Guggenheim artık sanatla özdeşleşmiş bir aile adı… 3 kıtaya yayılan müze, galeri ve sanat girişimleriyle, dünyadaki Guggenheim müzelerini ve sanat mekanlarını sıralamak, Solomon R. Guggenheim Vakfı’nın hikâyesine göz atmak istedik.

Solomon R. Guggenheim Foundation’ın Hikâyesi

Guggenheim adını dünyanın farklı noktalarına taşıyan vakfın, sanat koleksiyonunun ve sanat sevdasının kökleri, 1929 yılında 66 yaşındaki Solomon R. Guggenheim‘ın dönemin en önemli modern sanatçılarının eserlerinden oluşan bir koleksiyon oluşturmaya başlamasına dayanıyor. Bu koleksiyondaki ilk sanatçılar arasında Kandinsky, Klee ve Chagall gibi isimler var. Guggenheim, kısa süre içinde 150’ye yakın eserden oluşan bir koleksiyona sahip oluyor ve 1930’lar boyunca farklı dönemlerde New York’taki Plaza Hotel’in odalarında halka açık mini-sergiler açılıyor. Yalnızca bu sanat koleksiyonunu yönetmek ve geliştirmek için değil, sanat eğitimini ve halkın sanata olan ilgisini teşvik etmek amacıyla 1937’de bir vakıf kurulmasına karar veriliyor. 1939 yılında vakıf, Guggenheim koleksiyonun  sürekli olarak halka açık bir şekilde sergilenebilmesi için New York’ta bir bina kiralıyor ve bu müzeye “The Museum of Non-Objective Painting / Objektif Olmayan Resim Müzesi” adı veriliyor.

Koleksiyon genişledikçe ve halkın ilgisi arttıkça Guggenheim adına yakışan, görkemli ve kalıcı bir müze binasına ihtiyaç da artıyor ve 1943 yılında gelmiş geçmiş en büyük mimarlardan Frank Lloyd Wright’a bir müze binası için sipariş veriliyor. Solomon R. Guggenheim’ın ölümünden, savaş sonrası dönemin ekonomik buhranına birçok farklı sebeple uzayan inşaat süreci, 1959 yılında bugün New York dendiğinde akla gelen en önemli mimari eserlerden ve müzelerden biri olan Solomon R. Guggenheim Müzesi’nin açılmasıyla son buluyor. Dönemin sanat eleştirmenlerinden biri müze binası için şöyle diyor: “Amerika’nın en güzel binası, bir an bile içinde sergilenen eserlerin önüne geçmiyor.

 

New York: Solomon R. Guggenheim Müzesi

Kapılarını 1959‘da açan Solomon R. Guggenheim Müzesi, New York’un Upper East Side bölgesinde, Central Park’a bakan ve Metropolitan Sanat Müzesi ve Neue Galerie gibi müzelere yakın bir konumda yer alıyor. Frank Lloyd Wright‘ın tasarladığı ikonik binası, katlar arasında dönerek rahatça dolaşılabilen, katlar arasındaki boşluğun ve buraya sızan ışığın yaratıcı şekillerde kullanılabildiği bir sanat alanı olmanın yanında, akılda kalıcı mimarisiyle şehrin simge binalarından birine dönüşmüş durumda. 1961’den 1988’e dek müzenin yöneticiliğini üstlenen Thomas M. Messer, görevi süresince koleksiyonu dünyanın en zengin koleksiyonlarından birine dönüştürmekle kalmamış, çeşitli burs programları ve özel sergilerle sanat eğitimini de sürekli olarak desteklemiş. 1963’te satın alınan Justin K. Thannhauser koleksiyonu sayesinde müze koleksiyonuna Gaugin, Manet ve Van Gogh gibi sanatçıların eserleri eklenmiş. Messer’den sonraki dönemde, 1990’da satın alınan Giuseppe Panza di Biumo Koleksiyonu sayesinde minimalist, post-minimalist ve kavramsal sanat eserleri koleksiyona dahil edilmiş.

Müze, 1990-1992 yılları arasında bir restorasyon ve renovasyon süreci için kapalı kalmış ve bu süre zarfında başyapıtlarla dolu koleksiyonu İtalya, İspanya, Japonya, Kanada ve Avustralya gibi ülkeleri dolaşmış. Renovasyonun en büyük amacının binaya daha fazla sergi ve etkinlik alanı sağlamak için, Frank Lloyd Wright’ın tasarımıyla uyumlu bir kule eklemek olduğunu söyleyebiliriz. 59. yılını kutlayan müzede koleksiyon sergileri olarak Thanhauser Koleksiyonu‘nu ve Brancusi sergisini görebilir, ayrıca 4 Nisan’da sona erecek süreli sergide sanatçı Josef Albers‘in Meksika gezilerinin ürünü olan işlerini, 9 Mayıs’ta sona erecek süreli sergide ise Danh Vo‘nun işlerini görebilirsiniz.

 

Venedik: Peggy Guggenheim Koleksiyonu

Solomon R. Guggenheim’ın yeğeni Peggy Guggenheim da ailenin sanata en ilgili bireylerinden biri olarak bu ismin sanat dünyasında yükselmesinde emeği olanlardan. 1938’de Londra’da Guggenheim Jeune, 1942’de New York’ta Art of This Century adlı galerileri açan Peggy Guggenheim, Cocteau ve Kandinsky gibi avangard sanatçıları temsil etmiş, de Chirico, Pollock ve Rothko gibi sanatçıların sergilerine yer vermiş. Bunların Venedik’le ne ilgisi var derseniz, 1948 yılında Venedik’teki Büyük Kanal üzerindeki Venier dei Leoni Sarayı‘nı satın alan da Peggy Guggenheim’ın ta kendisi. 18. yüzyılda mimar Boschetti tarafından beş katlı olarak tasarlanan bu sarayın yapımına 1750’lerde başlansa da bina hiçbir zaman tamamlanmamış ve tek katlı olarak kalmış. Guggenheim, Avrupalı soyut, sürrealist ve kübist sanatçıların eserlerinden oluşan resim ve heykel koleksiyonunu 1949’da yenilenen bu sarayda halka açık bir şekilde sergilemeye başlamış. 1976 yılında Peggy Guggenheim tüm koleksiyonunu ve sarayı, tüm eserlerin Venedik’te kalması koşuluyla Solomon R. Guggenheim Vakfı’na bağışlamış. Duchamp’tan Ernst’e, Picasso’dan Malevich ve Pollock’a modern sanatın öncü isimlerinin eserlerinden oluşan koleksiyonuyla Peggy Guggenheim Müzesi, bugün Venedik’in ziyaretçilerini yüzyıllar öncesine götüren mistik ve tarihi atmosferiyle modern sanatı buluşturan bir durak olarak halen ziyarete açık. Müzede bugünlerde Peggy Guggenheim Koleksiyonu’nun yanı sıra Marino Marini‘nin heykelleri de 1 Mayıs’a dek sürecek sergide görülebiliyor. Eğer Venedik ziyaretinizi sanat ya da mimarlık bienallerine denk getirir ve bienali ziyaret ederseniz (etmelisiniz!), bienaldeki ABD pavyonunun da uzun yıllardır Solomon R. Guggenheim Vakfı’nın yönetiminde olduğunu hatırlatalım.

Bir Venedik seyahati planlıyorsanız, bu muhteşem şehri keşfetmek için theMagger’daki “Bienal Bahane, Venedik Şahane!“, “Başka Bir Venedik Olmalı” ve “Sokakları Deniz Olan Şehir” başlıklı yazılara göz atabilirsiniz.

 

Bilbao: Guggenheim Müzesi

Günümüz mimarisinin en etkileyici yapılarından biri, Bilbao‘daki Guggenheim Müzesi. 1991 yılında, İspanya’nın Bask yönetimi ile Solomon R. Guggenheim Vakfı arasında imzalanan anlaşmayla, Bilbao’da vakfın yöneteceği bir müzenin inşa edilmesine ve 100 milyon dolarlık inşaat masraflarını Bask yönetiminin karşılamasına karar veriliyor. Mimar Frank Gehry’nin başyapıtı, tamamen titanyum ve çelikten inşa edilen müze binası, mimarlık tarihine geçecek ve Avrupa’nın simge yapılarından biri olacak nitelikte. 1997’de açılan müze, Bilbao’yu Avrupa’nın önemli sanat başkentlerinden biri haline getirmiş durumda – bu da bölge yönetiminin ne kadar doğru bir yatırım yaptığının kanıtı. Eskiden endüstriyel binalar ve tersanelerle kaplı bir bölgede, Nervión Nehri kıyısında bulunan Guggenheim Müzesi’nin taş, cam, titanyum ve çeliği bir araya getiren mimarisi, şehrin dokusuna uyumuyla da dikkat çekici. Müze açıldığında New York Times “Gehry tarafından tamamlanmış en önemli bina” tanımını yapmış. 19 sergi alanına sahip müzede Guggenheim Koleksiyonu’ndan Amerikan ve Avrupa resim ve heykellerine yer veren sergilerin yanı sıra, süreli sergiler de geniş yer kaplıyor. Bugünlerde Bilbao’yu ziyaret ederseniz, müzede iki koleksiyon sergisinin yanı sıra Henri Michaux, Amie Siegel, Esther Ferrer ve Michael Snow sergileri de görebilirsiniz. Barselona, Madrid ve Endülüs’ün gölgesinde kalsa da Kuzey İspanya ve Bask Bölgesi’nin de birçok güzellik vadettiğini Bilbao ve San Sebastian başta olmak üzere görülecek birçok şehir ve kasabanın bu bölgede sizi beklediğini unutmayın.

Bask Bölgesi’ni keşfetmek için theMagger’daki “Kuzey İspanya Turu” ve “Bask Bölgesinden Notlar” başlıklı yazıları okuyabilirsiniz.

 

Geçmiş ve Gelecek: The Guggenheim-Hermitage Müzesi, Guggenheim Las Vegas, Deutche Guggenheim ve Guggenheim Abu Dhabi

Dünyanın farklı noktalarındaki Guggenheim izlerinden söz ederken, Las Vegas, St. Petersburg ve Berlin‘i görmezden gelmek olmaz. İki müzenin koleksiyonundan eserlere yer veren The Guggenheim-Hermitage Müzesi 2001-2008 yılları arasında, süreli sergilerin yer aldığı Guggenheim Las Vegas ise 2001-2003 yılları arasında açık kalmış. Guggenheim’ın Berlin’deki varlığı ise çok daha uzun soluklu… Berlin’in eski ve yeni merkezini bağlayan, Müzeler Adası’na oldukça yakın ve iki yanı tarih kokan binalarla çevrili caddelerden Unter den Linden üzerinde yer alan Deutsche Bank binasının giriş katı, 1997’den 2013’e dek banka ve vakfın işbirliğinin ürünü olan Deutsche Guggenheim adlı sanat alanına ev sahipliği yapmıştı. İşbirliğinin miadının dolmasının üzerinden 5 yıl geçti ama bankanın farklı kurumlarla işbirlikleri ve bu alanın çeşitli sergi ve projeler için kullanımı devam ediyor, bu yüzden seyahat planları arasında Berlin olanlar aynı adresi gezi planlarında tutmaya devam edebilirler.

Yazının başlığında gördüğünüz üçüncü kıta ise önümüzdeki yıllarda kapılarını açacak Guggenheim Abu Dhabi sayesinde bu listeye eklenecek. Müzenin açılış tarihi henüz bilinmiyor. Tıpkı Bilbao’daki Guggenheim Müzesi gibi yıldız mimar Frank Gehry‘nin imzasını taşıyan proje, maketlerinde bile göz kamaştırıyor. Üç tarafı suyla çevirli olacak müze binasının, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Abu Dhabi kentinin biraz dışında, Saadiyat Adası‘ndaki inşaatı 2011 yılında başladı ve devam ediyor. Özellikle Orta Doğu ve İslam ülkelerindeki 1960’lar sonrası modern ve çağdaş sanatçıların eserlerinden oluşan bir koleksiyonun sergileneceği müzenin bölgeye birçok turist çekmesi bekleniyor.

Tüm fotoğraflar www.guggenheim.org’tan alınmıştır. 

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?