Sanat ve sanatçılar, varlığını yalnızca müze ve galeri duvarları arasında sürdürmüyor. Sokak sanatı ve graffiti, şehirler ve sokaklar insan yaşamının bir parçası olduğundan beri var. Size sokak sanatının yıldızı Banksy başta olmak üzere, kimi büyük metropollerin duvarlarını süsleyen, kimi de tahmin edilmeyen köşelerde ve mahallelerde karşınıza çıkabilecek sokak sanatçılarından bahsetmek istedik.

Banksy

Fotoğraf: widewalls.ch

Sokak sanatından bahseden bir yazıda Banksy’nin adını anmamak mümkün değil. Artık eser alıp satan galeri sahipleri ya da koleksiyonerlerin de, dünyanın herhangi bir yerindeki sıradan bir sanat takipçisinin de görür görmez işlerini ayırt edebileceği bir sanatçı Banksy. Bir yanda onu daha da gizemli hale getiren bir anonimlik varken, bir yanda duvar resimlerini ya da graffitilerin çok ötesinde, büyük ölçekli işlere, projelere imza atan, sergiler açan, filmler çeken üretken bir sanatçı olması onu daha da değerli kılıyor. Banksy artık karşımıza Banksy işlerini değil, Banksy işlerini bir araç olarak kullandığı politik ya da toplumsal mesajları, kendi eserlerini daha büyük bir eserin bir parçası haline getirdiği şakacı ve oyuncu projeleri koyuyor. İşi sözde eğlence parkları ve sözde manzaralı oteller açacak -ve evet bunları hâlâ anonim olarak yapacak- kadar ileri götürebiliyor.

Fotoğraf: tes.com

Banksy, (anonimliği nedeniyle sadece güvendiği diğer sokak sanatçıları ya da yakınları tarafından yapılan, görüntüsü buzlanan, sesi değiştirilen) birçok röportajında gençliğindeki ilk ilham kaynaklarından birinin 3D adlı sokak sanatçısı olduğunu söylüyor. Son zamanlarda Banksy’nin aslında Massive Attack grubunun kurucularından Robert Del Naja olduğuna dair söylentileri duymuş olabilirsiniz; çünkü Banksy’nin bu denli ilham aldığı ve saygı duyduğu 3D, aslında Robert Del Naja’nın ta kendisi! Dünya metropollerinin sokaklarına dünyanın öteki yüzünü hatırlatan politik ve düşündürücü eserlerini yerleştiren Banksy gerçekte her kim olursa olsun, bize ilham veren, bizi hayran bırakan işleri her daim ön planda.

Dismaland | Fotoğraf: thistattandtheother.com

Banksy’nin son zamanlarda bizi en çok etkileyen iki projesi hayatın bir masal olmadığını hatırlatan ve Disney’in toz pembe dünyasını tiye alan moral bozucu ‘eğlence parkı’ Dismaland, Batı Şeria’da İsrail ve Filistin’i ayıran sınıra İsrail tarafından dikilmiş duvarı, duvarın dibindeki bir göçmen konukevini bir otele dönüştürerek eleştirdiği ‘Dünyanın En Kötü Manzaralı Odası‘nı barındıran The Walled Off Hotel. Fakat Banksy’nin oyunlarının ve projelerinin her zaman bu kadar açık ve net gerçekleşmediğini de unutmamak gerek. 2014 yazında New York’taki Central Park’ta turistlere yönelik hediyelik eşya ve sanat eserleri satan tezgahlardan birinin aslında birkaç ay sonra bir müzayedede binlerce sterline satılan Banksy işlerini 60$’a sattığını (yalnızca iki şanslı kişi bu tezgahtan alışveriş yapmış) ve böylece günümüz sanat piyasasını eleştirdiğini unutmamak gerek.

The Walled Off Hotel | Fotoğraf: banksy.co.uk

Instagram: @bansky

Futura Dünyaca Ünlü Sokak Sanatçıları

Fotoğraf: interviewmagazine.com

Çalışmaya ilk başladığı zamanlarda Futura2000 adını kullanan Futura, kimliğini açıklamış sokak sanatçılarından biri. Gerçek adıyla Lenny McGurr, 1970’lerde çalışmaya başlamış ve sokak sanatının kaderini değiştirmiş New York‘lu bir sanatçı. Sokak sanatı ve graffitiye soyutluk katan çalışmalarıyla, o günlerde metro vagonlarına harfler boyamakla yetinen birçok New York’lu sokak sanatçısına ilham vermiş. Futura bugün fotoğraf, heykel, grafik tasarım ve resim gibi farklı formlarda eserler veren, albüm kapakları hatta kumaş, sneaker ve oyuncak tasarımları üzerine işbirlikleri yapan bir sanatçıya dönüşmüş durumda. Müze ve galerilere girerek, koleksiyonerlere iş satarak sokak sanatı felsefesiyle çeliştiğini düşünen sanatçı ve hayranları olsa da, Futura yaratıcılığını konuşturmaya devam ediyor. Son yıllarda büyük şehirlerdeki müzelerde örneklerini görmeye başladığımız sokak sanatı sergilerinin de vazgeçilmez isimlerinden biri olan Futura’nın bir çalışması 2014 yazında Pera Müzesi’nin düzenlediği “Duvarların Dili” başlıklı sokak sanatı sergisinde de yer almıştı.

 

Invader Ünlü Graffiti Sanatçıları

Fotoğraf: culturehog.com

Adını retro video oyunu Space Invaders‘dan alan Fransız sokak sanatçısı Invader, popüler kültürü kent duvarlarına taşımasıyla olduğu kadar popüler kültüre bir hayli uygun teknikleriyle de dikkat çekiyor. Star Wars ve Marvel karakterleri, Pembe Panter ya da Temel Reis gibi nostaljik çizgi film karakterleri, Pac Man ya da Space Invaders gibi video oyunları, Invader’ın sıkça kullandığı görseller arasında yer alıyor, bazen de çalıştığı şehrin ve ülkenin popüler kültüründen etkileniyor. Anonimliğini koruyan, daima geceleri ve maskeli olarak çalışan Invader, kendini “mozaik virüsünü yayan bir kamusal alan hacker’ı” olarak tanımlıyor. Onun işlerini görür görmez tanımanızı sağlayan da kullandığı mozaik tekniği zaten. Piksel piksel görseller oluşturmak için mozaikler kullanan Invader, son yıllarda bir yüzeyini istediği sıralamaya getirdiği Rubik küplerini kullanarak daha büyük ölçekli ve daha ‘ağır’ işlere de imza atıyor. Müze ve galerilerin herkesi kucaklayan kurumlar olmadığını düşünen sanatçının tüm işleri, herkesin ulaşabileceği, dokunabileceği ve görebileceği lokasyon ve koşullarda bulunuyor. Çalışmak istediği şehirde en az üç hafta geçiren Invader, bir istila planı yapıyor ve her lokasyon ve detayına karar verdikten sonra birbiri ardına şehri piksellerle dolduruyor; üstelik çoğu zaman bir şehirdeki Invader işlerini haritalayıp noktaları birleştirdiğinizde bir figürle karşılaşabiliyorsunuz!

 

JR Ünlü Sokak Sanatçıları Türkiye

Fotoğraf: metalocus.es

Fotoğraf sanatının da sokak sanatının da sınırlarını zorlayan, bu iki sanatı etkileyici işlerle iç içe geçiren JR, kimliğini gizlemeyen Fransız bir sanatçı. Onunla yollarınız son yıllarda çok sık kesişmiş olabilir; öncelikle bir ayağını İstanbul sokaklarında gerçekleştirdiği The Wrinkles of the City projesi nedeniyle, daha güncel olarak da Agnès Varda ile birlikte çektiği, Oscar adayı belgesel Visages, villages / Faces Places sayesinde. JR, Paris’in yeraltı tünellerinde bulduğu bir fotoğraf makinesiyle kentin kenar mahallerinde, yeraltı tünellerinde ve çatılarında çektiği portreleri yine kentin duvarlarına uygulayarak başladığı sanatını bugün çok daha büyük ölçeklerde sürdürüyor: Brezilya’nın favelalarındaki panolarda, Orta Doğu kentlerinin sokaklarında, Fransa’nın gecekondu mahallelerinde, Afrika’nın yıkık köprülerinde… Dünyayı dolaşıp peşine düştüğü insan yüzlerini dev ölçeklerde baskılarla, sahibi olduğu dev galeride – yani sokaklarda sergiliyor.

Yukarıdaki fotoğrafa bakıp ilk fırsatta Karaköy’e koşmak isteyenlere küçük bir not; sokak sanatının doğası gereği belki de, üzerinden çok da uzun bir süre geçmemesine rağmen, bugün Beyoğlu ve Fatih’in duvarlarında JR’ın eserlerinden izler bulmak mümkün değil.

 

 

Roa

Fotoğraf: streetartbio.com

Sanatını Belçika’nın Ghent şehrinin sokaklarında icra etmeye başlayan Roa’nın hayvanlara, özellikle de kemirgenlere karşı özel bir zaafı var. Yine de bu duvarlara şirin hayvanlar çizmekle yetindiği anlamına gelmiyor. Roa’nın eserlerinde, yaşam ve ölümün iç içe geçtiği, doğanın kanunlarının tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildiği, ölmüş, yara almış, acı çeken hayvanlar, çürümekte olan, kemikleri, kasları, hatta sinirleri belirgin bir şekilde gözüken hayvan leşleri de yer alıyor. Ünü ve çalışmaları Belçika ve Avrupa’nın sınırlarını aşan, Meksika’dan Tunus’a, Yeni Zelanda’dan ABD’ye birçok ülkenin sokaklarında işleri bulunabilen Roa, tasvir ettiği hayvan ve sahneleri de çalıştığı şehrin habitatına göre seçmeyi ihmal etmiyor.

 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN