İki hafta önce, eşim ve Dude Table ekibinin değerli misafirleri ile birlikte, Ege’nin kendine has ve karakterli adası Bozcaada’ya doğru yola çıktık. Arnavut kaldırımlı sokaklar, taş evler, büyüleyici gün batımları, adaya özgü lezzetler ve üzüm kokuları arasında mekik dokuyarak geçen birkaç günün keyfi, Bozcaada Yerel Tatlar Festivali’nin de neşeli atmosferiyle ikiye katlandı. Festival boyunca birbirinden güzel insanlarla muhteşem bağ sofralarında buluştuk, adanın kadınlarının ellerinden çıkan leziz mezeler tattık. Doğası, insanları ve özgün ruhuyla Bozcaada’da yaşadığım bu özel deneyimi sizlerle paylaşmadan duramazdım.

Bozcaada’nın kendine has dünyasına yaptığımız yolculuk, yolunuz adaya düşerse konaklamak için mutlaka listenize ekleyin diyeceğim, tatlı ve güleryüzlü işletmecileriyle daha adaya ilk ayak bastığımız andan içimizi ısıtan Bi’ Salkım Butik Otel ile başladı. Günü keyifli bir yemek ile batırmak üzere yeniden yola çıktığımızda ise, bizleri her detayıyla büyüleyecek güzellikte bir Bağ Sofrası’nın beklediğinden habersizdik. Üzüm bağları ve zeytinliklerle çevrili, isteyenlerin arkadaş gruplarıyla da kiralayabileceği Patiska Bağ Evi, bizlere unutulmaz bir akşam yaşattı diyebilirim.

Girit göçmeni bir baba ve İstanbullu bir annenin mutfağında yetişen, adaya ve bağlara tutkun Oya hanımın ellerinden çıkan çeşit çeşit mezeler, adanın yerel lezzetlerine doğru çıktığımız keşif yolculuğuna mükemmel bir başlangıç yapmamızı sağladı. Kendisinin “Anam ve Babam Usülü” adını koyduğu bu leziz tarifleri yalnızca bahsettiğim akşam için, özel olarak yaptığını belirtmeliyim ancak siz de Oya hanımın bu enfes lezzetlerini denemek isterseniz, yolunuzu Patiska Bağ Evi’nin kardeş mekanı Madam Niça’ya düşürebilirsiniz.

Patiska Bağ Evi’ndeki lezzet şölenimize, Bozcaada’nın meşhur mevsimlik taze otlarından ilham alınarak hazırlanan mezeler ve yanlarında kavun-yerel peynirler ikilisi ile başladık. Tam da Girit’e özgü bir lezzet olan ve bahçe otu da denen Çiphorta, adanın yöresel tatlarından İç Baklalı Enginar, taze yapraktan Zeytinyağlı Çiğden Sarma ve Kuru Börülce Plakisi soframızın olmazsa olmazları arasındaydı. Adaya özgü tatlılardan Kavrulmuş Badem Lavantalı Ada Muhallebisi ile bu lezzet şölenini taçlandırmadan da olmazdı.

Sonraki günlerimiz de yine Bozcaada’nın yerel lezzetlerini tadıp her birinin bizleri hayran bıraktığı hikayelerini dinleyerek geçti. Ozi’nin Yeri’nin vişneli yaprak sarması, kabak çiçeği dolması ve deniz mahsülleri salatası favorilerimiz arasında girdi. Sandal Bozcaada’nın kuru domates, yaban mersini, keçi peyniri ve 20-25 çeşit baharattan oluşan Ege Meze ve Ahtapot Füme’sinin tadı damağımızda kalırken, Bade Sefası’nda Ada Salatası ve Lavunya gibi özel lezzetler ile buluştuk. Anlayacağınız, Bozcaada’da yalnızca muhteşem doğaya ve güzel insanlara değil, birbirinden özgün lezzetlere de doyduk.

Rakı demişken, Bozcaada Yerel Tatlar Festivali kapsamında, sahilde yer alan ve muhteşem manzarasına hayran kaldığımız Asma6’da, değerli rakı eksperi Mehmet Başkaya ile çilingir sofraları, rakı adabı ve en güzel eşlikçileri mezeler üzerine ettiğimiz keyifli sohbetten bahsetmeliyim. Kendisi bizlerle değerli bilgilerini paylaşıp ve rakı fıkralarıyla akşamımıza neşe katarken, Bozcaada kalesi ve deniz manzarası eşliğinde leziz mezelerle öğle rakısı keyfi yapmak çok güzeldi. Neler mi konuştuk? Rakının adabını konuştuk: Kadeh tokuştururken hep bir ağızdan “şerefe” deriz. Başkaya’dan öğrendiğimize göre bu, “şeref sözü veriyorum ki bu masada konuşulanlar bu masada kalacak” demek. Çilingir sofralarında bir de kadeh tokuşturma adeti vardır ya hani. İşte bu adet; rakının insana 5 duyuyu birden yaşatabilmesi için ortaya çıkmış. Hepimiz rakıyı içmeden şöyle bir bakarız, onu güzelce koklarız, içerken tadını alır, sonrasında onu midemizde hissederiz. Ancak sesini duyamayız, değil mi? Mehmet bey’e göre kadeh tokuşturma adeti, rakının sesini de duyma isteğimizden ileri geliyor. Rakıyı üstadından dinlemek bir başka oluyormuş!

Gelelim Asma6’nda yediğimiz, rakıya eşlik eden mezelere: Cevizli kabak, acılı çiğ dolma, fava, akya pastırması, semizotu cacığı, rezeneli karnıkara. Börek olarak Rum muskası, balık olarak sardalya tava ile yemeğimizi sonlandırdık. Akya pastırması, cevizli kabak ve rezeneli karnıkayı tatmadan dönmemeniz gerektiğini düşündüğümüz Asma6’dan sonraki durağımız ise, Koreli’ydi.

Bozcaada’yı yakından tanıyanlar; geçtiğimiz aylarda vefat eden ve yaklaşık 55 yıldır işlettiği “Koreli” isimli restoranıyla adanın ilk meyhanecilerinden biri sayılan Kurtuluş Durmuş’u bilir. Bozcaada’nın sembol isimlerinden biri sayılan Durmuş’un sevgili eşi Birgül Hanım ile yaptığımız güzel sohbette, Kurtuluş Bey’i, rakıya duyduğu büyük sevgiyi ve tadına doyulmaz muhabbeti ile andık. O kadar ki, Koreli’nin müdavimleri yemeklerin lezzetinin yanı sıra, Kurtuluş Bey’in muhabbetini de çok severmiş…

Koreli’de akşam üstü keyfinden sonra sıra; Bozcaada’dan favorilerim arasına giren Yalova’daydı. Çanakkale’de de bir şubesi bulunan Yalova’da sübye, salyangoz, Aquadis gibi enfes deniz mahsülleri yedik. Mezeleri, ortamı, müziği ayrı keyifli olan bu restoranı mutlaka not edin. Bir akşamınızı burada geçirin.

Bozcaada Yerel Tatlar Festivali

Cumartesi günü ise, heyecanla beklediğimiz Bozcaada Yerel Tatlar Festivali’ndeydik! Festivale gittiğimizde, bizleri Bozcaada Kalesi’nin içine sıra sıra dizilmiş stand’ların arkasında güleryüzleriyle bekleyen adalı kadınlar ve ada restoranlarının enfes mezeleri karşıladı. Ada Otlu Levrek Sarma’dan İsli Midye Salatası’na, Yaprak Sarma’dan Sahan Mantı’ya, kendi ellerinden çıkan onlarca yerel tat ile buluşmak özel bir deneyimdi. Ada restoranlarının mezelerinden Asma6’nın Acılı Çiğ Dolma’sını, Nevreste’nin Vişneli Yaprak Sarma’sını Yakamoz’un Sıcak Ot Kavurması’nı, Manastır’ın Rum Usulü Kalamar Dolma’sını, Adabeyi Tenedos’un Ada otları yatağında rokfor soslu, jumbo karidesli Deniz Kızı mezesini aklımdan çıkaramıyorum!

Ayrıca festival kapsamında gerçekleşen, iki değerli workshop’a katılma fırsatı da bulduk. Bu workshop’ların ilkinde, sevgili Buse ve Ali Dövenci’nin festivale özel olarak hazırladıkları, “Ada” isimli mezeyi tattık. Tek kelimeyle enfesti! Buse ve Ali Dövenci, bu özel tariflerini hava, deniz ve topraktan ilham alarak hazırlamışlar. Bu festivalde onlara; havadan pastorize deniz suyu, deniz tuzu ve yosun; denizden sübye ve yosun pate; topraktan ise üzüm, koruk, asma yaprağı, üzüm çekirdeği, üzüm sirkesi ve üzüm pekmezi eşlik ediyordu.

Festival kapsamında katılma fırsatı bulduğumuz bir diğer workshop da Dilek Yetkiner ve Asude Akınlı tarafından gerçekleştirildi. Bizlere ada mutfağından, yerel lezzetlerin ve büyükannelerimizin reçetelerinin kıymetinden bahseden değerli şeflerin ellerinden Asma Yaprağında Koruk Ekşili Çiğ Dolma, yöresel adıyla Karma ve Gazal Aşı tattık. Gazal Aşı, asma yetişen tüm yörelerde karşımıza çıkan bir yemek. Normalde taze asma yaprağı, soğan, baharat ve bulgurla yapılıyor. Şefimiz Asude Akınlı bu lezzete kendi yorumunu katarak, bulgur yerine zerdeçal ile haşlanmış kuskus eklemiş, sosunu da kaya koruğu ve köz biber salçasıyla hazırlamış. Ortaya ise dillere destan bir meze çıkmış!

Cumartesi akşamı ise reyhanlı demlenmiş yoğurdu ve leziz kalamar dolmasıyla akıllarımıza kazınan Madam Niça oldu. Burası, antika eşyalar ile dekore edilmiş ortamı, duvarlarındaki sanat eserleri, güler yüzlü servisi ile sizi başka bir dünyaya götürüyor. Niça’yı kahvaltı için de tercih edebilirsiniz. Pişiden ev yapımı reçellere önünüze bol çeşitli bir serpme kahvaltı gelince güne biraz kilo almış ancak mutlu başlıyorsunuz.

Yazımı bitirirken, arkama yaslanıp geçirdiğim keşif dolu günlere şöyle bir bakınca içimden Bozcaada’ya seslenmek geliyor; Teşekkürler Bozcaada, çok güzelsin, hep yeni kal!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN