerin altını dolduramadığı zamanlar oldu.

Bu durumlar daha az yaşansın diye bu senenin başında  “Bütünsellik Departmanı” adında bir departman kurduk. Festivalde bütçeler yaratmak çok kolay olmamasına rağmen, güvendiğimiz sevdiğimiz insanlardan danışmanlık alarak, bahsettiğimiz ve konuştuğumuz savunuculuk alanlarıyla ilgili bizi incelemesini, ekip toplantılarına girmesini, yazışmaları, festivali resmen didik didik etmesini ve mümkünse de onlarla birlikte yeniden o parçaları birleştirmeyi talep ettik. Seed Impacts ekibi birkaç aydır bir analiz ve raporlama süreci yürütüyor ve şu an gelinen noktada, festivale iki ay varken de bunlar artık önerilere dökülmeye başlandı. Çok ilginç öneriler ve veriler görmeye başladık şimdiden. Bu konuda daha fazla bilgilendirmeyi festival sonrasında yapacağız. Buradaki temel amacımız, hayatta hepimiz için bunu bolca dilerim ki, kafamız açık olduğunca yani, ferah olabildiğince, söylediklerimizle eylemlerimiz arasındaki makas hep daralsın. Göreceğiz yani, niyetler en azından şimdilik iyi. Yönetim ekibinden ilk defa aramıza katılan yeni arkadaşlara, sponsorlarımıza, sanatçılara, festivalin ilişki halinde olduğu her paydaşa ve projeye daha farklı bakacağımız bir süreç geçiriyoruz.

Patagonia’nın “Problemin kendisi biziz” diye çok güzel bir internet sitesi açılışı vardı vaktinde hala var mı bilmiyorum. Sonuçta kırılgan ve doğa harikası bir adada toplaşma yapıyoruz. İstediğimiz kadar bir şeylerle ilgili dikkat edelim, bir etkiye sebep oluyoruz. Olabildiğince olumsuz etkilerimizi ne kadar olumluya döndürürüz, olumluları ne kadar artırırız, bunun çabasındayız. İlk adımlar olarak 2023 yılında bir etki raporu çalışmamız da olmuştu. Onun verilerini inceliyoruz bu sene ve festival esnasında, 2025 sonunda ya da 2026 yılında duyuracağımız, ikinci raporumuzu düzenlemeye başladık. “Her sene bir rapor çıkaralım” diye bunu da bir olaya döndürme kaygımız yok. Verileri inceleyeceğimiz senelerimiz, raporu ve analizi yapacağımız senelerimiz hepsi ihtiyaca yönelik olacak. Bu tarafı festival ortaklarından 3dots yürütüyor.

Bilmeyen biri için soruyorum, bu etki raporunun içerisinde tam olarak ne yer alıyor?

Süper! Aslında temel perspektifimiz, ölçebileceğimizi düşündüğümüz en standart konu olan çevresel etkiydi. Bir de bizim için çok değerli olan, genelde işte bir belediyeyle, kamu kurumuyla, bakanlıkla ya da hatta bir sponsorla, paydaşlarla konuşurken ekonomik etkinizi konuşamıyorsunuz. Yani ben bu festivale, bu işin girişimcileri olarak sene içerisinde bu kadar efor sarf ediyoruz, bir şeyler var ama bu iş toplamda kaç kişiye istihdam sağlıyor, Bozcaada’ya ve ülkeye, alana nasıl bir ekonomik katkısı var diye düşünerek ekonomik konuyu da ekledik. Bu raporu bir “versiyon 1” olarak gördük. Güzel öğrenimlerle ikinci versiyonuna hazırlanıyoruz. Amacımız buradaki bilgilerin işimizi iyi yapmak için bize ışık tutması.

Katılımcıların, festivale temas eden kişilerin iyi hissetme hali üzerine de çalışmalar yaptık. Verinin çok daha zor toplanabildiği ancak bize önemli bazı fikirler veren kısımlarını ölçmeye çalıştık. Adalıların festivale ve etkinliklere katılımı, yaklaşımı noktalarında faydalı bilgiler edindik. Bunlara yönelik yanıtlar ve aksiyonlar geliştirdik bu sene. Bu noktada yeni fikirler ve projeler de açıklayacağız.

screenshot_20250802_173839_instagram
Murat Sezgi Bozcaada Caz Festivali İstanbul Buluşması’nda | Fotoğraf Kaynağı: Bozcaada Caz Festivali 

Salhana Sahnesi için açık çağrıda bulundunuz. Bu fikir nasıl doğdu? Salhane Sahnesi’ni festivalin içerisinde nasıl konumlandırmayı hedefliyorsunuz?

Şöyle, birkaç tane noktadan doğdu bu fikir. Birincisi, festivalimizin programlama tipi sebebiyle Ayazma Manastırı’ndaki alan yaklaşık olarak 1.500 – 2.000 kişilik bir alan ve ayakta izleyiciler için. Buna yönelik de tabi ki yapmanız gereken bir programlama var. Bu durum, Avrupa’dan ya da Türkiye’den henüz popülaritesi tam bir noktaya gelememiş, yani atıyorum 1.000 bilet satamayan ancak canavar gibi, insanlarla buluşturmak istediğimiz grupları ekleyemememize neden olabiliyordu. Onları başlangıç grubu olarak programa dahil ediyorduk ancak ön grup olarak buna paralel bir ilgi oluyordu. Aynı zamanda adada o esnada olan hem adalılar hem de tatilciler için bilet için ücret ödemedikleri ve diledikleri gibi katılabilecekleri bir alan oluşturmak istiyorduk. Bu da raporumuzdaki verilerde karşımıza çıkan konulardan birisiydi. Ayrıca dediğim gibi uzun süredir de hayalimizdi.

Türkiye’de ve Avrupa’da, özellikle Türkiye’de, alanımızda çok güzel yeni üretimler var. Biz de kendilerine ulaşmak için bir açık çağrı yaptık. Önemli sayıda başvuru aldık. Bu tip açık çağrılarda sanatçıların çok metalaştırıldığını düşünüyorum, kendim de senelerce menajerlik yapan biri olarak benzer başvuruları yurtdışında yaparken süreci hiç anlamayan insanlar tarafından tasarlandığını fark ediyorduk bazen o çağrıların. Biz çok yalın, doldurulması kolay, samimi, içlerinden ne geliyorsa yaklaşabilecekleri gibi bir başvuru formu oluşturduk. Bu konuda da başvuran sanatçılardan çok olumlu dönüşler aldık. Bu yaklaşımımız anlaşılmış ve geçmiş. Aklımız, vaktimiz yettiğince hepsini uzun uzun dinledik, vakit ayırdık, tartıştık. Bunlardan ancak üçünü seçebildik.

Hedefimiz burada tabii ki, ömür yeter de finansal gerçeklikler, doğru sponsorluklar, ortaklıklar gerçekleştirerek, dünyadaki sayılı showcase işlerinden biri haline gelsin isteriz. Mesela Bulgaristan’da arkadaşlarımız “AtoJazz” diye bir festival yapıyor Sofya’da. Showcase konusuna müthiş kafa yoruyorlar, harika grupları seyirciyle buluşturdukları çok güzel alanlar var. Bu sene Atina Caz Festivali’yle ortak bir programımız var Salhane’de. Bu grup örneğin, Atina’daki Atina Müzik Haftası’ndan çıkan bir grup. Bu müthiş bir mesele. Umuyorum ki oralara adım adım geleceğiz. Bozcaada bu tip “showcase” tipi iş için müthiş uygun. Salhane sahnesi bizim için bu sene ilk adımı.

Festivalin bugününden neler bekliyorsunuz? Sizin için bu seneyi özel kılan yenilikler, değişiklikler neler?

Süper soru! Daha bugün bile bunu beş kere düşündüm çünkü şöyle bir stratejide hareket ettik ki bu olumsuz sonuç da verebilir: Nispeten daralan, yavaşlayan ve herkesin deli gibi kaynak aradığı dönemlerde biz genelde işi büyütmeyi seçiyoruz. Bu sene festivalimize yeni bir sahne ekledik: Salhane. Ada merkezinde, Bozcaada’nın en önemli mekanında tüm gün konserlerimiz de olacak. Herkese ücretsiz katılım sağlayan, yeni müziklere yer verdiğimiz bir sahne olarak tasarladık. Ayrıca ilk defa sahildeyiz; gün batımına kadar elektronik müziğe göz kırptığımız bir alanımız olacak. Keşif etkinliklerinde çok risk aldık bu sene. Henüz açıklayamadığım, bizi onore eden bir ürün çıkıyor adada bir üretici tarafından, Bozcaada’ya gelenler fark edecekler.

Urla İskelesi’nden yola çıkacak deneysel deniz arkeolojisi alanında harika işler yapan 360 Derece Derneği antik bir deniz seyahati gerçekleştirerek Bağbozumu Festivali ve Bozcaada Caz Festivali esnasında, Cumartesi günü adaya varacaklar. Burada sürpriz bir sanatçı ekibi onlara karadan bir performansla ‘merhaba’ diyecek. Bir Fenike dönemi teknesini, Hippoi’yi festival boyunca adada ağırlayacağız. 

Çağıl Özdemir liderliğinde Bozcaada’da bağcılığına yenilikçi finansman gözüyle bakacak bir fon kurulması projesi ilerliyor. Bağcılığı bir kültürel miras olarak ele alıp, bir sonraki aşamasına daha güçlü şekilde gitmesini sağlayacak bir fon mekanizmasının ilk buluşması birbirinden güzel paydaşların bir araya gelmesiyle Bozcaada Caz Festivali esnasında, Pazar günü gerçekleşecek.

Bu güzel projeler sebebiyle hem çok mutlu, heyecanlıyız, hem de işleri yürütürken çokça konunun olumlu ilerlemesi gerektiği için bir yandan tetikte, bazen hafif kaygılı ve stresli dönemlerimiz oluyor. Her duygu durumundan, akıl halinden biraz var içinde. İlginç bir kokteyl. Bu seneden beklentim, ekim ayında tüm projeleri sağ salim bir yere getirmiş olmak. Eğer ben festivalin ertesi günü falan gülümsüyorsam bu sene ve bizim ekip her zamanki gibi gülümsüyorsa, o zaman bence bu festivalin 10. yılı olacak seneye… ve oraya çok ilginç bir fırsatlarla gireceğiz. 

Kapak Fotoğrafı Kaynağı: Bozcaada Caz Festivali 

İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Masego Röportajı