Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Opera bölümünden mezun olan Elif Kaya, Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı Müzik Bölümü’nde ve Semiha Berksoy Opera Vakfı’nda Şan Eğitmenliği yapıyor. Müzikal geçmişi ve şan eğitmenliği hakkında kendisine birkaç soru sorduk.

Elif Kaya, gözlerinin içi gülen, pozitif bir insan. Hayatından bahsetmeye başladığında, röportaj yapmakta olduğumu unutup, merak dolu bakışlarla “Acaba sonra ne oldu?” diye sormaktan kendimi alamadım. Merzifon’da yedi kardeşli bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya gelmiş.  Üniversite eğitimine Samsun’da başlamış. Biyoloji bölümünde okurken, hiç hesapta yokken kendini Bilkent Üniversitesi’nin Konservatuvarı’nda buluyor. Sonrası malum. Hep arzu ettiği, tutkunu olduğu işi yapmaya başlaması onu var eden sebeplerden birisi olmuş.

Nasıl oldu da Samsun’da Biyoloji okurken kendinizi Ankara Bilkent’te konservatuvarda buldunuz?  

Öncesi de var tabii ama asıl “o” günü anlatmalıyım. Üniversiteden çok sevdiğim arkadaşım Şükran ve şimdi isimlerini hatırlayamadığım birkaç arkadaşımla birlikte 1999 yılı 19 Mayıs kutlama şenliklerine katılıyoruz. Öğleden sonra Bilkent Senfoni Orkestrası ve solistlerinin bir konseri var ve onu kaçırmamak için erkenden meydana doğru iniyoruz. Meydana yakın şehrin en büyük otelinin fuayesinde bir resim sergisi varmış, onu görmek için içeri giriyoruz. Tablolara bakarak ilerlerken arkadaşlardan birisi “Bakın Gürer Aykal gelmiş, hadi gidip hoş geldiniz diyelim.” diyor, ben de hep aynı kalan o güvensiz ve çekingen tavrımla “Ne gerek var, rahatsız etmeyelim.” diyorum. (Belki de içimden diyorum bunu.) Arkadaşlarımdan daha ürkek adımlar atarak, kızların peşinden yürüyorum. Yanlarına vardığımızda “Hoş geldiniz.” diyerek gülen gözleri aynı nezaketle karşılıyor sevgili Gürer Aykal ve kendisini sonradan tanıyıp ömür boyu minnettar kalacağım değerli piyanist ve Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Kurucu Dekanı olan sevgili hocamız Ersin Onay. İşte o dakikalarda konuşmaların arasında bir yerlerde Şükran diyor ki “Elif müziği çok sever, güzel şarkı söyler, çok da güzel sesi var!” O kadar çok utanıyorum ki, içimden: “Ah, Şükran!” diyorum. Şükran’ın cümlesiyle kafalar bana doğru çevriliyor, sevgili Ersin Onay bakıyor gözlerimin içine. “Senin için ne yapabilirim?” diyor, başımı yana eğerek: “Hiç.” diyorum ama yine içimden, ne isteyebilirim ki onlardan… Fakat benim isteyemediğimi sevgili Hocam teklif ediyor “Yarın bir sınav yapacağız, yetenekli çocuklar ve gençler için. Sen de oraya gel, Hocalarımızla birlikte değerlendirelim durumunu.” Sonra bana sekreterinin telefonunu veriyor, sınav yerini ve saatini öğrenmem için. Sınav yeri Samsun’un bir ilçesi, Havza.

Sabah erkenden Havza’ya gidiyorum, sınavın yapılacağı okulu ararken İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden birileri bana yardım ediyor, okula herkesten önce ulaşıyorum. Hademe bir sandalye veriyor. Sabahın serinliğinde, baharın ve sanki benim yeni hayatımın müjdecisi gibi doğan güneşin eşliğinde, tarifsiz bir heyecan ve korku içinde oturup bekliyorum o küçük ilkokulun bahçesinde. Ekip geliyor bir minibüsle. Her biri, o sınavdan bir yıl sonra (ki bu bir yıl da başka bir zorunlu serüven) on yıllık bir süreç boyunca hep bir arada olacağımız Müzik Fakültesi’nin değerli hocaları, aynı zamanda Senfoni Orkestrası’nın üyeleri. Sınava giriyorum, sınavın sonucunda bir şan hocasıyla çalışmak üzere Bilkent’e davet ediliyorum.

Hayatımın kırılma noktası olan o yirmi dört saati anlattım size, işte bu şekilde başlıyor müzik eğitimi serüvenim.

Hayatınızın büyük bölümünün Merzifon, Samsun, Ankara, İstanbul şehirlerinde ve bu şehirler arasındaki geçişlerle sürdüğünü söylemek doğru olur mu? Her şehrin insanının kendine özgü özelliklerinin baskın olduğuna inanır mısınız? Bu çeşitliliğin size de yansıdığını düşünüyor musunuz?

İstanbul serüvenim yeni başladı sayılır, burası her bölgeden insanın yaşadığı koca bir şehir, yaşadığım diğer Anadolu şehirlerinden daha kalabalık ve büyük; fakat henüz tam olarak İstanbul’un bir parçası olamadım, hâlâ biraz Ankara özlemi çekiyorum.

Her şehrin ayrı bir kokusu ve içimde yarattığı farklı duygular var. İklimleri farklı mesela, Merzifon sert rüzgârlarıyla saçınızı başınızı birbirine katan, bir ova üzerine kurulmuş küçük ve sevimli bir ilçe, orada büyüdüm.

Samsun, ilk üniversite, yaz sonu garda otobüsten indiğimde adeta tenime yapışan nemli sıcaklık, çocukluktan çıkış ama hiç kolay ve korunaklı olmayan şartlarda, o zamana kadar tanımadığım bambaşka insan hâlleri ve bana yaşattığı duygularla tanıştığım şehir.

Ankara, ilk yıllarımın kışları kuru soğuk ve gri renkte… Bu şehir, özellikle ilk yıllarımda yaşadığım zorluklara rağmen, içimde güven ve sıcak bir aidiyet duygusu bırakmış olmasıyla hatırladığım tek şehir. Aslına bakarsanız bu duyguların müsebbibi, kalbimin sevgiyle bağlı olduğu evim, hayatımın on kıymetli yılını geçirdiğim yer, Bilkent Üniversitesi’dir. Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi ailesi. Biz, pek çoğumuz, böyle sevgiyle hatırlıyoruz okul yıllarımızı…

Ankara ile İstanbul arasında iki yıllık bir Adıyaman serüvenim de var. Orayı atlarsam gücendiririm gibi hissediyorum. Adıyaman sıcağı kısmen kuru, güneşi sanki insanına daha yakın ve en çok da gün batımı yumuşacık ve güzel bir şehir. Adıyaman insanı da sakin, kibar yaradılışlı, barışçıl ve büyük bir medeniyetin mirasçıları. Orayı sevgiyle hatırlıyorum.

Bu çeşitlilik elbette bana da yansımıştır çünkü hepsinde tecrübe ettiklerim o şehrin insanlarıyla aramda yaşanmıştır. Her biri bende farklı derinliklerde izler bırakmış, benim şekillenmemde etki sahibi olmuştur.

Opera eğitimi disiplin gerektiren bir süreç olmalı. Ayhan Sicimoğlu bir programında, opera bölümünde okuyan kızını bir gün ziyaret ettiğinden bahseder. Hocasının, kızının ağzını daha fazla açması için yaptığı müdahaleleri şaşkınlıkla izlediğini ve bir an “Ne yapıyorsun kızıma?” diye bağırmamak için kendini zor tuttuğunu anlatır. Opera eğitimi sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

Benim asıl tutkum müzikti, ancak şarkı söyleyerek onun bir parçası olabiliyordum. Daha küçük yaşlarda müzik eğitimi alma şansım olsaydı bir enstrümentalist olabilirdim belki, kim bilir… Opera eğitimini seçerken de çok bilinçli değildim aslına bakarsanız. Büyüdüğüm çevrede klasik batı müziği, hele ki opera, neredeyse hiç tanınmayan bir müzik türüydü. Benim klasik müzik ile tanışıklığım, TRT televizyonunun pazar konserleri ve yine TRT radyolarının çok sesli çocuk korolarından dinlediklerimden ibarettir. Bütün bunlara rağmen içimde bu müzik türüne karşı ilgi duyduğum, sevgi beslediğim bir gerçek çünkü başka türlü öylesine zorlu ve uzun bir eğitim sürecinde hiç mutlu olamazdım.

Operada bir tür adanmışlık söz konusudur. Müzik hayatınızda ana eksen olur, diğerleri onun etrafında şekillenir. Tatiller, özellikle konser zamanları uyku saatleriniz, yedikleriniz içtikleriniz, eğlence alışkanlıklarız, giyim tarzınız. Örneğin bir enstrümentalist öyle haftalarca çalgı aletine dokunmadan klasik bir tatil geçiremez, günlük çalışmalar aksamamalıdır, kocaman bir kontrbas da olsa paşalar gibi taşınır yazlığa. Çalışma disiplini çok önemlidir. Bir şancı, ses sağlığına özen gösterir. Pek çok yaşıtı gibi eğlence mekânlarında bağıra çağıra şarkı söylerse, sigara içilen ortamlarda zaman geçirirse, uykusunu almadan derse ya da temsile giderse görün siz şenliği… Ses hem dış çevre koşullarından hem de bedenin iç dengesinden çok etkilenir. Mesleğinize saygı duyuyorsanız her şeyi zamanında ve ölçüsünde yapmak gereklidir.

Şarkı söylerken ağzınızı büyük açmanız gerek doğrusu fakat maalesef bu alışkanlığı kazanmak kimilerimiz için çok daha zor oluyor.

Opera sanatçılığı hem sesi kullanmayı hem de oyunculuk yapabilmeyi gerektiren özel bir alan. Sadece oyunculuğa ya da sadece şarkı söylemeye yönelmeyi hiç düşündünüz mü?

İlk üniversitemde okurken okulun tiyatro topluluğuna girmiştim ama orada da sahneye şarkı söylemek için çıkmıştım. Şimdi, tiyatro benim hayatımda yine var. Çünkü Bilkent’teki yüksek lisans eğitimi yıllarımda oyunculuk bölümünde şan dersleri vererek başladığım eğitmenlik görevini hâlâ başka bir üniversitede ve yine oyunculuk öğrencileriyle sürdürüyorum.  Bundan bir on yıl sonra benim de uzmanlığım bu diyebileceğim belki de: “ Tiyatrocularla ses çalışmak”. Ama benden iyi bir oyuncu olur muydu bilmiyorum.

Operadan başka bir müzik türünde şarkı söylemek hiç uzak değil, sevdiğim pek çok müzik türü var ve zevkle farklı türde şarkılar da söylerim.

Opera okuyanların yerel müzik türlerine biraz mesafeli baktığı söylenir, bunun bir gerçeklik payı olduğunu düşünüyor musunuz?

Bence bu bir yanılgı, böyle bir genelleme yapmak yanlış. Bizler, bu toprakların çocukları olarak Anadolu kültüründen beslenerek büyüyoruz, herkes gibi. Elbette kendi kültürümüzün müziğini de seviyoruz. Gerçi  ben de genelleme yapmış oldum şimdi. Tabii belli bir müzik türünü çok sevmeyen opera şarkıcıları da olabilir, tıpkı aksi durumun da mevcut olması gibi. Her iki durumda da genelleme yapmak yanlış olur. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, opera türünde şarkı söyleme tekniği türkü söylerken kullanılınca, çoğunlukla kulaklara yabancı gelir, yadırganır. Opera şarkıcısının da ses kullanma tekniğini muhafaza etme gerekliliği vardır. Bu durum sizin sorunuzda geçen yanılgının doğmasına sebep olabilir kanımca. Durumu daha basit anlatmam gerekirse, biz opera şarkıcısı arkadaşlarımızla bir araya geldiğimiz dost meclislerinde çoğunlukla türküler ve Türk sanat müziğinden şarkılar söyleriz. Bu daha ikna edici olmuştur sanırım : )

Son dönemlerde izlediğiniz en iyi opera/müzikal hangisi?

Bir opera ve iki müzikal oyun önermek isterim. İstanbul Devlet Operası’nda sahnelenen “La Traviata” operası, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen “Sidikli Kasabası Müzikali” ve Talimhane Tiyatrosu’nda sahnelenen “Seni Seviyorum Mükemmelsin Şimdi Değiş” isimli müzikal.

Elif Kaya, Maltepe Üniversitesi öğrencileri dışında, Semiha Berksoy Opera Vakfı’nda da Şan Eğitmenliğine devam ediyor. Mütevazılığından dolayı kendi hakkındaki tüm detayları ele vermiyor. Detaylı geçmişine, aldığı ödüllerin neler olduğuna buradan  bakabilirsiniz.

Bugüne kadar müzik ile hep daha fazla ilgilenmek istediyseniz ama bir türlü zaman ayıramadıysanız, belki de şimdi tam zamanıdır! Elif Hoca’dan şan dersi almak  isterseniz, detaylı bilgi için burayı arayabilirsiniz.

Fotoğraflar: Elif Kaya kişisel arşiv.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Seninle konuşmuştuk bu konuyu kahvaltıdayken, muhteşem bir röportaj olmuş, bir solukta okudum her şeyi, ellerine sağlık :)

  2. Okuduklarıma inanamıyorum! Biyoloji Bilimleri ve Biyomühendislik öğrencisi olarak üniversite hayatımı şan dersleriyle renklendirmiş, hep “keşke daha erken başlasaymışım!” demiş bir insanım. Şimdi de değişik arayışlar içindeyken bu röportajı okumak beni çok mutlu etti, bir çok benzer nokta gördüm, en kısa zamanda kendisiyle tanışmak istedim.. Çok teşekkürler!

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?