Eylül ayıyla birlikte film festivalleri ve ödül sezonu başladığından 7. sanat kış aylarında gündemimizi daha fazla işgal ediyor. Havaların soğumaya başlamasıyla battaniye altında izlenecek filmlerin içimizi ısıtan can simitlerimiz oluvermesi de cabası! Hal böyle olunca şehre dönüşle birlikte soğuyan havalara alışmamıza yardımcı olacağına inandığım, tam da elimizde kahvemizle izlemelik zamansız film listemi ve şans vermeniz gerektiğine inandığım sonbahar-kış favorilerimie başlıyorum.

Perks of Being a Wallflower (Saksı Olmanın Faydaları) 2012, Stephen Chbosky

En kısa özetiyle tarzını, tavrını çok beğendiğimiz Emma Watson’lı bir büyüme hikayesi Saksı Olmanın Faydaları. Sosyal hayatla ilgili problemleri olan ve yakın arkadaşının arkadaşının intiharıyla çıkmaza sürüklenen Charlie’ nin hayatı, yeni edindiği iki arkadaşlıyla değişiyor. Bu da bize sıcacık bir hikayeyle anlatılıyor.  Hayattan zevk almayı öğrenen bu büyüme hikayesine gençlik filmi demenin haksızlık olacağını düşünüyorum. Tam bir sonbahar kış filmi olan Saksı Olmanın Faydaları, müzikleriyle de mutlu eden filmlerden.

 

Das Lieben Der Anderen (Lives of Others – Başkalarının Hayatı) | 2006, Florian Henckel von Donnersmarck

79. Oscar Töreni’nde En İyi Yabancı Film kategorisinde ödül alan bu Alman yapımı filmi, Berlin’de sessiz ve çekici bir taraf bulan ve onu sevenler çok daha güzel bulacaktır eminim. Film, Doğu Almanya’da, “herkesin hayatı”nın kategorize edildiği bir siyasi dönemde Stasi adına çalışarak ajanlık yapan Wiesler’in çevresinde geçiyor. İnsanların zaaflarını, tutkularını yavaşça ama sıkmadan anlatan dram türündeki bu yapım, karakterleri işleyişi bakımından da kesinlikle etkileyici.

 

Begin Again (Yeniden Başlamak) | 2013,  John Carney

Begin Again, içinde güzel müzikler olan, hem romantik ilişkilere hem de bağımsız bireylere değer veren en güzel filmlerden biri bence. Başrollerinde Adam Levine ve Kiera Knightley’in yer aldığı filmde bol bol güzel şarkılar, arkadaşlık ve aşk hikayeleri göreceksiniz. Bu ikilinin filmi kötü olabilir mi dediğinizi duyar gibiyim, hakikaten Maroon 5’tan tanıdığımız Levine’in buradaki performansı da çok başarılıydı. Hem güzel şarkılar dinlemek hem de ısınmak için güzel bir cumartesi akşamı filmi olabilir, bir şans verebilirsiniz.

 

The Hours (Saatler) | 2002, Stephen Daldry

Julianne Moore, Meryl Streep ve Nicole Kidman’ın başrollerini paylaştığı The Hours, adeta oyunculuk dersi niteliğindeki filmlerden. Her birinin hayatı Virgina Woolf’un Mrs. Dalloway kitabıyla kesişen tarihin farklı döneminde yaşayan 3 kadının hikayesini anlatan film yalnızlık, umutsuzluk gibi zamansız sorunları yazar, ev kadını ve modern kadın modelleri üzerinden anlatıyor. Efsane üçlüyü bir arada izleme fırsatını kaçırdıysanız bu kez hiç durmayın, bu filme şans verin.

The Grant Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) | 2014, Wes Anderson

Her kış yeniden izlesem bile asla sıkılmayacağım Büyük Budapeşte Oteli filmi, Wes Anderson dehası ile görsel şölene dönüşüp kış günlerimizi ısıtacak cinsten. Avrupa’nın savaşta olduğu bir dönemde Budapeşte Oteli’nin yalnızca kapı görevlisi değil, her şeyi olan Gustave H. ve lobi görevlisi olarak işe başlayan Mustafa’nın nam-ı değer Zero’nun hikayesini izlediğimiz filmdeki yıldızlar geçidi de saygı duruşu niteliğinde. Ödüllerle taçlanan filmi izlemediyseniz bu kış kesinlikle izleyin, izlediyseniz bile insanın içini ısıtan Budapeşte Oteli’ni yeniden hatırlamayı unutmayın. :)

 

An Education (Aşk Dersi) | 2009, Lone Scherfig

Carey Mulligan hayranı olsam da bu filme iltimas geçildiğinin düşünülmesini kesinlikle istemem. Çünkü naiflik ve zarafet adına ne varsa bu filmde bulunduğuna yürekten inanıyorum. Genelde aşk kokan filmlere karşı bir  direncim olur ancak bu filmi bu şekilde değerlendiremiyorum. Başrollerinde Carey Mulligan ve Peter Sarsgard’ın yer aldığı, 1960’larda geçen hikayede, bir genç kızın olgun bir genç adamla olan aşkı ve bu aşkı yaşarken hayatı öğrenme hikayesi anlatılıyor. Adım adım olgunlaşan Jenny, kadın olmanın zorluklarıyla ve mantık ile aşk arasında gelgitlerle dolu zorlu bir dönemden geçiyor. Dönem filmlerini sevenlerdenseniz bu filmi de çok seveceğinize eminim.

Loving Vincent (Sevgiler Vincent) | 2017, Dorota Kobiela, Hugh Welchman

Van Gogh, Da Vinci’den sonra en sevilen ressamlardan birisi olarak tanınıyor. Onu insanlara bu denli sevdiren ise, kimse tarafından anlaşılamayan acıklı bir hikayesi olması ve beraberinde kendi kulağını da kesmesi dahil pek çok dram yaşamış olması. Bundandır ki Van Gogh’un hayatını anlatan çok film çekildi. Ancak hiçbiri Loving Vincent kadar etkileyici, dokunaklı ve Vincent’i anlatan derinlikte değil bana kalırsa. Van Gogh’un resimlerinden yola çıkarak animasyon olarak çekilmesi de dahil her ayrıntısını sevdiğim filmi izlemediyseniz kesinlikle izleyin. Filmden sonra Vincent’ın kardeşi Theo ile olan mektuplaşmalarını derleyen kitapları okumaktan kendinizi alamayacaksınız.

 

A Separation (Ayrılık) | 2011, Asghar Fahradi

Büyük aksiyonlar, çok büyük olaylar anlatmadan da durum analizi y apabilen filmleri çok sevdiğim bir gerçek. İranlı yönetmen Asghar Fahradi’nin filmi Ayrılık da tam olarak bu kategoriye giriyor. Film; görüş ayrılıkları nedeniyle boşanmak isteyen Nadir ve Simin’in, kızlarının velayeti üzerinde anlaşamamaları nedeniyle uzayan boşanma sürecinde yaşanan olayları, modern ve gelenekseli, doğru ve yanlışı, bencillik ve öfke gibi çok insani duyguları etkileyici bir sadelikle anlatıyor. Farklı dillerde, alışkın olduğumuz Amerika ve Avrupa tarzı filmlerden öte bir şeyler izlemek isterseniz Ayrılık çok güzel bir seçim olacaktır.

Phantom Thread | 2017, Paul Thomas Anderson

Başrolünde Daniel Day-Lewis’in olduğu bir film kötü olabilir mi? 50’li yıllarda Londra’da bir modaevi sahibi olan Reynolds Woodstock’un başarılı ve neredeyse mükemmel hayatı; yanında çalışmaya başlayan ve bundan kısa süre sonra kalbini çalan “yeni kız” Alma’dan sonra çok değişiyor. Yine dönem filmi olarak benim favorilerimden olan film, bana konusu ve sonu itibariyle çok farklı geliyor ve bundandır ki kesinlikle kış favorilerimden. Yalnız filmin biraz durağan olduğunu eklemek lazım. Geçtiğimiz senelerde ödül adaylıklarıyla adından söz ettiren filmi izlemediyseniz bu kış tam da zamanı bence.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN