Claire Arkas ile: "Göz Sözden Önce Gelir" Sergisi Üzerine
Sizleri, İzmir’de sanat denilince akla gelen en önemli rotalardan biri olan Arkas Sanat Merkezleri’nin Alaçatı durağında yer alan yeni bir sergiye davet ediyorum. Arkas Sanat Alaçatı bu kez Claire Arkas’ın 22 yıla yayılan sanat yolculuğunu bir araya getiren kapsamlı retrospektifine ev sahipliği yapıyor. “Göz Sözden Önce Gelir” başlığını taşıyan sergi, değişen zamanı kendi içimizdeki dönüşümle nasıl algıladığımızı, tek bir anlatıdan ziyade bir bakış pratiği üzerinden ele alıyor. Otoportrelerden peyzajlara uzanan geniş seçki, farklı tekniklerle üretilmiş 83 eseri bir araya getirerek “bakmak” eylemini zaman içinde yeniden düşünmeye davet ediyor. 1 Kasım’a kadar görülebilecek bu sergi, izleyiciyi yalnızca izlemeye değil, kendi görme biçimiyle yüzleşmeye çağırıyor. Bu yazının devamında yer alan Claire Arkas röportajı ise, serginin ardındaki görme dünyasını daha yakından anlamak isteyenler için sanatçının üretimine dair düşünsel katmanlara açılan bir alan sunuyor.
Bu sergiye dair en çok beni etkileyen şey, aslında bir anlatı kurmaktan çok bir “durma hâli” yaratması oldu. Eserlerin karşısında sadece bakmadığınızı, bakışınızın yavaşladığını ve zaman zaman kendinize döndüğünüzü hissediyorsunuz. Claire Arkas ile yaptığım röportaj bu nedenle benim için yalnızca bir sanat söyleşisinden çok daha fazlasını ifade ediyor, aynı zamanda bir görme biçiminin izini sürme deneyimiydi. Onun işlerine yaklaşırken neden bu kadar etkilendiğimi ve bu üretimin arkasındaki düşünsel dünyayı daha yakından anlama isteğimi bu süreçte daha net fark ettim. Bu yazı, hem o merakın hem de sanatçıyla kurulan bu karşılaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Sergi, küratörlüğünü Karoly Aliotti’nin üstlendiği, proje direktörlüğünü ise Özlem Tunca’nın yürüttüğü kapsamlı bir seçkiyle izleyici karşısına çıkıyor. “Göz Sözden Önce Gelir”, Claire Arkas’ın farklı dönemlerde ürettiği 83 eseri bir araya getirerek kronolojik bir anlatı kurmak yerine, üretim boyunca süreklilik gösteren bir görme pratiğini merkeze alıyor. Resim, desen, suluboya ve taş baskı gibi farklı tekniklerle üretilen işler; otoportreler, peyzajlar ve doğa izlenimleri etrafında ışık, zaman ve bakış kavramlarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Sergi, üretimi dönemlere ayırmak yerine, yıllar içinde tekrar eden temaları bir “alışkanlık” değil, derinleşen bir görme biçimi olarak okuyan bir alan açıyor.
Merhaba Claire Hanım. Öncelikle bana ve theMagger.com okuyucularına vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. “Göz Sözden Önce Gelir” serginiz benim için çok tetikleyici oldu ve bu nedenle serginin düşünsel katmanlarına daha yakından bakmak istedim. 22 yıllık sanat üretiminizi kapsayan retrospektif serginize “Göz Sözden Önce Gelir” ismini verdiniz. Bu isim sizin için neyi temsil ediyor?
Bu başlık John Berger’in görme üzerine düşüncelerinden geliyor ve bakmanın anlatmaktan önce geldiği fikrine dayanıyor. Ben büyük söylemler ve hikâyeler anlatan değil, daha çok resmin kendisini bir görme biçimi olarak ele alan biriyim. Bu açıdan serginin ismi, resimde yalnızca görme üzerinden açılan ve sözcüklerin her zaman ulaşamadığı bir alanı temsil ediyor.
Sanat hayatınızın zaman içindeki yolculuğuna baktığınızda gördüğünüz değişimleri nasıl yorumlarsınız?
Her açtığım sergi, geriye dönüp üretimime bakmak, yaptığım işleri yeniden değerlendirmek ve kendimi sorgulamak için önemli bir dönüm noktası oluyor.
Yaratım sürecinizde sizin için form mu yoksa ışık mı önceliklidir? Dünyaya baktığınızda ilk olarak neyi görürsünüz?
Benim için önemli olan, hızla tükettiğimiz bu dünyada artık sıradanlaşmış imgeleri yeniden görünür kılabilecek bir bakış alanı açabilmek.
Işık işlerinizde neredeyse bir anlatıcı gibi davranıyor. Işığın sizin için karşılığı nedir?
Işığı açıklayan bir unsurdan çok, düşündüren bir şey olarak görüyorum. Bazı şeyleri görünür kılarken bazılarını geri çekmesi, belirsiz bırakması beni ilgilendiriyor. Bu yüzden işlerimde netlikten çok kırılmalar, yansımalar ve tam çözülemeyen geçişler öne çıkıyor.
Bir görüntü ne zaman “gerçeklik” olmaktan çıkar ve başka bir şeye dönüşür?
Bir görüntüye sadece gördüğümüz şey olarak bakmayı bıraktığımız anda dönüşmeye başlar. İçinde duygu, hafıza ya da kişisel bir çağrışım oluştuğunda artık yalnızca bir görüntü olmaktan çıkar.
22 yıl boyunca üretiminizde tekrar eden temalar neler ve bu tekrarı nasıl tanımlarsınız? Bir ısrar mı, yoksa bir arayış mı?
Yansımalar, cam yüzeyler, objeler, iç mekânlar ve doğa görüntüleri yıllar boyunca tekrar döndüğüm temalar oldu. Ancak bunlar bir tekrar değil; her seferinde farklı bir oluşum biçimi taşıyor.
Zaman sizin işlerinizde bir anlatı mı, yoksa bir malzeme mi?
İkisi de. Ama ben zamanın daha çok bir malzeme olduğunu düşünüyorum. Çünkü zaman benim için ölçülen değil, bakışın içinde hissedilen bir şey.
Otoportrelerinize baktığımızda kendinizle ilgili çok gerçek, şeffaf ve cesur kareler görüyoruz. Kendi imajınızla ilişkiniz yıllar içinde nasıl değişti?
Otoportrelerim doğrudan kendime bakıyor. Yüzüm sabit bir kimlikten çok, ışıkla değişen ve yeniden kurulan bir alan gibi. Bu yüzden her kare, farklı bir zamanın ve farklı bir “ben”in izini taşıyor.
Eğer bu sergiyi tek bir cümleyle tarif etseydiniz, bu cümle ne olurdu?
Benim için bu sergi, geriye dönüp bakmaktan çok, yıllardır sürdürdüğüm bakma hâlini yan yana görebilme deneyimi.
Tekrar bu harika röportaj için çok teşekkür ederim.
Kapak Fotoğrafı: Arkas Sanat Merkezi
İlginizi çekebilir: Esra Saruhan’dan Arkas Sanat Alaçatı

Esra Saruhan 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!