Üşümüş yalnızlıklar yaşadık bu hafta… Kırmızı burunlarımız bizi her fırsatta ele verdi ve biz, hep sığınacak sıcak mekânlar aradık kendimize. İçtiğimiz sulara demlikten sıcak su damlattık, sıcak çikolatalara pul biberler ekledik, bitki çayları vazgeçilmezimiz oldu ama asla kendimizi eve kapatmak istemedik! O halde ne yapmalı? Hadi başlayalım!

çuMekân: Çiya Sofrası, Kadıköy

Zaman: Bir Pazartesi akşamı, iş çıkışı

Dışarıda tüm heybetiyle ruhumuzu sarıp sarmalayan bir rüzgâr, içeride göz kapaklarımızı yer çekimine yenik düşüren kasvetli dakikalar ve arafta kalan insan kimliğimiz… Bu üçgenin iç açıları toplamı ne kadar eder bilmem ama hayatın her an bizden eksildiği kesin. Tutamadığımız, tutunamadığımız her zaman zerreciği bizi sıkıntıya mahkûm ediyor olsa da biz Polyanna kalmaya devam edelim. İlk savaşımız da Pazartesi ile olsun! Ne dersiniz?

Çiya Sofrası, Kadıköy

çiya

Bu haftaki serüvenimiz Çiya ile başlasın! Vapurdan inince Kadıköy’ün senfoni orkestrası olan denizi ve gürültülü sessizliği dinliyoruz bir süre. İçimiz ısınıyor, gülümsüyoruz. Rüzgârın sevimsizliğine aldırmadan rıhtımdan koşar adımlarla Balıkçılar Çarşısı’na doğru ilerliyoruz. Gözümüze taze balıklar, bin bir çeşit yeşillikler takılıyor ve şöyle bir etrafı gözlemleyerek derin bir nefes çekiyoruz içimize. Halil’in sokağına gelip üç tane art arda sıralanmış Çiya’yı görüyoruz. Üçü de bizi kendine çekiyor olsa da birinde karar kılmak zorunda olduğumuzdan, hemen sağdakine doğru ilerliyoruz.

8

Kapıyı açar açmaz kokular mozaiğiyle karşılaşıyoruz. Hemen sağda yer alan yemek tezgâhını incelemeye başlıyoruz. Neler yok ki burada! Isırgan otlu çorba, ayva dolması, lorlu karalâhana dolması, ezogelin çorbası, beyaz havuçlu yemek ve neler neler… Aşçımız bize tüm yemekleri ve içeriklerini tek tek anlatıyor. Biz de nihayet karar verme aşamasına gelip ezogelin çorba, lorlu karalâhana dolması ve beyaz havuçlu yemekten söylüyoruz. Beyaz havucu daha önce hiç görmediğimden, tadına bakmak için sabırsızlanıyorum. Masaya oturup yemeklerin gelmesini beklerken etrafı inceliyoruz. İş çıkışı olduğu için içerisi hayli kalabalık ve insanlar halinden memnun olmalı ki, hepsi neşe içinde yemeklerini yiyor. Duvarlardaki sevimli tablolar, geniş pencereler ve samimi atmosferi ile bizi büyüleyen Çiya’yı incelerken yemekler de geliyor. Çorbamızı içip hemen havuca saldırıyoruz. Görüntüsü patatesi andırsa da tadında ekşi-tatlı bir aroma barındıran bu yemek beni kendine aşık ediyor! Bakır tabaktaki sunumu Anadolu’nun eşsiz güzelliğini anımsatıyor. Karalâhana dolması da ayrı bir leziz! Yemekten sonra Gaziantep yöresine ait Zahter Çayını içiyoruz. Midemizi rahatlatıp yorgunluğumuzu alan bu çayı kesinlikle herkese tavsiye ediyorum. Çiya Sofrası’na hayran olanlar grubunun artık biz de bir üyesi oluyoruz ve nur topu gibi bir sevinçle buradan ayrılıyoruz.

IMG_0993

Menü

Ezogelin Çorbası

Lorlu Karalâhana Dolması

Beyaz Havuçlu Yemek

Zahter Çayı

Yoksa siz Pazartesi işten sonra tıpış tıpış eve gidenlerden misiniz?

Çiya Sofrası Adres: Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sok. No:43 Kadıköy / İstanbul

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?