Ne yalan söyleyeyim, geçtiğimiz senenin ardından küsmüştüm İstanbul’a. Beyoğlu’na gidememek, yaşanan kötü olaylar, hiç bitmeyen trafik, yüzlerce duyduğum hikaye evlenmeden önce Pera’da yaşayan beni, Ortaköy’deki evime kapatmıştı. Son zamanlarda ise kendime geldim; bu güzel şehre şans veriyorum sürekli. Beyoğlu’na, Galata’ya daha sık gidiyorum. Geçen hafta Balat ve Sirkeci’de buldum kendimi. Havaların da güzel oluşuyla, bu gezmeler bana ilaç gibi geldi. Cumartesi günümün 5-6 saatini Sirkeci’de geçirdim. Sirkeci gezimden iki önemli noktayı size anlatmak isterim :)

Tekten Vintage Optik

Mehmet Tekten’in Türkiye’nin birçok yerinden özenle toplayıp getirdiği gözlüklerin ana merkezi, Doğu Bank’ın hemen yanındaki Şah-As Han’ın içerisinde yer alıyor. Tekten Optik’i yaklaşık 4 sene önce sevgili Deniz Yılmaz, theMagger’da yazmıştı ve ben de çok merak edip ilk fırsatta buraya uğramıştım. Tekten Optik, şuan birçok modern optikten ciddi fiyatlara alabileceğiniz ürünlerin (fikrimce) çok daha güzellerini çok daha uygun fiyatlara burada satıyor. En son kendime iki adet 1970 model Lanvin marka güneş gözlüğü aldım. Ve her ikisine de bayıldım! Mehmet Bey, dükkandan içeri girdiğiniz anda sizi güleryüzüyle karşılıyor. Gözlükler hakkında yorumlar yapıyor, size çay-kahve ısmarlıyor. 10’larca gözlük deneyip aralarından seçerken, Mehmet Bey’le sohbet etmek oldukça keyifli oluyor.

Bu arada yeni öğrendiğim bir detay ise; Mehmet Bey’in çocuklarının Cihangir’de Sıraselviler Caddesi’nde Vaveyla Vintage isimli bir gözlük açmış oldukları. Bence çok mantıklı bir girişim olmuş; umarım iyi satışları olur :)

Vintage gözlüklere merakı olanların Tekten’e mutlaka uğraması gerekiyor. Size önerim, içeri girdiğiniz anda gözlük denemeye başlamadan önce duvardaki 1800’lerden kalma gözlükleri incelemeniz. Burası küçücük bir dükkan olmasına rağmen, adeta bir gözlük müzesi niteliğinde. İkinci bir tavsiyem ise; yalnızca görünürdeki gözlüklere değil; teker teker çekmecelerin içine de bakmanız. Beklemediğiniz bir gözlük modeli çekmecelerin de içinde saklı olabiliyor.

Deniz Yılmaz’ın Tekten Optik hakkındaki yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Can Oba Restaurant

Gelelim Sirkeci’nin, günümüzü enfes yapan 3 saatine. Aranızda Can Oba’yı duymayan yoktur. Zaten burası yeni bir mekan değil; ancak theMagger’ın instagram’ında yaptığımız ankette Can Oba’ya gitmeyenlerin %75’in üzerinde olduğunu görünce bu yazıyı yazmam gerektiğini düşündüm.

Sirkeci’de Hocapaşa Hamamı Sokak’ta yer alan Can Oba Restoran’ı ilk gördüğümüzde “Burası mı?” dedik; çünkü mekan çok küçük ve gerçekten tam bir Sirkeci esnaf lokantası havasında. Girişinde Can Bey’in ilk restoranı olan kebapçısının menüsü asılı. Girince içeriye sorduk; “Doğru yerdeyiz değil mi?” Evet, doğru yerdeymişiz. Can Bey mekanı bir kebap restoranıyken sahip olduğu menüyü tam mekanın girişinde büyük bir şekilde anı olarak saklıyormuş.

Menü geldiğinde gerçekten ağzımız sulandı. Seçenekler az ama öz. Üç çeşit çorbanın (Kestane, Patates, Balık) arasından ben balık çorbasını seçtim. İyi ki de öyle yapmışım. İçerisinde midye, karides ve büyük balık parçaları olan çorba uzun zamandır içtiğim en iyi balık çorbasıydı. Ara sıcaklarda yalnız bir seçenek vardı; deniz tarağı. Menüde deniz tarağı varsa, söylememek olmaz değil mi? Ispanak yatağında ıstakoz sosu ile gelen deniz tarağı harikaydı. Can Bey, deniz tarağını bir Japon sosu olan (genelde kod balığıda kullanılan) miso sosu ile de yapabilir. Las Vegas’ta ünlü balık restoranı Joe’s’da yO da inanılmaz olur, tabii şahsi fikrim :)

Can Oba’nın restoranındaki sunumlar o kadar güzel ki, ilk başta yemeye kıyamayıp, sunumdaki renkleri ve düzeni inceliyorsunuz. İstanbul’da gittiğiniz birçok “fine dining” restoranında bile bu kadar güzel ve özenli bir sunumla karşılaşmadığınızı garanti edebilirim.

Balık ve ara sıcağın ardından herkes menüden farklı lezzetler seçti; masaya üzerinde ahtapot olan cevizli risotto, portakal sosunda levrek, vişneli soslu ördek, elma ve armutla servis edilen ciğer ve beefstragonof geldi! Hepsi birbirinden enfesti; ancak favorimi sorarsanız şüphesiz cevizli risotto derim.

Tatlıya gelirsek… Can Oba’da tiramisu yemeniz gerçekten şart! Yanında erik sosu ile gelen tiramisu, İstanbul’da yediğim en iyi tiramisulardandı. Kışın da greyfurt ile yapılıyormuş tiramisu, bu ikili de yakışıyormuş Can Bey’in bize dediğine göre. Güzel bir tiramisu yemek için her seferinde İtalya tatillerini bekliyordum, artık Sirkeci’ye gideceğim :)

Bu arada bunu notlarım arasında yazmak zorundayım; Can Oba’da ne yazık ki şarap yok. Mekan, olduğu konumdan dolayı alkol satmıyor; hatta yemeklerini hazırlarken tariflerde şarap bile kullanamıyor. Ne yalan söyleyeyim; bu yemekleri bir de güzel bir kırmızı şarap eşliğinde deneyimlemek isterdim… Özellikle gelen turistler, bu yemeklerle beraber şarap içemeyecekleri öğrendikleri zaman oldukça şaşırıyorlarmış ve bu menüye şarap ekleyememe durumunu kesinlikle anlamıyorlarmış. Çok haklılar.

Güzel bir haber: Can Oba Restoran’a gidip, instagrama fotoğrafları koyunca, birçok kişi yemeklerin boyutunu sordu. Porsiyonlar gayet ideal büyülükte. Tiramisuya aşık olmama rağmen bitiremediğimi söylersem, bu kafasında soru işaret olan kişileri tatmin edecektir diye düşünüyorum.

Siz siz olun havalar tam daha soğumadan Sirkeci’ye önce Tekten Optik’e sonrasında da Can Oba’ya uğrayın. Pişman olmayacaksınız!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?