Bushcraft: İnsan ve Doğa Arasında Asırlar Önce Kopan Bağ
İşin özüne derinlemesine baktığımızda aslında her şey yaklaşık olarak 12.000 yıl önce, homo türlerinin yeryüzünde attığı belki de en büyük adım, yaptığı en büyük girişimle başladı: Tarım devrimi. Tarım devriminden önce insanlar, günümüzde “Bushcraft” olarak tanımladığımız, ilkel beceriler ve doğal malzemeler kullanarak doğada hayatı idame edebilme prensibi üzerine hayatlarını sürdürüyorlardı. Peki, sonra ne oldu?

Bahsettiğim durum aslında biraz da konfor alanıyla ilişkili, 2.5 milyon yıl boyunca homininler bir şekilde müdahalede bulunmadıkları vahşi bitki ve hayvan türlerini yiyerek yaşamlarını sürdürdüler. Tarımla birlikte artık bu arkaik avcı toplayıcılar daha rahat bir yaşam tarzı olan yerleşik duruma geçmeye başladılar. Tohum ekmek, hayvan gütmek gibi temel tarımsal durumlar çok daha çekici hale gelmeye ve hızla dünyanın her yerine yayılmaya başladı.
Duruma fizyolojik ve anatomik olarak baktığımızda ise insanların vücut yapısının mekanik işleyişi gereği tarımsal işlere çok da uygun sayılmazdı. Tarlada taş toplamak veya su kovaları taşımak yerine avlayacakları vahşi hayvanların peşinden koşmaya ve ağaçlara tırmanıp meyve toplamaya daha da uygundu. Tarımsal işler çeşitli fiziksel sorunları da beraberinde getirdi; insanlar bu konforun bedelini boyun, bel gibi omurga problemleri ve diz ağrıları yaşayarak ödediler.

İnsanlar tabiatları gereği geniş çaplı besin kaynakları yiyerek gelişen, hemen her şeyi yiyen canlılar. Tarım çok zaman alan bir durum olduğu için insanlar ektikleri tarlalara yakın yerlere yerleşmek durumunda kaldılar, işte bu durum insanların hayatını tamamen baştan tasarladı. İnsan buğdayı değil, buğday insanı evrimleştirdi desek daha mantıksal bir bakış açısı olur. Tarım devriminden önce tahıllar hominin beslenmesinin oldukça küçük bir bölümünü oluşturuyordu, bu durumun çokluğu ve günümüze kadar gelen çeşitliliği tarımla birlikte gelişti. Tahıllara dayalı bir beslenme biçimi mineral, vitamin yönünden düşük aynı zamanda sindirimi de zor.

Doğaya Saygı ve Adaptasyon
Tarım devrimi insanların hayatını yeniden şekillendirdikten sonra beraberinde aslında bir çok sorun da kendini götermeye başladı. Bunların en başında doğaya olan saygımız ve bizim de her canlı gibi ekolojik zincirinin bir halkası olduğumuz tabiata karşı ne kadar uyum sağladığımız yer alıyor.
Doğaya olan saygımızın yitmesi yıllardır inanılmaz bir çabayla hız kesmeden dünyanın her yerinde devam eden vahşi yaşam alanlarının tahribatını doğurdu. İnsanın dizginlenemeyen hırsı sayesinde son 50 yıl içerisinde vahşi yaşam popülasyonları % 70 oranında azaldı. Yalnızca bu da değil; saldığımız CO2 gezegenimizi son 500 milyon yıldan daha fazla ısıttı, böylelikle doğal dengeyi bozup kara ve deniz yaşamının büyük bir kısmını yok ettik. Bütün bunların üstüne tam anlamıyla bir karbon bataklığı görevi gören ormanlarımızı büyük oranda tükettik. Bunların hepsi ve daha fazlası birbirini tetikleyen üç ana sorunla ilerliyor: Küresel ısınma, İklim değişikliği ve Biyoçeşitlilik kaybı. Bu sorunların ortaya çıkışının en büyük ve belki de tek müsebbibi ise biziz.

Gezegenimiz oluşumu boyunca günümüze kadar bildiğimiz kadarıyla beş kitlesel yok oluş yaşadı. Bazılarının etkisi son derece yıkıcı oldu, bütün canlı popülasyonlarının yüzde doksanından fazlası yok oldu ancak hiç bir zaman bizim gibi doğayı tehdit eden bir tür olmadı, öyle ki bilim insanları 6. kitlesel yok oluşun bizden yani insan elinden kaynaklı olacağını düşünüyor. Normal şartlarda tabiata bizden kaynaklı bir hasar gelmediği takdirde onu korumamıza veya varsa bir sorun insan eli müdahalesi ile düzeltilmesine gerek yok çünkü doğa bunu son derece mükemmel bir şekilde yapma becerisine zaten sahip. Ancak uzun yıllardır küresel ısınma, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı gibi sorunların neredeyse tamamı bizden kaynaklı olduğu için olumlu yönde bir müdahalede bulunmamız doğru bir yaklaşım olur ve pek tabii gereklidir de.
Bütün bu sorunları olabilecek en etkili düzeyde düzeltebilmek için bütün insanlığın doğru bir biçimde bilinçlendirilmesi ve her bireyin tabiata karşı üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Bunun için tabiatla her zamankinden çok daha fazla bütünleşmemiz gerekiyor, kısacası sadece bizler değil özellikle bizden sonra gelen nesilleri de doğru bir şekilde yetiştirmemiz gerekiyor. Sporcu ve TV sunucusu Serdar Kılıç‘ın bu konuya ilişkin çok güzel bir cümlesi bulunuyor: “Doğaya ağaç değil, çocuk ekin”.
Asırlar önce, tarım devriminden bile çok önce olduğu gibi tabiata saygı duyarak ve o ekolojik zincirin bir halkası olduğumuzu unutmadan tabiatla uyum içerisinde yaşamaya devam etmemiz, hem bizim hem de bildiğimiz kadarıyla (şimdilik) yaşamın mümkün olduğu tek gezegen olan dünyamız için oldukça kritik bir öneme sahip.
Tabiatla Uyum İçerisinde Yaşamanın Stratejileri

Bushcraft terminolojik olarak “bush” çalı “craft” ise zanaat şeklinde bir karşılığa denk düşüyor, bütünsel olarak incelediğimizde ise “ormancılık” gibi kelimelere karşılık geliyor. Bushcraft temel olarak en basit anlamda; “ilkel beceriler ve doğal malzemeler kullanarak doğada hayatı idame edebilme disiplinidir”.
İçerisinde çeşitli teknik ve taktiklerin bulunduğu, (ateş yakma, barınak yapımı ve kullanımı, yön tayini, temel ekipmanlar, alet yapımı, besin temini, su temini ve arıtma teknikleri, vb.) sayısız bilgi kaynağının olduğu ve faydalandığı bilim dallarını (jeoloji, arkeoloji, mikoloji, botanik, fizyoloji, biyoloji, vb.) kendine temel alan, doğayla tamamen bütünleşmiş bir felsefeye ve prensibe dayalı bir yaşam biçimi.
Bushcraft yaşam biçimini benimseyen her birey doğaya karşı nasıl bir yaklaşım tarzı sergilemesi gerektiği tam anlamıyla kavrıyor, bu sebeptendir ki tabiata olan saygımızı, nasıl adapte olmamız gerektiğini ve yıllardır insan ile tabiat arasında kopan bağın onarımı için son derece kritik bir yere sahip.
Son zamanlarda gittikçe popüleritesi artan ve insanların sıklıkla “kampçılık” adı altında yaptıkları çeşitli bilinçsiz aktiviteler mevcut, bunların kesinlikle bushcraft ile ilişkisi yok. Sıradan bir kamp faaliyeti gerçekleştirilse bile atılacak her adımda öncelik sıralamasında doğaya saygı en başta gelmeli, bunun aksini yapan çok fazla kurum veya kuruluş bulunduğu için üstünde durmakta ve o ince ayrımı yapabilmekte ziyadesiyle fayda var.
Kapak Fotoğrafı: BBC
İlginizi çekebilir: Cansu Şengün’den Agroturizm

Kadir Yabalak







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!