Colette filminde ünlü Fransız yazar Sidonie Gabrielle Colette’in evliliği ile birlikte büyüdüğü taşradan ayrılarak Paris’e yerleşmesi ve buradaki karakter gelişiminden bir kesit ele alınıyor. Yönetmen koltuğuna Wash Westmoreland’un oturduğu Colette’in 1892-1905 tarihleri arasındaki yaşamını konu alan filmi daha yakından anlayabilmemiz için gelin bu dönemin Paris’ine birlikte göz atalım.

19. yüzyılın ortalarında Fransa’da, klasisizmin hüküm sürdüğü geleneksel sanata ve akademiye karşı tepkilerin oluşması ve modern sanat fikrinin temellerinin atılmasıyla Paris, alanlarında öncü sanatçıların bir araya geldiği bir çekim noktası haline geldi. Avrupa’nın birçok yerinde sanatsal faaliyetler bulunsa da Paris’in farklı bir aurası vardı. Öyle ki, diğer ülkelerin sanatçıları bu büyüye kapılarak dünyaca ünlü isimlerin atölyelerinden ders almak, Paris’in cıvıl cıvıl ışıklandırılmış sokaklarında gezinerek ilham kovalamak ve Montmarte’ın cafelerinde edebi tartışmalar yapabilmek için akın akın Fransa’nın başkentine geliyorlardı. Barları, kabareleri, cafeleri, eğlence mekanları ile Paris, bu dönemde bohem yaşamın çekim noktası haline geldi.

Colette, taşrada büyümüş bir kız çocuğu olarak, 20 yaşında yaptığı evlilik nedeniyle Paris’e taşınmasıyla işte böyle bir ortama adım atıyor. Paris’in geleneksele tepkiden beslenen özgürlük ortamı, Colette’in daha en başından geleneksel evlilik ve cinsel kimlik fikirlerini sorgulamasına yol açıyor.

Bu dönemde kaleme alınmış, kendi arzularını keşfederek yazgısını yeniden yazan Claudine karakteri de Colette’in kendisidir aslında. Tam da kendi yazdığı hikayesinde sesini bulamayışını, eşi Henri Gauthier-Villers, Willy adıyla kitabının yayımlanmasını izliyoruz filmde. Paris’te bohem bir yaşayış sürdüren, kendilerini modern sanatın öncüsü olarak ifade eden sanatçıların öznel yaşantılarındaki geleneksel tavırları sürdürme çabası dönemin çelişkilerini de gözler önüne seriyor.

Nitekim Willy’nin adıyla Claudine’in hikayesini okuyanlar yine Paris’in kadınları oluyor. 19.yy’ın cazibe merkezinde yaşamalarına rağmen yansıtamadıkları kimlikleri, sorgulayamadıkları düşünceleri olan Paris’in hemen hemen tüm kadınları Claudine karakterinde kendilerinden bir iz buluyor. Claudine’in dalga dalga yayılan şöhreti, dönemin kadınlarının yaşayış tarzlarını dönüştürmeye başlıyor.

Film aynı zaman diliminde Gabrielle’in soylu ailesinden edindiği imtiyazlarla pantolon giyebilen, kendini toplum normlarından bağımsız olarak dilediği gibi ifade edebilen Markiz de Belbeuf, Missy ile tanışmasını ve Claudine’dan Colette’e dönüşmesini de anlatıyor. Colette’in, her ne kadar 1800’lü yılların sonlarını anlatan bir dönem filmi olsa da, 21. yüzyılın İstanbul’unda yaşayan kadınlarını da tanıdık hislerle buluşturacak bir film olduğunu düşünüyorum.

İyi seyirler…

İlginizi çekebilir: Netflix Filmleri

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN