Bir şehre tatile gittiğimde ya da neler yapılacağını araştırdığımda parklar ilgimi çeken alanlardan biri… Belki bizim ülkemizdeki kullanım azlığı ya da diğer ülkelerde yaşamın merkezinde oluşu benim için ilgi çekici olmasının nedenidir. Evet Belgrad ormanında sabahları dilediğinizce koşabilir, Caddebostan sahilinde arkadaşlarınız ile oturup akşamın tadını çıkarabilir veya Maçka parkında pateninizi kayabilirsiniz ancak bahsettiğim sosyal anlamda bir parkın şehrin kalbi olması…

Dünyada herkesçe bilinen çok sayıda parklar arasında kendimce gördüklerimi ve beğendiklerimi paylaşmak istedim. Genel olarak ortak özellikleri, bulundukları şehrin ruhunu en iyi şekilde yansıtmaları; gidin görün değerlendirin efendim :)

Vondelpark, Amsterdam

interrail zamanı

İlk kez Amsterdam’a gittiğimde kalacağım hostel, Vondelpark’ın hemen yanındaydı. Parka ilk kez girene kadar benim için anlamı hostelimi bulmama yarayan yer iken o havayı teneffüs ettiğimde anlamıştım buranın bana şehirle ilgili çok şey anlattığını. Amsterdam muhteşem bir şehir ve insanlar burada aradıklarını her zaman bulabiliyorlar. Vondelpark da şehrin kimliğini çok güzel yansıtan bir park. Geniş alanı, çimleri, yürüyüş parkurları, bisikletlileri, göletleri, ördekleri, kafeleri ve en önemlisi rahatlığı, umarsızlığı, sizi alıp başka diyarlara götürmesi. (Bazılarınızın aklına malum sebep de gelebilir tabii! :) )

Konum olarak şehrin aşağı kısmında merkezi bir yerde olduğunu söylenebilir. Şehir sakinlerini Amsterdam’ın serin havasına rağmen bu parkta her daim çimenlerde uzanırken ya da yürüyüş yaparken bulabilirsiniz. İsterseniz parkın derinliklerinde ördekler ile sakin sakin oturun dilerseniz bisikletinizi koca parkurunda kullanın. Kısacası Amsterdam’ın neşeli halini de huzurlu halini de umarsızca bu güzel parkta yaşayın.

Golden Gate Park, San Francisco

botanik bahçeler

Golden Gate köprüsü tabii ki San Francisco şehrinin simgesi ve de herkes gibi ben de önce onu görmeye gittim. Ancak aynı isimli park da özellikle şehirliler için azımsanmayacak derecede önemli. Parkın büyüklüğü, aktivite yoğunluğu, gezilecek türlü botanik bahçeleri, müzesi ve içinde bulunan bilim akademisi ile hem kafanızın hem de yolunuzun karışması mümkün. Burada Amerikan futbolu oynayan gençlere de bilimsel sohbet gerçekleştiren öğrencilere de rastlamak olası. Japanese Tea Garden’ı özellikle tavsiye ederim, beklemediğiniz güzellikler ile karşılaşıyorsunuz. Haritada Golden Gate köprüsünün altında konumlanan parka yürüyerek ulaşılabilir. Ben sadece çimlere uzanıp oyun oynayanları izlemiştim, sanırım sonra uyuyakalmışım :) Yine şehir için vazgeçilmez, yine nefes almanızın en güzel yollarından biri. Parktan sonra da merak edenler dünyanın en büyük ve en bilinen gay bölgesi Castro’ya gidebilir zira ortalama 20 dakika yürüme mesafesinde.

Herăstrău Parkı, Bükreş

gölet

Bükreş’e gitmeden evvel ismini cismini duymadığım Herastrau Parkı, ziyaretim sonunda Bükreş’e tekrar gelmem durumunda bunun tek nedenini oluşturacak kadar beni etkilemeyi başarmıştı. Parkın büyüklüğü haritada bile kendini gösteriyor. Ortasında aynı ismi taşıyan kocaman bir göl ve etrafında restoranları, barları ile size uzun uzun saatler keyifli vakit geçirme fırsatını sunuyor. Mekanların kalitesi ve chill-out tarzı benim için fazlasıyla ilgi çekici olmuştu. Geç saatlere kadar açık kalan mekanlar güzel müzik ve güzel yemek arayanlara istediğini mutlaka sağlayacaktır. Arkadaş grubumla ilk gün bisiklet kiralayıp parkı turladık bu esnada güzel bir yağmura denk geldik ve damlalar altında tatlı tatlı viskimizi yudumladık. Parka gittiğimiz ikinci günde Biutiful by the Lake (http://bythelake.biutiful.ro/) isimli gölün kenarında yer alan mekanda hayatımdaki en lezzetli adana kebaplardan (evet şaşırtıcı!) birini yedim ki çoban salata da yanında cabası. Saatlerce oturup müzik eşliğinde bira içip gölün ve parkın manzarasının tadını çıkartmıştık. Meraklılarına parkın içinde Hard Rock Cafe olduğunu da belirtmek isterim.

Metro ile rahat olarak ulaşım sağlayacağınız Herastrau gece hayatının ünlü olduğu Bükreş’te gündüz sosyal yaşamında önemli bir yere sahip. Bunu metroda parka gittiğini belli olan insanların sayısından ve yüzlerinde olan mutluluktan da anlayabilirsiniz.

Central Park, New York

2987

En bilinen ve en özenileni sona sakladım. Park deyince akla ilk o gelir. New York’a gidip de görmeyen vakit geçirmeyen yoktur tahminim. Şehrin kalbi denilen bir noktada olması ile birlikte gerçek manada şehrin bayrak alanlarından birisi. Yanı başında Amerikan Doğa Tarihi Müzesi ve Metropolitan Sanat müzesi’nin yer alması, şehrin en popüler caddesi 5th Avenue ile komşu olması ve içinde bulunan devasa göl ve hayvanat bahçesi parkın önemini kat kat arttırıyor. Şehir parkı kavramını belki de en dolduran parklardan biri olan Central Park doğallığı sayesinde sizi kendine çekmekte. 160 yıldır New York gibi bir metropol şehirde milyonlarca insanın şehrin göbeğinde dinlenmesini ve eğlenmesini sağlamakta.

Burada uzun uzun yürüyüş yaparak şehrin tadını çıkarmış ve çimler üzerinde dinlenme imkanı bulmuştum. Ne kadar huzurlu, şu an dahi net olarak hatırlıyorum. Yine New York şehrinde bulunan Bryant Park’tan da bahsetmeden yazımı noktalamak istemedim. Diğerlerine nazaran oldukça küçük bir park olmasına rağmen entelektüel manada önemli buluşma noktalarından biri. Halk kütüphanesinin de burada olması, bir kültür merkezi olmasına katkı sağlamakta. Parklarda kitap okumayı sevenler vakti varsa lütfen gitsin, pişman olmaz.

Yazının başında da değindiğim gibi nedenini bilmediğim biçimde bizim kültürümüzde parkların yeri çok az. (mangal yeri olarak kullanılması hariç.) Oysa hem Avrupa hem de Amerika’da hayatın tam içinde ona yön veren, insanların kendini bulduğu ve rahatça yaşam alanı oluşturduğu yerler. Umarım Türkiye’de de yeşilin insan ömründeki önemi fark edilir ve AVM’ler yerine parklarda buluşuruz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Çok güzel bir paylaşım olmuş. Rant sevdasi bizde bitmediği ve doğanın degerini gercek anlamda anlayamadikları surece biz başka ulkelerin parklarina imrenerek bakacagiz.