Deniz Pelister ile: İç Dünyanın Yansımaları Üzerine
Deniz Pelister yeni sergisi “Kül” ile izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. 17 – 31 Ekim 2025 tarihleri arasında Studio Karaköy’de gerçekleşecek sergi, sanatçının seyahatlerindeki gözlemlerine ve anılarından detaylara uzanıyor. Gündelik hayattan sahne, figür ve nesnelerin yeniden yorumlandığı sergide; atlıkarınca, dondurma, kuş ve çocuk gibi figürler tanıdık görünen ama alışıldık anlamlarının dışına taşan imgeler olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçıyla sergi, yeni çalışmaları ve üretim pratiği üzerine sohbet ettik.

Serginizdeki figürler —atlıkarınca, dondurma, kuş— bir bakıma kolektif belleğe ait simgeler. Siz bu kolektif hatırayı kırıp yeniden kurgularken neyi hedeflediniz?
Tanıdık imgeleri kırıp yeniden kurgularken amacım, izleyicide hem ortak bir hafızayı çağrıştırmak hem de yeni bir duygu alanı yaratmak. Yani aslında ortak hisleri uyandırmak istiyorum; tıpkı bir parfüm kokusunu duyduğunuzda seneler öncesinden bir anıyı hatırlamanız gibi.
Bu sergiyi hazırlarken sizi en çok zorlayan duygu ne oldu? Kaygı mı, heyecan mı yoksa belki de bir tür kırılganlık?
Aslında hepsi bir arada. Bazen en derinde sakladığım anılar ortaya çıkıyor; bu kırılganlık da heyecan da getiriyor. Ama sonunda insana iyi gelen, iyileştirici bir süreç oluyor.
Kırmızı, bordo ve pembe gibi renkler çarpıcı bir görsel atmosfer yaratıyor. Bu paleti nasıl seçtiniz? Sezgisel mi ilerlediniz yoksa planlı bir yapısı var mıydı?
Her yıl belli renklere takılıyorum; yaklaşık bir senedir pembe ve kırmızıya yoğunlaştım. Bu renklerin işlerimi farkında olmadan biraz daha dramatize ettiğini gözlemliyorum. Aynı zamanda iç dünyamla da örtüştüklerini hissediyorum. Özellikle kırmızıyı çok güçlü ve etkileyici buluyorum; bana her duyguyu aynı anda yaşatıyor.
Resimle profesyonel anlamda geç tanıştığınızı biliyoruz. Bu süreçte sizi iten şey neydi? Sanatla kurduğunuz bu geç ama güçlü bağ nasıl oluştu?
Aslında resim her zaman aklımın bir köşesindeydi ama cesaret edemiyordum. Sonunda bu riski alıp hayatımı yeniden yönlendirdim. Bazen günlerce atölyemden çıkmadan, sadece emek ve zaman harcayarak sevdiğim şeyin peşinden koşmaya başladım. Böylece sanatla geç ama çok güçlü bir bağ kurmuş oldum. Bunu yapmayıp kurumsal bir iş seçseydim, muhtemelen hayatım boyunca pişman ve mutsuz olurdum.
Gündelik hayatın içinden çıkardığınız figürlerin bir kısmı “oyuncak” gibi ama aynı zamanda biraz da rahatsız edici. Bu tekinsizliği bilinçli mi kurdunuz?
Evet, bu tekinsizliği çoğunlukla bilinçli olarak kuruyorum çünkü bana göre gündelik hayatın tanıdık figürleri bazen göründüğünden çok daha farklı duygular taşıyor. İzleyicide hem tanıdık hem de rahatsız edici bir etki yaratmak ilgimi çekiyor. Ama bazen de süreçte hiç planlamadığım anlarda kendiliğinden ortaya çıkabiliyor.
Bir resimi sonlandırdığınızı nasıl anlıyorsunuz? Yoksa hiçbir iş aslında bitmiyor mu sizin için?
Benim işlerim aslında evimde asılı kaldıkları sürece hiç bitmiyor. Bazen saatlerce onları izleyip küçük detaylar eklemeye devam ediyorum. Ancak evimden çıkıp yeni sahibine gidene kadar bu süreç tamamlanmış sayılmıyor.
Kapak Fotoğrafı: Deniz Pelister
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul Sanat Takvimi

Burcu Dimili 










Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!