Tüm hafta boyunca o anı mı bekliyorsunuz? Sizi sevdiklerinizle, Wasa eşliğinde kuracağınız zengin bir sofrayla ve iyi müzikle buluşturacak o pazar kahvaltısını… Pazar sabahınızı ve dolayısıyla tüm gününüzü güzelleştirecek iyi ve keyifli müzikler için, size caz klasiklerinden 6 önerimiz var!

 

Ella and Louis (1956) | Ella Fitzgerald and Louis Armstrong

Caz klasikleriyle arası iyi olmayanların bile aşina olduğu iki ismin, iki muhteşem sesin, Ella Fitzgerald ve Louis Armstrong‘un işbirliği olan bu albüm, yayınlandığı dönemde dinleyiciden de eleştirmenlerden de tam not almış. Albüm için Verve etiketinin kurucusu Norman Grand, bu iki özel ses için yavaş ve orta tempoda 11 ballad seçmiş ve albümün yapımcılığını bizzat üstlenmiş. Son söz yine de Louis Armstrong’unmuş. İki sanatçının birbiriyle uyumu, karakteristik seslerinin tatlı birlikteliği o kadar beğenilmiş ki, ikili 1957’de “Ella and Louis Again”, 1959’da ise “Porgy and Bess” albümlerini yine birlikte kaydetmiş. “Ella and Louis” albümünde, Irving Berlin’in ünlü balladları “Cheek to Cheek” ve “Isn’t This a Lovely Day?”in yanı sıra Gershwin imzalı parçalar da bulunuyor. Yumuşak, sakin ve huzur dolu on bir düet için bu klasik plak arşivinizde bulunması gerekenlerin başında geliyor.

 

Ellington Indigos (1958) | Duke Ellington

Duke Ellington dendiğinde akla ilk gelen caz melodisi “Mood Indigo” oluyor. Besteci, caz piyanisti ve kendi adını taşıyan caz orkestrasının lideri olarak 50 yılı aşkın kariyeri boyunca caza sonsuz katkıda bulunmuş Duke Ellington’ın bu caz standardının belki de en iyi kaydı, Ellington’ın kendi orkestrasıyla kaydettiği “Ellington Indigos” albümünde yer alıyor. Başta alto saksafondaki Johnny Hodges olmak üzere yetenekli müzisyenlerin katkıda bulunduğu, akılda kalıcı sololarla zenginleşen bu albümde “Autumn Leaves” parçasındaki vokalleriyle Ozzie Bailey de yer alıyor. Duke Ellington, özellikle hareketli ve yorucu bir cumartesi gecesi geçirdiyseniz, dinlendirici etkisiyle güzel bir pazar sabahı (ya da öğleni) geçirmenizi sağlayacak.

 

At Mister Kelly’s (1957) | Sarah Vaughan

1953 – 1975 tarihleri arasında Chicago’nun ünlü caz kulüplerinden Mister Kelly’s’de canlı kaydedilen bu albüm, “20. yüzyılın en harika seslerinden biri” olarak tanımlanan Sarah Vaughan’ın sesiyle buluşturuyor dinleyenleri. Albüm 1957 yılında sıradan bir gecede kaydedilmiş ve aşırı rahat, hatta provasızlığı belli olan doğallığıyla akıllara kazınmış. Albümü dinlerken yalnızca iyi müzikle buluşmuyor, kendinizi gerçekten 1950’lerde Chicago’daki bir caz kulübünde buluyorsunuz. Sarah Vaughan’ın piyanoya yaslanışını, davulcuyla göz göze gelişlerini zihninizde canlandırabiliyor, unutulan sözleri ya da kaçırılan notaları umursamıyorsunuz. Yemek masanızın yanıbaşında canlı müzik varmış hissi uyandıracak bu albüm, tek kelimeyle tarif etmek gerekirse “şakacı”!


Sugar in My Bowl: The Best of Nina Simone (1998) | Nina Simone

Orijinal değil, plak değil, en iyilerden oluşan toplama bir albüm olan bu Nina Simone albümü de bonusumuz olsun. 1998’de yayınlanan “Sugar in My Bowl” altbaşlıklı “The Best of Nina Simone”, sanatçının 1967 – 1972 yılları arasındaki, yani alttürler ve türler arasında gidip geldiği, oldukça üretken olduğu yıllarda seslendirdiği 40 parçadan oluşuyor. Albümdeki yer alanlar arasında her biri çok sevilen, unutulmaz hit parçalar var: “To Love Somebody”, “I Want a Little Sugar in My Bowl”, “I Wish I Knew How It Would Feel to Be Free”, “Do What You Gotta Do”… Hazır Nina Simone demişken, bonusun da bonusu olsun, bir belgesel önerisinde bulunalım size: Netflix yapımı, Oscar adayı belgesel “What Happened, Miss Simone?” (2015), Nina Simone’u yalnızca efsane bir sanatçı olarak değil, bir aktivist olarak da mercek altına alıyor. Kahvaltıdan sonra izlemeye var mısınız?

 

Blue Train (1957) | John Coltrane

Bir diğer caz efsanesi, besteci ve saksafon sanatçısı John Coltrane… 40 yıllık kısa ömrü boyunca caz müziğe, başta bebop ve free jazz alttürlerinde olmak üzere sonsuz katkıda bulunmuş olan Coltrane’in en önemli albümlerinden biri, bir yüzünde 2, diğer yüzünde 3 parça yer alsa da kısa ama öz bir caz yolculuğu vadediyor. Albüme adını veren “Blue Train”in hüzünlü moduyla başlayıp yavaş yavaş “Lazy Bird”ün yükselen ritmine ulaşan albüm, pazar kahvaltısında sofranızı enerjiyle dolduracak.

 

Kind of Blue (1959) | Miles Davis 

Birçok caz eleştirmenine göre tüm zamanların en iyi ve en iz bırakan albümlerinden biri olan “Kind of Blue”, aynı zamanda Miles Davis’in başyapıtı olarak anılıyor. Caz trompetinin bir numarası Miles Davis’e bu albümde piyanoda Bill Evans, tenor saksafonda John Coltrane eşlik ediyor. Albümdeki 5 parçanın melodileri o kadar tanıdık ki, sanki cazın sözlükteki karşılığı bu albüm olabilirmiş gibi… Tamamı Miles Davis’e ait “So What”, “Freddie Freeloader”, “Blue in Green”, “All Blues” ve “Flamenco Sketches” parçaları, gerçekten de cazı tanımlayan parçalar. “Kind of Blue” aynı zamanda sadece Davis’in en çok sata albümü ünvanını değil, tüm zamanların en çok satan caz albümü ünvanını da taşıyor: Multi-Platin sertifikasına sahip albüm, bugüne kadar 4 milyon kopyanın üzerinde satılmış.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN