Bozcaada’ya ilk gidişimdi. Burası Türkiye’nin üçüncü büyük adası. 5. günün sonunda bir akşam çarşıda şarap içerken mekan sahibine “Burada ev fiyatları nasıl?” diye sorup döndük. Cevabını buraya yazmayayım. Giden sorsun. Bu soru sorulma garantili bu arada. Elbette hayattan ne istediğinize de bağlı olarak. Bi de isteyenin bir yüzü işte, bakalım hayat size verecek mi… Bozcaada’ya en gidilecek en güzel tarih Eylül’müş. Biz Mayıs’ta gittik. Bu kuralları kim koyuyor ki!

bozcaada 1

Gittiğimizde hava aslında serindi. Rahat kıyafetlerle gezilebilecek, “oh kalabalık değil” diye sevinebilecek ama denize girilmeyecek kadar serin. Deniz müptelası olmadığımız için suyun soğuk olmasına üzülmedik. Plajda kitap okumacıyız biz. Hoparlörümüzden müzik açalım, birkaç bira içip rahatlayalımcıyız. İnsan denize gireyim diye günü doldururken bir sürü şey kaçırıyor.

bozcaada 2

Nasıl gidildiğini bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Bilmeyen de açsın baksın. Feribota binerek gitme durumu gezinin çok şahane kısmı. Deniz yolculuğu en sevdiğimdir. Yıllarca okula vapurla severek gidip geldim. Çok erken bi saat değildi diye hatırlıyorum. Yola sabah çıktık. Sezonda gitmediğimiz için o delirten feribot sırası yok tabii. Böyle sezon dışında gidince gittiğin yeri trollemiş gibi oluyorsun. Sabah Starbucks’ta bi küçük kahvaltı ettik. Termoslarımız da yanımızdaydı. Acelemiz yok. Kafamızın estiği saatte çıkmışız, birlikte bavul toplamışız, öyle kahvemizi içe içe gidiyoruz. Uçakla bir yere gitmemek, yetişme endişesi taşımamak çok güzel. Yolculukta yol görmek çok güzel. Sevdiğim de çok iyi yol arkadaşıdır bu arada. İyi dj’dir, kral adamdır.

Bu arada görsel çok güzel oldu. Babam da mı tasarımcıydı ya…

bozcaada 3

Ege Otel’de kaldık. Kalmak istedimiz bir yer vardı ama rezervasyon yaptırmamıştık tabi. Peki bu tasarımın sadece otel sahibinin yapıp bozcaada.org sitesine otelini tanıtırken koyabileceği profesyonellikte bir foto olması? (şu an sol elimi çenemin altına götürüp sola doğru bir bakış atıp sinsi sinsi güldüğüm an) Gidelim, buluruz bi yer mottosuyla ve hatta gider gitmez Eski Kahve’de oturup Türk kahvemizi içtikten sonra bulduk burayı. Çok büyük bir otel bu arada. Odaların kapısında bir yazara ya da şaire ait şiirler ya da sözler var. Bizim kaldığımız odanın kapısında Oscar Wilde’dan “Kimi gittiği yeri mutlu eder, kimi terk ettiği yeri.” yazıyordu. Güzel laf. Not alalım.

bozcaada 4

Bu da otelin girişindeki odanın camının önündeki çiçek. Zaten fotoğraftan da anlarsınız. Ege Otel yazıyo işte cam var çiçek var her şey zaten çok net : ) Her gün girip çıkarken gözüm takıldı. Çalışan kızın bu çiçeği biz ne zaman çıksak suladığını gördüm. Bazen böyle saçma detaylara gözüm takılıyor. Çiçek bu tabii ki sulanacak sonuçta : ) Kahvaltısı çok kötü otelin bu arada. Kalmak isteyene başka kahvaltı alternatifleri önereyim. Taş Kahve‘nin kahvaltısı çok güzel. Onun dışında Kaikias Bozcaada diye bir otel var. Kuzeyde kalıyor otel, Kale’ye yakın bir yerde. Biz de orda kalmak istemiştik aslında. Ama bekarlığa veda partisi için gelecekler hafta sonu o yüzden dolu dendi. Bağ evlerinin olduğu bir yerde başka bir otel önermişti bize otel görevlisi. Gitmedik. Kaikias’ın kahvaltısı çok güzel sonuç olarak. Bu arada orada kahvaltı yapmadık. Instagramda gördüm kahvaltısını. Önerilerime güvenme skalanızı ona göre ayarlayın. :) Yemedim ama öneriyorum. Neden? çünkü görsel üzerinden çıkarım yapmada bir dünya markasıyım.

bozcaada 5

Bozcaada tatilimiz, Londra’ya gidişimden önceki bir tarihe tekabül ediyor. Mayıs sonunda gittik, mayısın son haftası hatta. O sırada vize işleri devam ediyordu falan. Hatta işten ayrıldıktan hemen sonra gittiğimiz için Bireysel Emeklilik hesaplarımın falan kapatılması imza vs işlerini de oteldeki abiyle halletmiştik. İlk gittiğimiz günün akşamı yağmur vardı. Ya kardeşim gittiğin her yere de mi yağmur yağar diceksiniz. Nereyi yazsam yağmur. Yapacak bir şey yoki bereketli kızım.

Limandaki sıra sıra rakı balık yapmalık yerler, ya da çarşının içindeki restoranlar (orada da konsept rakı balık) arasından seçim sizin. Bir gün orada, bir gün orada yiyebilirsiniz. Çanakkale’de yaşamıyorsanız zaten günübirlik gidilecek bir yer değil. Şu geçen bir yıl içerisinde yüz küsür kere rakı balık meze olayına girmişizdir sanıyorum. Çok seviyoruz meze yemeyi. Bir akşam şarap içtik onun dışında olayımız rakı balık konseptiydi. Bir ara yine mi balık yiyoruz diye söylendiğimi hatırlıyorum. Bendeki de mantık işte, adaya geldin güzelim tabii ki balık yiyeceksin. Bir de sıcak helva ve çay. Only sıcak helva can judge us. Beni de alıştırdı. Rakıyı duble içmezdim mesela, öyle içiyorum artık. Bu kadar balık yemezdim, hayatımda hiç tereyağlı karides yememiştim, ben bunları yiyemem diyordum. Rakı kültürüm Emre’yle oluştu aslında. Çok güzel bi akşamdı. Saatlerce sohbet ettik. İnsan özlüyor. Çok dingin bi mevsim olduğundan huzur dolduk.

bozcaada 6

bozcaada 7

bozcaada 8

bozcaada 9

Sokaklar… Rum mahallesi diye bir bölge var. Evler, kapılar, dükkanlar, yollar, çarşının içindeki mekanlar çok güzel. Bir çorba içeyim derseniz ev yemekleri yapan tek bir yer var çorbası çok güzel. Çok güzel dediğim bir şifalı mercimek değil. Orada güzel işte. İçip duruyorsun insanın midesinin de rahatlaması lazım tabii. Yürüyüş yaptık sokaklarda. Fotoğraf çekmekten yürüyemedim çoğu zaman. Çarşının içinde yemek yediğimiz başka bir akşam kedinin biri ağaca çıktı yaklaşık bir saat insin diye kediyi takip ettik. Yine güzel mezeler yedik ama bir Ayazma Restoran değil. Oraya da gelirim. Ayazma’da öyle şeyler yedik ki durup durup Kemal Kılıçdaroğlu gibi “ya böyle bir şey olabilir mi?” diye sorup durursun. Efsanevi.

bozcaada 10

Dediğim gibi suya girilecek bir hava yok. Plajda kitap okuduk. Bozcaada’da nerelerde denize girebilirsiniz, açıkçası bilmiyorum. Girmediğim için nereden bileyim ama size yine yapmadığım ama önerebileceğim bir şeyler yazayım. Bu da benim güzelliğim olsundu. Plaj olarak Ayazma Plajı var. Bir de Hebbele Plajı diye bir yer varmış orayı görmedik. Şezlong as you love me diyen yallah plaja. Ayazma tam sezonda çok kalabalık olan en popüler yer. Onun dışında daha sakin koylar var. Yayılırım yatarım herkes baksın dalgasına diyen de yallah koylara. Sulubahçe Koyu, Beylik Koyu, Tuzburnu Koyu falan filan. Çok rüzgarlı bir yer olduğu için (Ada olduğu için olabilir mi ?) Bu koyları ve plajları şöyle ayırt ediyorlar, işte poyrazda kalıyor, cereyanda kalıyor, kuzeyde kalıyor, camı ört omzum tutuldu diyerek. Migren düşmanı da bir ada baktığında. Fotoğraftaki bal surat da Arthur. Kahraman Arthur.

bozcaada 11

Ayazma’da yemelere doyamadığımız bir akşam üzerinin adından tok olduğumuz için yemekli program yapmayıp şarap içmeye karar verdiğimizde, atanamayan huysuz ve tatlı bir kadına denk geleceğimizi bilmiyorduk. Dakikalarca yan masamızda rakı içip arkadaşlarına şarkı söyledi. Sonra işte mekan sahibi abi bize kabak çiçeği dolması falan ikram etti. İnsanlar çok tatlı. Çünkü rakı : ) Evleri sorduk, kışın burada ne yapıyorsunuz diye sorduk soruşturduk. İstanbul’dan gidesimiz var. Bunu Kaş’ta da yapmıştık.

bozcaada 12

İşte dünyada paralel evrende uzay boşluğunda hatta Hakk’ın rahmetine kavuştuktan sonra da yiyebileceğim en güzel menü. Kabak çiçeği kızartması. Bunun bir de kabak çiçeği dolması versiyonu var. O hava civa. Bu çok iyi ve orada çok iyi baya yeni kızarıp geliyor. Orda yiyin. Bundan tabak tabak yedik. Ayazma plajına yemek yemeye tekrar gittik ve yine benzeri şeyler yedik. Zeytinyağlı fasulyenin rengine bak. Şu an gözlerimde yeniden kırmızı kalpler oluştu.

bozcaada 13

Biralarımızı alıp 20 dakika kadar bir araba yolculuğu sonrasında gün batımını izlemeye rüzgar güllerinin olduğu yere gittik. Çok kalabalıktı. Arkadaş bu neyin günbatımı izleme şevki? Hayatınızda hiç mi gün batmadı. Millet doluşmuş. Arabalar bir sıra oluşturmuştu ki arabayı baya uzağa bırakmak zorunda kaldık. Herkes biralarını alıp gelmiş. Gün batımını izledik. Giderken bağ evlerinin yanından geçtik. Bir sürü rüzgar gülü… Sadece bir tanesi elektriği deniz altından karaya ileterek adanın enerjisini sağlamaya yetiyormuş. Hem gün batımının renginden hem de işte sevgilin yanında falan (gözlerde kalpler olan emoji buraya) romantizme davetiye çıkaran bir yer.

bozcaada 14

Corvus bir şarap mahzeni. Fabrikası varmış orada. Farklı çeşitlerdeki üzümlerden yapılmış, yıllarına göre, tatlısından ekşisine, kırmızı beyaz rose… Şarap sevene cennet gibi (cennet ve şarap bir arada olmadıysa da başka uygun kelime bulamadım) Buradan şarap alabilirsiniz. Bir de Yunatçılar var. O da bir seçenek. Oraya gittim mi, hayır gitmedim : ) Ama söyler miyim, söylerim.

bozcaada 15

Şarabıyla, zeytinyağıyla, damla sakızlı kurabiyesi ve reçeliyle meşhur olan Bozcaada’dan hepsini temin edip bagajımızı doldurarak döndük. Kurabiyenin yarısını yolda gelene kadar ben yedim. Ezine’de check-in yapınca telefonuma gelen mesajlarla bir de yoldan peynir stokladık. Şarapların bir kısmı hala evde duruyor. Abartmışız alırken.

Huzur dolu mis gibi günlerdi. Umarım yine geliriz. Teşekkürler Bozcaada!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Bozcaada ile ilgili okuduğum en tatlı yazılardan biri. Belirsiz ama belirgin, deneyimsiz ama deneyimli, sevimli mi sevimli… Daha çoğunu yazmak için bir kez daha gelirseniz beni de bulun. The Magger uzundur posta kutumda:) Sakin Ada Evi sahibesiyim. Tanışır, bozcaada sohbeti yaparız. Sevgilerimle. Türkan.

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?