Gün içerisinde gelen onlarca iş maili, telefonlar, telefona elimizi her değdiğimizde karşılaştığımız onlarca bilgi, haber ve reklamlar, temizlik ya da yemek yapmak gibi basit görünen ama zaman alan sorumluluklar, sosyalleşme ihtiyacı ve daha onlarcası… Okurken bile bir yorgunluk hissettiniz değil mi? Aslında hepimiz olağan gibi görünen dev bir karmaşa denizinin içinde, suyun üzerinde kalmaya çalışıyoruz. Bunu başarabilmek adına en önemli kavramalardan biri de sıkça duyduğumuz sadeleşme. Yapı Kredi World’ün Dünya Kadar Sade” projesi de işte tam olarak bu konuyu ele alarak bizleri evde, alışverişte, sofrada ve zamanda bir sadeleşme yolculuğuna çıkarıyor.

Dünya Kadar Sade | Fotoğraf: Youtube/@YapıKredi

Zaman içerisinde farkındalığımızın arttığı “tüketim çılgınlığı” kavramı beraberinde dünya çapında kabul gören “sadeleşme” ve bunun bir kolu olarak “akıllı alışveriş” gibi öğretileri yaşamımıza taşıdı. Ancak çok duyduğumuz bu kavramları kendimize ve günlük yaşamımıza nasıl uygulayacağımız konusunda kafamızın karışık olduğu kesin. Üstelik de bu hislerimizde yalnız değiliz. Ev, zaman, alışveriş ve sofra başlıkları altında dört bölümü yayınlanan “Dünya Kadar Sade” serisinde tıpkı bizim gibi bir sorgulama sürecinden geçen Belçim Bilgin, uzman konuklara hepimizin aklındaki “Evde sadeleşme hayatımızı nasıl etkiler?”, “Zamanı sadeleştirmek mümkün mü?”, “Akıllı alışveriş nasıl yapılır?”, “Takıntılı ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları nasıl önlenebilir?” gibi soruları yöneltiyor. Böylece sadeleşme yolculuğunda bizleri de yanına alıyor ve birlikte farklı alanlardan uzmanlar eşliğinde harekete geçiyoruz.

Dünya Kadar Sade

Ev

youtube play youtube play

İnsanlık tarihinin en hızlı ve en karmaşık toplumsal ilişkileri içinde yaşıyoruz. Buna rağmen gün halen 24 saat ve bütçelerimiz hala sınırlı. Üstelik de artık bütün bu karmaşayı, eskiden sakinleşme ve sığınma adresimiz olan evlere taşıdık. Durum böyle olunca sıkışmışlık hissinin yalnızca bir his olmaktan çıkıp fiziksel bir realiteye dönüşmüş olması normal. O halde sadeleşmenin ilk durağı da en çok zaman geçirdiğimiz evlerimiz olmalı.

‘Multitasking’ kaygısıyla işten spora, kendinize ayırdığınız sinema & tv zamanından aile zamanına her şeyi tek bir alana sığdırmaya çalışanlardan mısınız? Eğer durum sizin için de böyleyse yalnız değilsiniz. Yine de bizler rahatlamanın, kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırmanın önemini atlarken, özenle seçtiğimiz onlarca eşyayla doldurduğumuz mekanlarda Markus Letho’nun sözleriyle “her şey hazır ama hayat eksik” kalabiliyor. Tam da bu nedenle evde kendimize sakin kalabilmek ve yeni hikayeler yazabilmek için alan yaratmak çok önemli.

Zaman

youtube play youtube play

Öyle bir noktaya geldik ki artık yalnızca “zaman” kelimesini duymak bile bir geç kalmışlık ya da panik hissi yaşamamıza neden olabiliyor. Bu en sınırlı kaynağımızı nasıl yöneteceğimiz bütünüyle bize düşerken, sürekli direksiyonda olmak elbette hiç de kolay değil. Tam da bu yüzden hem içinde bulunduğumuz yoğunluğu anlayacak hem de bu konuda kendi yaşamındaki denemeler ve okumalarla bazı sonuçlar elde etmiş insanlardan fikir alabilmek çok kıymetli.

Serinin zaman bölümünde, yazılım mühendisi Kerem Köseoğlu ve film yapımcısı Zeynep Atakan da ‘procrastination’ (erteleme), zamanın önünde baskısı, sonuç odaklı olarak anı kaçırmak gibi sorunlardan söz ederek kendimize ilişkin farkındalığımızın artmasına aracı oluyorlar. Kerem Köseoğlu ayrıca GTD yöntemi, Eisenhower teorisi ve Pomodoro tekniği gibi bizlere yardımcı olabilecek pratiklere de değiniyor.

Alışveriş

youtube play youtube play

Hayatı biraz akışına bıraktığımda kendimi yeni bir eşya kalabalığı içinde bulabiliyorum.” Belçim Bilgin’in bu sözüne katılmamak elde değil. Peki artık alışveriş konusunda çok daha bilinçli hareket ettiğimize inanan bizleri bu noktaya sürükleyen nedir? Psikiyatrist ve akademisyen Levent Küey bu eğilimimize ruhsal özellikler ve zeitgeist (zamanın ruhu) üzerinden yaklaşıyor ve çok da farkında olmadan etkisi altında kaldığımız faktörleri keşfetmemize aracı oluyor. Çevre bilimci Uygar Özesmi ise alışverişin doğaya ve insana adil olmasının önemine vurgu yaparak aslında bütün bu alışveriş sorgulamalarımızda bize yardımcı olacak o iki soruyu anımsatıyor: “İhtiyacım var mı?” ve “Elimdekiler bana yeter mi?

Sofra

youtube play youtube play

Ketojonik diyet, glütensiz diyet, aralıklı oruç diyeti, vegan beslenme… Bütün sadeleşme çabaları içinde belki de bir “doğru”yu benimsemenin en zor olduğu yer: sofra. Yaşam kalitemizi bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak doğrudan belirleyen beslenme üzerine her gün öğrendiğimiz yeni pratikler zihnimizi dolduruyor. Serinin sofra bölümünde de bu karışıklığın nedenlerine ve çıkış kapılarına eğiliyoruz.

Uzman diyetisyen Dilara Koçak ise beslenmenin aynı zamanda sosyal bir davranış olduğunu hatırlatarak kişisel seçimlerimizi etkileyen duygusal, kültürel faktörlerin üzerinde duruyor. Bu sayede de bütün bu arayışımızın yanıtı olacak önemli sorular ortaya çıkıyor: “Bu program benim içim mi yazıldı?”, “Her zaman alışveriş yaptığım pazarda ya da markette var mı?”, “Bütçeme uygun mu?” ve “Az da olsa sevdiğim yiyeceklere müsaade ediyor mu?” Türkiye’nin dört bir yanında yöresel peynirlerle ilgili çalışmalar yürüten Berrin Bal ve Neşe Biber ise sanayileşmenin kopardığı yemek ve kültür bağını anımsamamızı sağlıyorlar.

“Dünya Kadar Sade” serisi sayesinde nerelerden başlayacağımız konusunda yol gösteren başlıklar görmek bile aslında tüketim çılgınlığının da karşısında durabilmek için güç veriyor aslında. Peki siz sadeleşme yolculuğunuza nereden başlayacaksınız?

Kapak Fotoğrafı: Youtube

İlginizi çekebilir: Dila Atsan’da Minimalizm