Kadıköy Balıkçı Çarşısı’nın kendine has cümbüşünü içinize çekip yavaş yavaş ilerleyin. Tezgahlardaki taptaze meyve ve sebzelerin, her tonuyla sizi kendine hayran bırakan baharatların ve tablalara inanılmaz simetrik dizilmiş, pişirilmeyi bekleyen balıkların sizi Çiya Sofrası, Kadıköy’e götürmesine izin verin.

İçinde yaşadığınızı hissettiren o renk ve lezzet cümbüşünden ilerledikçe karşılıklı iki mütevazi restoran çıkıyor karşınıza, tabii bu iki restoran arasından seçim yapmak o kadar da kolay olmuyor. Bir yandan Anadolu coğrafyasının en eski ve geleneksel reçetelerinin önünüzde sergilendiği Çiya Sofrası, bir yandan da karşı konulmaz bir kebap çeşitliliğiyle Çiya Kebap aklınızı çeliyor.

Benim için Çiya her lezzetiyle bir bütün, çocukluğumun babaannemle birlikte yediğim fındık lahmacunlarından, gençliğimin dershane çıkışlarındaki kebaplarına ve hatta şu anki geleneksel Anadolu mutfağına olan ilgime uzanan bir lezzet serüveni. Öyle ki, Çiya Sofrası’na her gidişinizde farklı bir kültüre ait bir deneyim yaşayabilmeniz mümkün. Azeri, Gürcü, Türk, Arap, Ermeni, Osmanlı, Süryani, Selçuklu, Yahudi gibi birçok farklı kültüre ait yemekler, yörelerinin gelenek, görenek ve inançlarına uygun olarak hazırlanıp servis ediliyor. Çiya tıpkı adı gibi yüksek dağ başlarını ve dağ çiçeklerini çağrıştırıyor. Geçmişten günümüze uzanan bu kültür mozaiğinin temelinde de derin bir araştırma ve hayranlık uyandıran bir hikaye yatıyor.

Gaziantep’in Nizip ilçesinde fırıncılık mesleğiyle yetişen Musa Dağdeviren’in Çiya hikayesi 1987’de İstanbul’da küçük, altı masalı mütevazi bir lokanta olarak başlıyor. Çoğunlukla fırın ve kebap üzerine lezzetler sunan restoran, Musa Dağdeviren ve eşi tarafından her zaman bir lokantadan ziyade bir laboratuvar ve araştırma merkezi olarak görülüyor. Çiya Kebap’ın açıldığı günden itibaren kebap denemeleri ve araştırmalar gerçekleştiriliyor. Bilinen kebap çeşitlerinin yaklaşık 40 adet olmasına rağmen Çiya Kebap menülerinde 100 çeşit kebaba yer veriliyor ve ilk vejeteryan lahmacun ve kebap uygulamaları gerçekleştiriliyor.

İlginizi çekebilir: Ünlü Türk Şefler

Çiya Sofrası’ndaysa Musa Dağdeviren, Anadolu mutfak kültüründe artık yörelerinde bile unutulmaya bırakılmış yemekleri, kaybolmuş lezzetleri ve gelenekleri günümüze kendi mutfağı aracılığıyla taşıyarak bir kültür sofrası açıyor. Belirlediği 40 köy içerisinde 18 ay boyunca bölge çalışmalarıyla ilgili bir yemek atlası ve lügat oluşturarak yemek antropoloğu görevi üstleniyor. Üç ayda bir yayımlanan “Yemek Kültürü” adlı dergilerindeyse Türkiye’deki tarım, beslenme ve yeme-içme kültürü alanında kapsamlı bir çalışmaya imza atılılıyor.

Türkiye’deki yemeğe dair kültürel hafızayı elde etmek ve bu alanda yapılan araştırmaları desteklemek adına Kocaeli’nde kurduğu Çiya Vakfı’yla bu coğrafyanın mutfak ve yeme-içme kültürüyle ilgili üniversitelerle ve derneklerle birlikte çalışan bir vakıf kuruyor. Coğrafi işaretli lezzetlerin ve metodların kaybolmaması için çabalayan Çiya Kadıköy, yaşadığımız topraklara kattığı kültürel zenginliğiyle bir restorandan çok bir okul anlaşıyla çalışmalarına devam ediyor.

Instagram

İlginizi çekebilir: Emre Eminoğlu’ndan Chef’s Table 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN