2000 yılından bu yana Çağdaş Türk Sanatı ile ilgili fark yaratan çalışmalara ev sahipliği yapan Çağla Cabaoğlu Gallery’de 12 Temmuz’a kadar görebileceğiniz 2 muhteşem sergi alternatifi sizi bekliyor. Emre Namyeter’in “Şimdi Değil” adlı sergisinde kendinizi bir galakside gibi hissederken Şenol Altun’un “Aydınlatan Heykeller” sergisinde gündüz bir heykeli andıran eserlerin akşam bir aydınlatmaya dönüştüğünü görünce hayrete düşeceksiniz.

Bilgi Üniversitesi’nde Reklamcılık ve Fotoğraf eğitimini tamamlayan Emre Namyeter, bir gün fotoğraflarını editlerken bunları resme aktarırsa, nasıl bir iş çıkacağını merak eder ve çeşitli materyaller üzerine fotoğraflarını bastırıp onları boyarken kendini bulur. Böyle bir merak sonucu oluşturmaya başladığı eserleriyle oluşturduğu sergisi sizi bulunduğunuz andan koparıp çok uzaklara götürecek.

Bir üst kaça çıktığımızda ise, 4 yıl gibi uzunca bir sürede topladığı yüzlerce farklı materyali bir araya getirerek yaratılan eserler ile oluşturulan bir sergi sizi karşılıyor. Mekan-mimari ve moda fotoğrafçısı olarak tanıdığımız Şenol Altun, aslında mesleki olarak bilgisi ve ilgisi olan ışık takıntısına yepyeni bir boyut kazandırdığı sergisi ile karşımıza çıkıyor.

EN_SA_2

Gelin bu iki özgün sanatçının da ışığa karşı olan ilgilerinin kaynağını ve yaratıcılıklarına dair detayları bulabileceğimiz sohbetimize bir göz atalım.

Sanata bakış açısı kişiden kişiye değişse de, hatta ortaya çıkan işler bambaşka olsa da, bazen sanatçılar arasında bir bağ olduğuna inanırım. Sizin de sanat çalışmalarınızda gördüğüm ortak bir paydanız var aslında: Işık…. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Emre Namyeter: Çalışmalarımın temelini görsel algı farklılıkları ve gerçekliği nasıl bireyden bireye farklı yorumladığımız üzerine oluşturduğum için ışık ve ışık oyunları benim en büyük yardımcılarımdan biri diyebilirim.

Şenol Altun: Işık benim her zaman, -mesleğim olan fotoğrafçılıktan da kaynaklanıyor olsa gerek- takıntı derecesinde normal hayatımda da hassas olduğum bir noktadır. Yeni bir mekana gittiğimde ilk dikkatimi çeken her zaman ışık olmuştur. Eğer sert ve dik ışıklarsa mutlaka o ışığı yumuşatacak bir çözüm bulur uygularım, çok rahatsız olurum. Çünkü ışık bence bir anda ortamın tüm enerjisini değiştirecek güce sahiptir tek başına. En sonunda bu takıntım beni bu noktaya getirdi sanıyorum.

emre namyeter

Emre, insanlara adeta karanlıkta bir ışık şöleni sunuyorsun. Çalışmalarına tesadüf eseri başlamamış olsan gerek. İlk kıvılcımlar ne zaman ve nasıl başladı?

EN: Biraz tesadüf biraz şans diyebiliriz aslInda… Bilgi Üniversitesi’nde reklamcılık ve fotoğraf eğitimimi tamamladıktan sonra reklam fotoğrafçısı mı, moda fotoğrafçısı mı olmalıyım arasında gidip geldiğim bir dönemde, bir gün bilgisayarda fotoğraflarımı editlerken ‘’bunun resmi olsa nasıl olurdu’’ diye başlayan bir merak sonucu gelişti her şey… Çekmiş olduğum fotoğrafları değişik materyallerin üzerine bastırıp (ahşap, metal, kanvas, pleksi) boyarken buldum kendimi. Tümüyle doğaçlama yapıyordum ve oldukça keyif alıyordum. İşte o zaman anladım ki; bunu hayatım boyunca yapabilirim. Bunun üzerine kendimi geliştirmem gerektiğini düşünerek Avusturya’da Salzburg Güzel Sanatlar Akademisi’ne gittim. Avusturya dönüşü artık bir atelyem vardı ve tümüyle deneysel olarak çalışmalara başladım. ‘’Şimdi Değil” adlı sergimdeki çalışmalar 3 yılı aşkın bir deneysel çalışma sonucu elde ettiğim boyalar ve teknikler sonucu meydana çıkmıştır.

Hatırlıyorum da, çocukken duvarlarımızı küçük, fosforlu cisimlerle süslerdik. Belki bir hayal alemine dalmak, belki de gökyüzünün huzuruna erişmek için… “Şimdi Değil” sergini görünce, o yılların hatıraları canlandı. Senin çalışmalarının bu yönde şekillenmesini nasıl yorumlarsın ? 

EN: Daha önce bahsettiğim deneysel çalışmalar sonucu elde ettiğim boyanın özeliklerinden biri de farklı ışıklarda tepki vermesi. Bunun üzerine sergideki black light (mor ışık) aydınlatmalı karanlık odayı izleyicinin algısıyla oynamak için tasarladım. Sanat eserlerinin izleyiciyle bağlantı kurabilmesi için bir takım duyguları harekete geçirmesi gerektiğine inanıyorum ve sizde de bu gerçekleşmise benziyor.

şenol altun

Şenol, seni fotoğrafçılık ve sinema kariyerindeki başarılarınla tanıyoruz. Bunlara ek olarak bu tarz tasarım çalışmalarına geçişin nasıl oldu?

ŞA: Doğrusu ben de nasıl başladığımı çok net hatırlamıyorum sorulduğunda. Ama dediğim gibi ışık noktasında hassas oluşum önce evime özel ışıklar yapmaya itti beni. Zaten uzun süredir toplayıcılık da yapıyordum. Bu topladığım malzemeler zamanla yoğruldu ve bu hale geldik.

“Aydınlatan Heykeller” sergini gördüğümde itiraf etmeliyim ki, hayrete düştüm. Dekorasyonun iki önemli figürü; ışık ve heykel kavramlarını bir araya getirdiğin çalışmaların görsel anlamda göze hitap ederken aynı zamanda kişilerin aydınlatma ihtiyacını da karşılar nitelikte… Sence tasarımda fonksiyonellik önemli mi?

ŞA: Ne yaptığınıza bağlı… Herkesin farklı yolları var. Bazı çalışmalarda fonksiyonellik aramak o çalışmaya hakaret bile olabilir. Benim çalışmalarım ise en başta fonksiyondan doğdu. Çok farklı yollar.

Çağla Cabaoğlu Gallery de çağdaş sanat konusunda harika işlere imza atıyor. Sizin  yollarınız nasıl kesişti?

EN: Çagla ile tanışmamız yine şans eseri oldu. Ortak bir tanıdığımızın benden bahsetmesi ve web sitemi Çagla’ya vermesi sonucu benden haberi oldu. Daha sonra buluştuk ve gelecek planlarımızdan bahsettik, kimyalar uyuştu ve beraber çalışmaya başladık.

ŞA: Hayatta tesadüf yoktur… Bir yola girersin ve o yolda bir anda karşına Çağla gibi doğru insanlar çıkar, buna vesile de bir dost olur. Çağla ile tanışıp çalışmalarımı paylaşmam sonucunda onun olumlu tepkisi ve işini hakkı ile yapması ile buraya kadar geldik.

Her ikinizin de sergisini 12 Temmuz’a kadar Çağla Cabaoğlu Gallery’de görebileceğiz. Bu tarihlerden sonra, sizi nerede bulacağız, çalışmalarınıza erişebileceğimiz başka planlarınız var mı?

EN:  Şu an San Francisco’da heykel master’ı yapıyorum. Dolayısıyla Ağustos sonu İstanbul’dan ayrılıyorum ama Kasım’daki Contemporary İstanbul fuarında yeni çalışmalarımla geri döneceğim.

ŞA: Ben çalışmalarımı evde yapıyordum ama ev iyice atölyeye dönüştü ve daha çok çeşitli malzemelerle çalışmayı düşündüğüm için bir atölye kiraladım. Orada devam edeceğim.

Son olarak, aşağıdaki kelimeler sizin için neyi ifade ediyor? İkinizden de ayrı ayrı açıklamaları almak isterim.

EN:

Hayat Felsefesi: Anı yaşamak

Çalisma Tarzı: Deneysel

Karakteristik Özellik: Mükemmelliyetçi

Tasarım: Sınırsız

Aydınlık: Kaç lümen

ŞA:

Hayat Felsefesi: Hareket

Çalisma Tarzı: Detaycı

Karakteristik Özellik: Enerjik

Tasarım: Orijinallik

Aydınlık: Görünürlük

Fotoğraflar: Cemre Mert & Şenol Altun

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN