Ace Nayman markasının parlak renkleri ve tasarımlarıyla kendini gösteren orijinal duruşu, 2019’da kurulduktan 1 sene sonra pandemide, 2020’de hayatımıza girmişti. O zamandan bu yana Türk moda sahnesinin önemli oyuncularından biri haline gelen Ace Nayman, geçtiğimiz günlerde cool görünümleri ve çekici renk paletiyle öne çıkan Sonbahar/Kış 2025 koleksiyonu “Meaning-less”i tanıttı. Biz de markanın kurucusu Ece Nayman’la bir araya geldik ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik!

Ace Nayman Sonbahar/Kış Koleksiyonu Lansmanı | Fotoğraf: Ece Nayman

Ece, markanı kurduğun ilk günden beri hikâyenin merkezinde hep bir enerji hissediliyor. Bu işe başlamandaki ilk kıvılcım neydi?

Geçen gün ailem ev taşırken eski kutularımı bulmuş ve içlerinden 9-10 yaşlarında kıyafet çizdiğim defterler çıkmış. Ben de onları arıyordum! İnsanın bazen içinde olur ya, “it’s meant to be” dersin… Bu, benim için böyle bir meslek seçimi oldu. Küçüklüğümden beri en sevdiğim şey kıyafet tasarlamaktı. Varoluşumun getirdiği bir seçim, diye düşünüyorum. Hedefim ve çizgim hep belliydi, bunu yapmak istiyordum. Ona göre okudum sonra.

Markayı da kurduğum zamanki kıvılcımım şuydu: Modaya dair başka alanlarda da çalıştım ve neleri isteyip istemediğimi, neleri sevip sevmediğimi gördükten sonra markanın yapısını oluşturdum. Couture’de, hazır giyimde ve fabrikalarda da çalıştım. Sonunda gördüm ki ben en çok kendi giyebileceğim tasarımları, kendi stilimi yansıtmalıyım! Her zaman da söylüyorum, en büyük ilham kaynağım kendimim aslında. Kendi karakterim, kendi yaşam stilim, kendi yolculuğum.

Markanın ismindeki “Ace” nereden geliyor peki?

Londra’da okudum ve sekiz yıl kadar orada yaşadım. İsmim “Ece”yi iyi bir şekilde telaffuz edemiyorlardı, “Ese”, “Eke” falan diyorlardı. O zamandan kalma bir nickname şeklinde “Ace”i yarattım. Markayı kurmadan 5-6 sene öncesinde isminin bu olacağına karar vermiştim zaten, globalde kolayca okunması adına.

Ace Nayman Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Ace Nayman

Son koleksiyonunun çıkış noktası, Dale Frank’ın “her şeyin bir anlamı olmak zorunda değil” fikri. Bu düşünce, tasarım sürecinde sana nasıl bir özgürlük sağladı?

Her koleksiyonumun altında bir araştırma aşaması, bir fikir ve tema var. Genelde de modern sanattan, çağdaş sanatçılardan ve onların işlerinden ilham alıyorum. Dale Frank’in işleri çok soyut, çok beğenmiştim ve baz olarak almaya karar verdim. Frank’in bazı ilham kaynaklarını araştırdığımda, onun ve onu yorumlayan sanat eleştirmenlerinin işlerini “Bazen hiçbir şey ilham vermiyor, her şeyin anlamı olmak zorunda değil,” açısından ele aldığını gördüm. Bu fikir de benim hoşuma gitti ve ilham verdi bana, sonuçta içinde bulunduğumuz fast fashion dünyasında bazen fikir olarak kilitlenebiliyorsun, kolay değil.

“Meaning-less” adını verirken seni yönlendiren kişisel bir dönem ya da içsel süreç var mıydı? “Anlam arayışından çok duygunun kendisi” fikrini koleksiyon diline nasıl çevirdin?

Ben hiç depresif ya da melankolik bir insan değilim normalde, ama o dönemde biraz melankolik bir hava vardı, kış aylarına geçiş dönemiydi… Bana da yansımıştı. Bu yüzden “her şeyin bir anlamı olmak zorunda değil” fikrini koleksiyonumun ana fikri yaptım. Gerçekten de bazen her şeyin bir anlamı olmak zorunda değil! İnsanlar her şeye çok fazla anlam yüklüyorlar ya, aslında hayat o kadar komplike değil.

Bu yüzden hayatı basite almak gerektiğini düşündüğüm ve bunu yansıtmaya çalıştığım bir koleksiyon oldu. Diğerlerine göre daha düz renkler kullandım, daha koyu tonlar… Daha fitted silüetler. İnsanın kendi sadeliğinde yaşayabileceğini yansıttığım bir koleksiyon çıktı sonunda.

Ace Nayman Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Ace Nayman

⁠Koleksiyonun ilham kaynakları arasında Simon & Garfunkel’in The Sound of Silence eseri de var. Sessizlikten ilham almak biraz paradoksal geliyor kulağa. Bu temayı renk ve formlarla nasıl yorumladın?

Bu şarkıyı duyduğumda, Simon & Garfunkel’in kişisel tarzını da çok merak ettim. 70’lerde New York’ta yaşadıklarını gördüm araştırdığımda. O zamanki New York sokak stili de beni etkiledi ve bunu referans alarak ilerledim. Sessizlik kısmında ise şöyle diyebilirim; tonları daha nötr kullandım, koyu renklerden ilerledim. Sessizlik de melankolik bir şey çünkü. İnsan sessiz sedasız olunca “Neyin var?” derler ya… Orada da sessizliğin tekdüzeliğinden hareket ettim.

Melankolik bir hava var ama parlak renklerin getirdiği bir enerji de görüyoruz…

Bu da tabi ki Ace Nayman’ın DNA’sıyla ilgili çünkü bu DNA’nın %90’ını renkler oluşturuyor. Markanın upbeat ve renkli dünyasını da harmanladım ana temamızdaki bu melankoliyle. Mesela camel, kahverengi, nude tonlar gibi renkler (büyük konuşmayayım ama) Ace’te asla göremeyeceğimiz renkler. Desenler içinde farklılaştırarak kullanıyoruz bu tonları fakat bir renk trend olduğu için kendi çizgimden çıkamam. Hayatta her şeyde çizgi önemli.

Ace Nayman Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Ace Nayman

Koleksiyonun renk paleti neredeyse bir duygusal grafik gibi, sanki bir tür ruh hâli anlatıyor. Bu ruh hâli bir hikâyeye mi dayanıyor, yoksa sezgisel bir patlama mıydı?

Her işte bir matematik olduğu gibi, desen tasarlamakta da bir matematik var. Burada da tasarımcının sezgisi ön plana çıkıyor ve koleksiyonu oluştururken olması gereken renk dengesini önemli oluyor. Orada da mesleğimde yapılması gerekeni yapıyorum, bir doktor nasıl dikiş atıyorsa ben de bir rengi uygun oranda kullanıp ona göre bir denge oluşturuyorum.

Tül, transparan detaylar ve monogram dokular görüyoruz. Bu kombinasyonlar Ace Nayman’ın feminenliğini nasıl yeniden tanımlıyor?

Ace Nayman’a göre bu koleksiyon, fazlasıyla feminen oldu. Müşterilerin ne sevip ne sevmediğine göre de hareket ediyorum haliyle. Tül detayları zaten materyal olarak çok trend, genç kızlar da artık daha dar silüetlerle feminen giyinmekten hoşlanıyor. Giderek de feminenleştiriyorum markayı, daha “fashion” bir hâle sokuyorum.

En başta activewear markası algısı olmuştu, ama Ace Nayman activewear ya da streetwear markası değil. Marka hep evriliyor aslında. Çünkü bir sezondan diğerine geçerken bile insanların almayı sevdiği ürünler değişiyor, mesela markayı ilk başlattığımızda eşofman grupları, sweatshirtler, taytlar çok satıyordu çünkü pandemi vardı. Şimdi o dönem bitti ve herkes yeniden gece gezmelerine başladı, daha şık giyinme akımına uymaya başladı. Tamamen buna göre koleksiyon oluşturuyorum, kendi çizgimi koruyarak.

Ace Nayman Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Ace Nayman

Lansmanda Saffet Emre Tonguç’un “İstanbul’un modern yüzünün ardındaki gizli tarih” üzerine yaptığı konuşmayı dinledik. Bu iş birliği nasıl ortaya çıktı? İstanbul’un en çok hangi yüzü seni ve koleksiyonlarını etkiliyor?

Saffet Emre Tonguç çok yakın bir aile dostumuz, dolayısıyla sürekli vakit geçiriyoruz. Biz de lansmanlarımıza ve etkinliklerimize farklı renkler katmayı seviyoruz. Mezkla’da yaptığımız lansmanda Etiler civarını anlatmasını istedim çünkü herkes eski İstanbul’u hep anlatıyor ama Etiler bölgesindeyiz, İstanbul’un en modern bölgelerinden biri ve buraların geçmişi pek de bilinmiyor, diye düşündük. Markanın ürünlerini de çok giyer, onun da bu marka yolculuğunda bir izinin olmasını istedim. O da kırmadı bizi. İstanbul’un daha çok modern yüzü beni etkiliyor ayrıca.

İlham aldığın başka şehirler de vardır…

Şangay mesela, bana çok ilham veren bir şehir. Ya da Hong Kong. Gittiğimde Hong Kong’ta yaşamayı çok istemiştim.

Monogramın da çok keyifli duruyor!

“Ace” yazıyor monogramımda, ben artık sadece bir monogram gibi değil, desen olarak da kullanıyorum. Her koleksiyonda evriliyor, değişiyor. Bu noktada Louis Vuitton’dan çok ilham alıyorum, o da sanatçılarla, mesela Murakami’yle yaptığı koleksiyonlarda keyifli bir şekilde değiştiriyor monogramını.

Ace Nayman Sonbahar/Kış 2025 Koleksiyonu | Fotoğraf: Ace Nayman

“Şu tasarımcı bana çok ilham veriyor,” dediğin birisi var mıdır?

Hep söylerim, Alexander Wang! Aslında ben tasarımcıların beynine hayran oluyorum ve bu sorunun cevabı bende hep Wang oluyor. Niye mi? Çünkü bir beyaz gömleği her sezon farklı bir şekle sokabilecek yeteneğe sahip. Los Angeles’ta bir otelin asansöründe karşılaşmıştım kendisiyle, otomatik olarak çığlık attım! Ona en büyük hayranı olduğumu söylemiştim.

Bu koleksiyon, anlam ve sessizlik arasındaki dengeyi sorgulayan bir anlatı gibiydi. “Meaning-less” sonrası senin için yeni dönem, bir sadeleşme dönemi mi, yoksa tamamen yeni bir anlatı arayışı mı olacak?

Ben tema açısından koleksiyonlar arası bağ kurmayı sevmiyorum. Bir sonraki koleksiyonumda mesela bambaşka bir tema geliyor, çok daha canlı ve farklı bir tema. Sadece renk, model ve desen olarak koleksiyonlarım birbirini takip ediyor, bu da zaten markanın DNA’sını oluşturan unsurlar.

Bu keyifli sohbet için çok teşekkürler Ece!

Kapak Fotoğrafı: Ece Nayman

İlginizi çekebilir: Enes Kudu’dan Erman Çobanoğlu ile: Çizgi Dünyasının Söyledikleri Üzerine