Bana sorarsanız, Amsterdam’a “Kuzey’in Venedik”i diyenler ya Amsterdam’ı görmemişler, ya da Venedik’i. Amsterdam, kuzey Avrupalı düzenin, iddiasız bir şıklığın adresi. Venedik ise, delinin biri rüyasında görmüş de, bir anda gerçek olmuş gibi, başka bir dünyanın kıyısından bizimkine açılan bir masal kapısı sanki.

“İşte yine karşısındaydı: insanı hayretler içinde bırakan rıhtım; Republica’nın, denizden gelenlerin saygılı bakışlarına sunduğu o göz alıcı, fantastik yapılar kompozisyonu; sarayın hafif görkemi; Ahlar Köprüsü; kıyıdaki aslanlı, evliyalı sütunlar, masal tapınağının büyük bir gösterişle yükselen yan cephesi; takın altından geçen yol; büyük saat! Bunları seyrederken Venedik’e karadan gelip istasyondan girmenin, bir saraya arka kapıdan dalmak anlamına geldiğini, şehirlerin en efsanevisine, şimdi kendisinin yaptığı gibi, ancak engin denizden vaporetto’yla gelinebileceğini düşündü.*”  diye anlatır Thomas Mann, “Venedik’te Ölüm” isimli kısa öyküsünde Venedik ile ilk karşılaşmanın nasıl olması gerektiğini. Büyük ihtimalle haklıdır, denizden  bodoslama girdiğinizde krallara layık bir şehrin, boyunuzdan büyük bir maceranın kenarında olduğunuza inanabilirsiniz.

Büyük Kanal

Venedik’te Neler Yapılır?

Birbirine köprülerle bağlanmış onlarca adadan oluşan şehir, denizin ortasında, küçücük bir noktadan karayla bağlantısını saymazsak, yapayalnız, nemli ve soğuk kışın. Oysa ki, görenlerin yalancısıyız, yazın küçük, tatlı bir sahil kasabası havasına bürünüyor, tadından yenmiyormuş. Venedik’te geçirdiğimiz, iki tam günün ilkinde hırçın bir kedi gibi hırpaladı bizi zat-ı şahaneleri, aralıksız yağan yağmur, şemsiyelerimizi kıran rüzgar ve içimize işleyen soğukla imtihanımız, gece yarısı bitti. Ertesi gün, şımarık bir neşeyle uyanıp bacaklarımıza dolanarak kendisini sevmemizi istedi. Güneşin altında öyle güzel, öyle başka bir dünyaya ait bir mücevher ki Venedik, başka seçeneğimiz kalmadı, kalbimizi, her köşesine parçalarını gömmek suretiyle kendisinde bıraktık.

Etkisi kendisinden kat be kat büyük, küçücük Venedik söz konusu olunca, klasik rota, nerede kalırsanız kalın, değişmez, duvarlara çakılmış sarı panolardaki okları izleyerek Rialto Köprüsü üzerinden San Marco meydanına çıkmak. Öte yandan, Venedik’teyseniz, anahtar kelime pekala kaybolmak olabilir. Kaybolmaya niyetli gezgin için sessizce iş birliğine soyunur Venedik, küçük nemli koridorlar, fısıltı gibi geçip gideceğiniz sokaklar, birbirini takip eden, sonsuza kadar uzanıyormuş gibi görünen kanallar ile sizi kendinizden bile saklayabilir. Ne kadar kaybolursanız kaybolun, bütün yolların San Marco meydanına kavuştuğu küçücük Venedik’te fazla uzaklaşmak diye bir şey söz konusu değil zaten. Sadece, her kanalın karşı kıyısına geçmenin çok kolay olamayabileceğinden, haritanızdan ayrılmamanın akıllıca olacağından, sadece sokakları değil, köprüleri de gözetmenin gerekliliğinden bahsedelim. San Marco Meydanı‘ndan, saat kulesinden, San Marco Bazilikası’ndan, Dük’ün sarayından, kanatlı aslan heykelinden, bir sonraki müşteri gelene kadar kenarda bekleyip sahneyi diğer arkadaşlarına bırakan gondollardan kaçmanız pek mümkün değil zaten. O yüzden kişisel önerim, gönlünüzce kaybolun, bulunmak istediğinizde sarı tabelaları kullanın. Açık hava müzesi gibi şehir zaten, sokaklarına doymak ne mümkün, ama olur da bizim gibi ters tarafına, fırtınalı havasına denk gelirseniz, klasik İtalyan resminin örneklerini Gallerie dell’accademia‘da görebilir ya da Peggy Gugenheim‘ın Picasso’dan Chagall’a, Miro’dan Magritte’e uzanan koleksiyonuyla modern sanata doyabilirsiniz.

San Marco Meydanı‘nı gören bir kafede, şöyle meydana yüzünüzü dönüp tatlı tatlı güneşlenip tembellik edeceğiniz bir gün maalesef yok Venedik’te. Dışarıda oturmak için çok soğuk olmayan her gün, şehir turist kalabalığından yıkılıyor. Hassas doğal habitatı tek günlüğüne gelip de çöplerini bırakıp giden turistler yüzünden iyice sarsılan, her yıl yüzlerce Cruise gemisini limanlarında ağırlayan Venedik’i ziyaret için naçizane önerim, bir gemi turuyla geçerken uğramak yerine, kendi imkanlarınızla gelip, yerli ekonomiye de katkıda bulunacak şekilde bir tatil planlamanız. Yerel yemekler, zaten her köşe başında ve de çok lezzetli. Yerli halkın en önemli geçim kaynağı ise turizm, evlerini açma konusunda epey hevesliler.

Venedik Rehberi: San Marco Meydanı

San Marco Meydanı’ndan da görünen Basilica di Santa Maria della Salute  görülmeye değer bir diğer yapı. Şehrin veba salgınından kurtulması şerefine yapılmış Katolik kilisesinin merdivenlerinde oturup kanal manzarasının tadına varılabilir pekala. Üstelik bedava.

Venedik’te Nerede Kalınır?

Kalmak için, Canaraggio iyi bir seçenek, hem turist kalabalığından uzak, hem de kuzeydeki adalara giden vapurların, hava alanına bağlanan otobüs duraklarının olduğu Roma Meydanı’nın ve de Avrupa’da pek çok noktaya şehri bağlayan tren istasyonunun ev sahibi. Üstelik, yeme-içme konusunda da turistik menülerden klasik İtalyan lezzetlerine pek çok seçenek sunuyor. Dünyanın ilk Ghetto’su, italyan otoritelerin 16. yüzyılın başında Venedik Yahudilerini yaşamaya zorladıkları Eski Ghetto ve onun organik gelişimi sonucu oluşan Yeni Ghetto, mimarisi, hala geleneksel yaşayış şekillerini sürdüren Yahudi cemaati, ara sokaklara saklanmış antikacılar, dini baskı ve Tevrat satan dükkanlar, tabelalarındaki İbranice yazılara kadar geleneksel fırın ve lokantaları ile ziyaret edilmeye değer, turistik rotanın dışında bir başka seçenek olarak Canaraggio’nun kuzey batı ucunda. Canaraggio Venedik’in kalbine, şehrin en büyük alışveriş cadesi Strada Nuova ile bağlanıyor. Yaklaşık 4 km’lik caddede tanıyıp bildiğimiz Avrupa markaları yerel ürünlerle yan yana sıralanıyor. Şehrin tek McDonalds’ı da bu caddede. (İtalya’da McDonalds’a gitmek büyük bir cezası olan bir suç olmalı, ama bu başka mesele.)

Venedik’te Görülmesi Gereken Diğer Yerler

Venedik’in kuzeyinde Burano, Murano ve Torcello, güneyinde ise, Lido, şehrin görülmesi gerektiği söylenen adacıkları. Ben, karnavalı bırakıp da adalara uzanamadım, ama Roma’da çeşmelere para atmak gibi, yapılmamış bir şey bırakmak da benim gezgin alışkanlığım. Geri gelmek için bir sebebimin olması için çocukça bir inat belki de.

Venedik Karnavalı

Gelelim karnavala. Yüzlerce yıllık bir gelenek Karnaval Venedik’te, hem baharı karşılama, hem de yaklaşmakta olan Paskalya’ya hazırlık niteliğinde. Sınıfsal farkların üstünü örterken herkese kısa bir süre için de olsa istediği kişi olma, istediği her şeyi yapma hakkını bahşeden maskeler ve de kostümler, tabii ki karnavalın bel kemiği. 70lerden beri devlet eliyle ve sponsor desteğiyle kutlanan karnavalın nabzı, ancak davetiyeyle girilebilen balolarda atıyor, her biri yüzlerce avroya alıcı bulan davetiyeler de sadece doğru kişilerin seçkin kalabalığa dahil olabileceğini garantiliyor. Öte yandan, sokak, karnaval zamanı da hayatın merkezi. İsterseniz 3-5 avroya bir maske alıp sokakta dans edenlere katılabilir, bütün yıl karnavalı beklemişçesine özenli kostümleriyle boy gösteren karnaval şürekasının arasına karışabilirsiniz. Festivalin en popüler kostümünün veba doktoru olması tesadüf olmasa gerek, neredeyse fallik bir gönderme gibi uzayıp giden burnu, siyah pelerini ve  bastonuyla, Azrail figürünü de anımsatan doktor, hayatın çürümenin ta kendisi olduğunu, hayattan kaçınarak değil, aksine içine atılarak yaşamanın gerekliliğini hatırlatmak için aramızda dolaşıyor olabilir mi? Günden güne çürüdüğü her sokağında hissedilen, her su baskınından sonra sıfır noktasına dönüp kendini iyileştiren Venedik’in inadı mı örnek almamız gereken? Ben de biliyorum ki, bazen bir maske, sadece bir maske tabii ki, ama Venedik, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı hissini, cephesi pul pul dökülen her binanın, pırıltılı maskelerin arkasında saklanan her yüzün başka bir hikayesi olabileceğini unutmanıza izin vermiyor.

Dedik ya, anahtar kelime kaybolmak. İsterseniz bir noktadan sonra her biri bir diğerini anımsatan, kanallara çıkan sokaklarda, isterseniz kat kat makyajın altında, isterseniz bir maskenin yardımıyla. Kendini bulmanın yolu kaybolduğunu kabul etmekten geçiyor olabilir çünkü. Kendin olmayı bıraktığında kim olacağın sorusuyla oynama imkanı veren karnaval, her yıl Şubat – Mart aylarında, yaklaşık 5 haftalık süresiyle gezginleri bekliyor.

Bu yazıyı da okuyun: theMagger’da Mirel Fis’ten fotoğraflarla Venedik Karnavalı…

*Alıntı: Thomas Mann’ın uzun öyküsü “Venedik’te Ölüm”ün Can Yayınları baskısından (Çev: Behçet Necatigil)

Fotoğraflar: sedart

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?