İstanbul’da Eylül ayı bir başka oluyor. Yeni sezonun açılmasıyla beraber şehre inanılmaz bir renk ve dinamizm geliyor. Yazın sakinleşen sokaklar, etkinlik alanları bir anda canlanıyor. Contemporary İstanbul’un da şehre uğraması hepimize iyi geliyor. Bu yıl 20-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen, Borusan Otomotiv, Türkiye Distribütörü olduğu BMW ile co-sponsorluğunu üstlendiği Contemporary İstanbul yine binlerce kişinin odağında. Dün açılışına katıldığım CI 2018’i hafta sonu gezecekler için bir yazı hazırladım.

Bu sene bizi Lütfi Kırdar’ın girişinde devasa bir Ahmet Güneştekin eseri bekliyor. Eserin adı Ölümsüzlük Odası. Bu projenin 4 senedir üzerinde çalışan Güneştekin, Gılgamış Destanı’ndan, Babil tabletlerinden, Zülkarneyn’den ve özellikle Göbeklitepe’den esinlenmiş. Eser, 22 bin kuru kafa ve boynuz parçasından oluşuyor ve içerisinde birçok sembol barındırıyor. Renklere ve kuru kafalara ilk baktığımda aklıma ilk Damien Hirst gelse de, Güneştekin’in 7 metre boyutundaki Ölümsüzlük Odası beni çok etkiledi.

Duvarlarının rengarenk olma durumu Ölümsüz Odası’ndan ürkmemizi ve çekinmemizi engellemiş. Ortasına girdiğinizde hissettiğiniz karamsarlık, eserden uzaklaşıp, renkli duvarları gördükçe kendinizi barışçıl bir moda bırakıyor. Türkiye’nin en önemli sanat fuarına girerken bu kadar etkileyici ve özenilmiş bir yapıyla karşılaşmak gurur verici. Tabii bu benim fikrim.

Artık girelim içeriye… Contemporary İstanbul’un gişelerinden içeri girdiğiniz anda, karşısınızda sizi, BMW Art Car projesinin fotoğraflarının olduğu, ortasında sanat eseri edasında olan Yeni BMW i8 Roadster’ın yerleştirildiği keyifli bir stand bekliyor. Oraya gidip duvardaki fotoğrafları mutlaka inceleyin.

BMW Art Car Projesi’ni bilmeyenler için kısaca anlatmak istiyorum. BMW Art Car projesi fikri, ilk kez Fransız yarış pilotu Hervé Poulain tarafından ortaya atılmış. Poulain’in hayali bir sanatçının otomobil kaportasını bir kanvas olarak kullanması ve otomobili bir sanat eserine dönüştürmesiymiş. Proje, ilk olarak Alexander Calder ile başlamış ve takip eden yıllarda da BMW geleneği haline gelmiş. Andy Warhol, David Hockney, Jeff Koons gibi birçok önemli modern sanat dehası BMW modelleri üzerinde yeteneklerini konuşturmuşlar. 1975’ten bu yana toplamda 19 otomobil birer sanat eserine dönüştürülmüş.

BMW’nin Contemporary İstanbul’da Yeni BMW i8 Roadster’ı sergilemesi harika olmuş. Bu model, markanın inovatif, dinamik, estetik marka değerlerini bütünüyle yansıtıyor. Yeni BMW i8 Roadster gerçekten de salt bir otomobil olmanın ötesinde bir sanat eseri olarak kabul edilmeyi hak ediyor!

Şimdi ise, fuar alanına girdiğim zaman radarımaa takılan eserleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Fransız sanatçı Laurence Jenkell’i rengarenk bonbonlarından tanıyor olmalısınız. Birçok sanat fuarında, yurt dışındaki galerilerde karşınıza çıkma olasılığı çok yüksek olan Jenkell’in şekerlerinin birçok rengini CI 2018’de görebilirsiniz. Bronzdan pleksiye, poliyesterden aliminyuma farklı malzemelerle yapılan bu şekerler renkleri ve formları sayesinde çok ilgi görüyor. Jenkell’in DNA serisini de ben şahsen çok severim. Kendisi de bu sene fuarda duruyor; eğer boş bir anını bulursanız gidip mutlaka tanışın.

 

Contemporary İstanbul’da bu sene en çok ilgimi çeken çalışmalardan biri Sarp Kerem Yavuz’un Osmanlı ikonografisini yeniden canlandırarak hareketli neonlar eşliğinde çağdaş sanata dönüştürdüğü “Curse of the Forever Sultan” oldu. Anna Laudel Contemporary’de sanatçının eserlerini ziyaret etmeyi unutmayın.

 

Contemporary Istanbul’da çalışmalarını çok beğendiğim bir sanatçı da Maxim Wakultschik oldu. Kendisi farklı tarzlarda portre çalışmaları yapıyor; yukarıda gördüğünüz eser gibi ipliklerle ve kürdanlarla oluşturduğu eserlerinin hayranı oldum. Faur Zsofi Gallery’deki sergilenen Wakultschik eserlerini mutlaka inceleyin.

 

Fuarda ilgimi çeken biri isim de Jean-François Rauzier’di. 8 çalışmadan oluşan “İstanbul Veduta”nın 4.sü yukarıda gördüğünüz eser. Sultanahmet’ten Dolapdere’ye, Pera’dan Galata’ya İstanbul’un ikonik apartman ve tarihi binalarını Haliç manzarasıyla birleştirip kolaj yapmış ve ortaya müthiş bir çalışma çıkmış. Aynı serinin İstanbul yalıları versiyonu da var ona da kesin göz atın.

 

Wolfgang Stiller’ın devasa kibritleri de fikrimce Contemporary İstanbul’un en çok ilgi çeken çalışmalarından biri olacak. Çoğu çalışmasında bibritlere insan kafalarını yerleştiren Stiller’ın gotik bir tarzı var. 2012’de yine kibritlerden yaptığı “David’in Yıldızı” adlı eserini çok beğenmiştim.

3 saatte ancak gezdiğim Contemporary İstanbul 2018’den çok daha fazla bahsetmek istediğim eser var; ama en iyi siz gidin kendiniz görün. Size tavsiyem hafta sonu erken saatlerde gitmeniz, insan kalabalığı yüzünden fuardan yeterince keyif alamazsınız. Herkese sevgiler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN