Eda Soylu’nun “Alt/Üst” Sergisi: Zemin, Yüzey, Boşluk Üzerine
Eda Soylu’nun Alt/Üst başlıklı sergisinde izleyici yalnızca işlere bakmakla yetinmiyor. Sergi izleyiciyi doğrudan mekânın içine dahil olmaya çağıran bir yerleştirme olarak öne çıkıyor. Alt/Üst, ilk anda oldukça basit görünen bir soru üzerinden ilerliyor: Zemin ve yüzey yer değiştirirse ne olur? Bu basit soru, mekânın nasıl algılandığına, sanat eserinin ne olduğu fikrine ve izleyicinin bu yapı içindeki rolüne kadar uzanan daha geniş bir tartışmayı açıyor. Merdiven Art Space’te 30 Nisan’a kadar devam eden sergiden öne çıkanlara, gelin beraber bakalım.
Serginin alt katında duvarlar neredeyse tamamen geri çekilmiş durumda. Bu, alışık olduğumuz sergi düzenini doğrudan kıran bir tercih. Normalde göz hizasında, duvarda karşılaştığımız işler burada zemine yayılıyor. Böylece izleyici, sadece karşısında duran bir yüzeye bakmak yerine, adım attığı her noktada eserin bir parçası haline geliyor ve eseri paramparça etme gücüne sahip olmuş oluyor. Bu durum, Brian O’Doherty’nin tarif ettiği “white cube” anlayışından belirgin bir kopuşa işaret ediyor. Çünkü burada mekân ne nötr ne de dokunulmaz, hatta yıkım ile gelen bir estetiği oluşturuyor; sürekli değişen ve izleyiciyle birlikte dönüşen, hareket halinde bir yapıda.
Zemine yerleştirilen beton yüzeyin içine gömülmüş çiçekler, bu deneyimin merkezinde yer alıyor. Merdiven Art Space’e girdiğimiz zaman bomboş tertemiz duvarları gördüğümüzde şaşırıyoruz ve ayaklarımızın altındaki kırılmaları hissedince bakışımız doğrudan yere çevriliyor. İzleyici olarak bu yüzeyin üzerinde yürümeye başladığımızda, işler değişiyor. Beton kırılıyor, parçalanıyor, çiçekler yer değiştiriyor. Sergiyi deneyimlerken ilk başta esere basmak istememe huzursuzluğu oluyor ama sonra bu his de her şeye alıştığımız gibi ortadan kayboluyor. Öyle ki ayağıyla betonları ufalamaya çalışanları bile gördüm J . Eserdeki bu yıkıma dayalı dönüşümün geri dönüşü yok, her adım yüzeyi biraz daha farklı bir hale getiriyor. Böylece eser, tek bir ana ait olmaktan çıkıp zaman içinde sürekli yeniden kurulan bir yapıya dönüşüyor.
Bu noktada izleyici artık dışarıdan bakan biri değil. Tam tersine, eserin oluşumuna doğrudan etki eden bir aktör. Nicolas Bourriaud’nun “ilişkisel estetik” yaklaşımı bu durumu açıklamak için uygun bir çerçeve sunuyor. Ancak Soylu’nun işi, bu ilişkiyi daha kırılgan bir zemine taşıyor. Çünkü burada kurulan ilişki, aynı zamanda bir bozulma içeriyor. Yani izleyici, eseri deneyimlerken onu değiştirip bir anlamda zarar veriyor. Bu da eserin doğasını daha açık hale getiriyor çünkü burada önemli olan sonuç değil, süreç.
Üst kata çıkıldığında ise farklı bir düzenle karşılaşılıyor. Alt katta zeminde bulunan çiçekler, burada tek tek duvarlara yerleştirilmiş durumda. Bu yerleştirme, sanki alt katta yaşanan sürecin ardından geriye kalan parçaların düzenlenmesi gibi. Zeminden koparılan bu betonlaşmış çiçekler, izole edilmiş ve sabitlenmiş bir duvar kağıdı formunu alıyor. Böylece yıkıma açık, hareketli ve değişken bir yapı, burada daha erişilemez ve durağan bir görünüme bürünüyor.
Bu geçiş, Hal Foster’ın “arşiv dürtüsü” kavramını akla getiriyor. Dağılan, parçalanan ve değişen bir yapıyı toplama ve yeniden düzenleme isteği; bu üst kat yerleştirmesinde açıkça hissediliyor. Benim alt katta yapmak istediğim o düzenleme isteğinin temsili gibi J. Ancak burada yapılan şey bir bütünlüğü geri getirmek değil. Aksine, kopuşun ve dağılmanın izlerini görünür kılmak.
Bana kalırsa mekânın üçüncü katmanını ise tavandan sarkan çizimler oluşturuyor. Bu işler, alt ve üst kat arasında bir geçiş alanı işlevi görüyor. Ne tamamen zemine aitler ne de duvara. Bu ara durum, izleyicinin mekanla kurduğu ilişkiyi daha da genişletiyor. Maurice Merleau-Ponty’nin beden ve algı üzerine düşünceleri burada hatırlanabilir. Çünkü sergi boyunca deneyimlenen şey sadece görsel bir karşılaşma değil. Bu noktada bedenin hareketi, yönü ve mekânla kurduğu fiziksel temas, algının önemli bir parçası haline geliyor.
Alt/Üst, bu yapısıyla yalnızca iki kat arasında kurulan bir karşıtlığa dayanmıyor. Daha çok, bu iki durum arasındaki geçişi görünür kılıyor. Zemin ile yüzey, hareket ile sabitlik, süreç ile sonuç arasındaki sınırlar netliğini kaybediyor. Bu sınırlar, izleyicinin deneyimiyle birlikte sürekli yer değiştiriyor. Bu sebeple de aslında sergiyi deneyimleyen izleyicilerin tepkilerini içeren bir video kaydı izlemek çok hoşuma giderdi.
Sergi aynı zamanda yıkım fikrini de farklı bir şekilde ele alıyor. Buradaki yıkım, bir son anlamına gelmiyor. Çünkü bu, yeni bir durumun başlangıcı. Bu anlamda eser, yok olma ile var olma arasında gidip gelen bir döngü öneriyor.
Eda Soylu’nun Alt/Üst sergisi, izleyiciyi alışık olduğu izleme biçiminden uzaklaştırarak daha aktif bir konuma taşıyor. Mekânı sabit bir çerçeve olarak değil, deneyimle birlikte şekillenen bir alan olarak ele alıyor. Sanat eseri ise artık sadece görülen bir şey olmaktan çıkıp değişen, iz bırakan ve zamanla dönüşen bir hafıza alanına dönüşüyor. Bu yaklaşım, çağdaş sanatın süreç odaklı yönelimini güçlü ve doğrudan bir biçimde ortaya koyuyor.
Kapak Fotoğrafı: Merdiven Art Space
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İstanbul Sergileri

Başak Hürer 









Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!