TDK’ye göre kol ile ön kol arasındaki eklemin arka yanına dirsek deniyor. Hakkında herkesin bilgi sahibi olduğu dirsekten temel beklentimiz de her uzvumuzdan olduğu gibi işlevini yerine getirmesi elbette. Peki, ya getirmezse? Ya bunu istemezse? Dahası buna mecbur değilse?

ellbogen-dirsek
Hazal (Melia Kara) | Fotoğraf: Berlinale

43. İstanbul Film Festivali’nin ‘’Çiçek İstemez’’ bölümünde seyrettiğim Dirsek, Aslı Özarslan’ın yönettiği dördüncü film. Özarslan, Fatma Aydemir’in romanından uyarladığı filmin senaryosunu Claudia Schaefer ile yazmış. Dünya prömiyerini 74. Berlin Film Festivali’nde yapan Dirsek, Berlin’de yaşayan Hazal’ın (Melia Kara) on sekizinci yaş gününde arkadaşlarıyla bir cinayete sebep olmalarını konu ediniyor. Filmi böyle özetlemek mümkün ancak özeti okumayan veya geçerken tesadüfen bilet almış bir seyirci bile açılış sahnesinin başarısıyla konuyu hemen anlayabilir. Filmle ilgili Melia Kara başta olmak üzere güçlü oyunculuklara ek olarak başarılı bulduğum diğer nokta bu oldu.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içermektedir.

dirsek_ellbogen
Hazal ve arkadaşları (Asya Utku, Jamilah Bagdach, Melia Kara) | Fotoğraf: Berlinale

Dirsek, bir role play sahnesiyle başlıyor ve Hazal, bebek bakıcılığı yapmak isteyen bir göçmene iş verip vermeyeceğini düşünüyor. Yaşını yansıtmayan tırnakları ile büyümeyi arzuladığı açık. Dolayısıyla bunun bir büyüme hikâyesi olacağını anlıyoruz hemen. Ayrıca ‘’Almanya’da Arap bir erkeğin bebek bakıcılığı yapmasına alışkın değiliz.’’ diyerek bize bir şey daha sezdiriyor Hazal: Ama Almanya’da göçmenlerin suça karışmasına alışığızdır…”. Bu kancadan sonra aday, ikna için anayasadan bahsettiğinde Hazal’ın müstehzi gülüşü ile filmin ne hakkında olduğu iyice netleşiyor. Bu film, yasalar ve göçmenler yani yerleşik kurallar ve yeri yurdu olmayanlar arasında. Açılış sahnesindeki bir diğer önemli unsur da filmde iki kere daha göreceğimiz masa göstergesinin, otorite figürü ve diğerleri için bir buluşma alanı olması. Hazal, role play’de otorite tarafında ancak daha sonra onu bir mağaza görevlisi ve bir polis memuru ile başka masalarda görüyoruz. Hepsinde kimsenin olmak istemeyeceği tarafta yer alıyor. Kolun arka yanındaki dirsek gibi masanın diğer tarafında ve toplumun alt tarafında yaşamını sürdüren Hazal’ın adını Almanca auto correct bambaşka şeylere dönüştürür, iş görüşmesi için gittiği yerde otomatik kapı onu tanınmaz, tecrübeleri yok sayılarak staj teklif edilir… Adeta kardeşiyle düzelttikleri çekyatın açılır kapanır parçası gibi yerine sığmazlar.

Dirsek | Fotoğraf: IMDb

Her ne kadar bu sahneler Almanya’da göçmen olmanın dinamiklerini anlamamızı sağlasa da bunlara ek olarak anlatıdan taşan başka sahnelerin de niceliğiyle birlikte cinayet sahnesinin gelişi biraz sarkıyor. Örneğin Hazal, yaş gününde annesiyle tartışıyor ve teyzesi Hazal’dan yana konumlanıyor. Ancak annesiyle arasının iyi olmadığını ve teyzesiyle yakın olduğunu zaten başka sahneler aracılığıyla anlamıştık. Ayrıca Hazal, bu tartışmaya rağmen bir şekilde yine partiye gidiyor. Dolayısıyla bu sahne, anlatıdan taşan bir şekilde konumlanıyor. Bu sahneden sonra malum olay nihayet yaşanıyor. Metronun çok uzaklardan gelen sesi, bir kalp sesi gibi sahnenin ritmini yükseltiyor ve o Alman erkek, temsil ettiği değerlere karşı bir öfke ile öldürülüyor. Nitekim final sahnesinden önce Hazal, teyzesine “Bizi rahat bıraksın istedik.” diyor. İyice eminiz artık. Bu cinayet tamamen göçmen olmakla ilgili. Biriken yasal öfkenin hepsi, yasal olmayan bir şekilde vuku buluyor ve kurban da tıpkı Hazal gibi Almanya’nın bir vatandaşı oluyor.

dirsek_ellbogen_film
Hazal’ın bakışı | Berlinale

Cinayetten sonra Hazal, İstanbul’a kaçıyor. Hikâyenin İstanbul ayağı da biraz uzuyor ve odağın kaymak üzere olduğu hissini veriyor. Örneğin Hazal’ın bu şehirde de yalnız olacağını anlamamız için Mehmet ile Halil’in tutuklanmasına, Halil’in sevgilisinin onlara yardım etmemesine ihtiyacımız yok. Mehmet’in evindeki ilk gecesinde ‘’Manzara güzelmiş.’’ dedikten sonra internet kafeden kaçarken plazaları görmesiyle bu şehirde de Hazal’a yer olmadığını anlamamız çok uzun sürmüyor. Yine de enteresan bir yerdir İstanbul. Halil ile terasta sohbet ederken tıpkı Almanya’da olduğu gibi burada da Ahmet Kaya’dan Kum Gibi çalar. Göçmenlerin aklı fikri buradadır ama burada da onlara yer yoktur. Hazal, Mardin kahvesini beğenmez, Kürt meselesini bilmez ama başka şansı yoktur yine de bu ülkede yaşayacaktır. Bunu da kendi iradesiyle yapması gerekir, yalnız bırakılarak değil. Finale giden yolda bunu yapar Hazal. Tıpkı ‘’Hiç durmadım.’’ dediği salyangoz hikâyesinde olduğu gibi teyzesinden kaçar ama artık büyüdüğü için gerçekliği kırıp kendinden oldukça emin bir bakış atar bize. Özarslan’ın bu final ile hikâyeyi tekilleştirmediğini görüyoruz. Anlatılan, tüm göçmenlerin hikâyesidir ve Hazal da artık ona rahat vermeyen salyangozlardan kaçan -hatta onlara rahat vermeyen- biridir. Hep hoşgörülü olması, alttan alması beklenen, hayatlarını bildiğimizi iddia ettiğimiz göçmenlerden ve ancak bir yere çarpıp canımız yanınca hatırladığımız dirseklerden biri değil o. O, milyonlarca İstanbulludan biri. Özarslan, güçlü performanslar ve genel yüzdesi iyi hikâye anlatıcılığıyla öne çıkan göçmen filmlerinden birine imza atıyor.

Kapak Fotoğrafı: Dirsek

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan Vizyondaki Festival Filmleri