Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın yaşamını konu alan “Mandela: Long Walk to Freedom”, bugün ülkemizde vizyona girdi. Bunu fırsat bilerek son on yılda sinemada izlediğimiz ve çoğunluğu başrol oyuncularının performanslarıyla iz bırakan 10 politik filmi listeledik.

idris-elba-in-mandela-long-walk-to-freedom-movie-2

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin seçilmiş ilk cumhurbaşkanı, uzun yıllar halkının özgürlüğü için savaşmış ve 1993 yılında Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilmiş olan, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Nelson Mandela’nın yaşamı bugün vizyona giren “Mandela: Long Walk to Freedom” filminde anlatılıyor. Filmde Mandela’nın çocukluğundan devlet başkanlığına kadar olan geniş bir dönem anlatılırken, lideri Idris Elba canlandırıyor.

Mandela’nın öyküsünü izleyecek olanlar ve sinemada politik figürlerin biyografilerinin konu alındığı filmleri izlemekten hoşlananlar için, son 10 yılda çekilmiş ve politik liderleri merkezine alan 10 filmi listeledik. İyi kalpli ya da kötü kalpli liderleri, günümüzün ya da geçmişin politik figürlerini konu alan bu filmlerin hemen hemen hepsi, değerli oyuncuların inanılmaz performansları ile dikkat çekiyor.

İşte izlemeniz gereken 10 politik film:

Bu hafta “Mandela: Long Walk to Freedom” dışında Darren Aronofsky imzalı epik “Noah”, tüm dünyada beğenilen “The Raid”in devam filmi, Meksika komedisi “No se Aceptan Devoluciones”, gerilim filmi “We Are What We Are”, Belçika animasyonu “The House of Magic”, sigara bıraktırma belgeseli “Bırakmak İstiyorum” ve yerli yapımlar “Mandıra Filozofu”, “Aşk Oyunu” ile “Meleklerin Mucizesi” vizyona giriyor.

 ***

En İyi Politik Filmler

 

The Queen, 2006 (Yön: Stephen Frears)

Halen dünyanın en güçlü krallığının, Birleşik Krallık’ın kraliçesi ünvanını taşıyan Kraliçe II. Elizabeth’in yaşamının kısa fakat zorlu bir dönemine odaklanan film nedeniyle Majesteleri, birçoğumuzun gözünde Helen Mirren ile özdeşleşmişti. 1996 yılında Prenses Diana’nın yaşamını kaybettiği kazanın ardından başta Kraliçe olmak üzere kraliyet ailesinin yaşadığı zorlukları yansıtan filmde politika ve özel hayat arasındaki ince çizginin üzerinde dolaşıyoruz. Stephen Frears’ın yönettiği filmde Başbakan Tony Blair rolünde Michael Sheen, Prens Phillip rolünde James Cromwell ve Prens Charles rolünde Alex Jennings yer alıyordu.

 

The Last King of Scotland, 2006 (Yön: Kevin MacDonald)

1970′li yıllarda Ugandalı diktatör Idi Amin’in bünyesinde kişisel doktoru olarak çalışan Dr. Nicholas Garrigan’ın gözünden izlediğimiz hikaye, yakın tarihin en acımasız politik figürlerinden birini tanımamızı sağlamıştı. Forest Whitaker’ın ustalıkla canlandırdığı Idi Amin, başlangıçta doktoru gibi bizim de gözümüze sempatik bir insan olarak gözükse de, film ilerledikçe kapıldığımız dehşet ondan nefret etmemize neden oluyordu. Filmde Forest Whitaker dışında önemli rollerde James McAvoy, Gillian Anderson ve Kerry Washington yer alıyordu.

 

Frost/Nixon, 2008 (Yön: Ron Howard)

Aynı adlı tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan “Frost/Nixon”, televizyon gazeteciliğinin efsanevi röportajlarından birini ve bu röportajlar için yapılan hazırlıkları konu alıyor. İngiliz talk-show sunucusu David Frost’un, Watergate skandalı ile ilgili önemli bir günah çıkarmaya dönüşen Richard Nixon röportajlarını anlatıyor film. Sanki o yıllarda, televizyonda izliyormuşsunuz hissi veren filmde Nixon’ı Frank Langella, Frost’u ise Michael Sheen canlandırıyor. “The Queen” ve “The Last King of Scotland” gibi “Frost/Nixon”ın da senaryosunun Peter Morgan tarafından yazıldığını, politik biyografileri sevenlerin kendisini yakından takip etmesi gerektiğini de hatırlatalım.

 

Milk, 2008 (Yön: Gus van Sant)

ABD için olduğu kadar dünya için de oldukça önemli eşcinsel aktivist Harvey Milk’in yaşamına odaklanan film Sean Penn’e ikinci Oscar ödülünü getirmişti. Hayatı boyunca eşcinsel hakları için mücadele veren, özel hayatını ikinci plana iten ve California’nın seçilmiş ilk açık eşcinsel lideri olan Milk’in savaşında ona destek verenleri Emile Hirsch, Diego Luna ve Alison Pill gibi oyuncular canlandırırken, filmde ayrıca Josh Brolin ve James Franco da önemli rollerde karşımıza çıkıyordu.

 

Invictus, 2009 (Yön: Clint Eastwood)

Mandela: Long Walk to Freedom, elbette sinemada Nelson Mandela’yı konu alan ilk film değil. Bu önemli liderin hayatındaki kısa bir döneme odaklanan “Invictus”, 1995 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nde düzenlenen Rugby Dünya Kupası’na götürmüştü bizleri. Halkını kenetlemek için sporu kullanan, başkan koltuğundaki Mandela’nın vizyonuna tanık olduğumuz filmde ünlü lideri Morgan Freeman canlandırmıştı. Filmde aynı zamanda Güney Afrika rugby milli takımının kaptanı Francois Pienaar rolünde Matt Damon’ı izlemiştik.

 

The Young Victoria, 2009 (Yön: Jean-Marc Vallée)

Bizi İngiliz kraliyet tarihinin en önemli dönemlerinden biri olan Victoria döneminin başlangıcına doğru bir yolculuğa çıkaran 2009 yapımı filmin yönetmen koltuğunda ilk İngilizce filmini çeken Quebecli yönetmen Jean-Marc Vallée oturuyordu. Kraliçe Victoria ve Prens Albert’ın İngiltere’yi şekillendiren ve geliştiren birlikteliğine, projelerine ve en önemlisi aşklarına odaklanan filmde başrolleri Emily Blunt ve Rupert Friend paylaşıyordu.

 

The King’s Speech, 2010 (Yön: Tom Hooper)

Tom Hooper’ın ilk uzun metrajlı filmi, kendisine sayısız ödül kazandırmış, hem mizahi hem de dramatik yönü oldukça kuvvetli olan “The King’s Speech” idi. İngiltere’nin Almanya’ya savaş ilan ederek II. Dünya Savaşı’na gireceği 1939′un öncesinde geçen filmde, bu önemli olay öncesinde halkına seslenerek güç vermesi gereken Kral V. George’un yaşadığı zorluklarla mücadelesini izliyoruz. Fakat bu zorlukların başında politik, ekonomik ya da askeri meselelerden çok daha önemli bir konu geliyor: kralın kekemeliği. Eşi Elizabeth’in desteği ve Avustralyalı konuşma terapisti Lionel Logue’un yardımlarıyla bu zorluğu aşan V. George’un öyküsü 2010 yılının en iyi filmlerinden birini izlememizi sağlamıştı. Filmde başrolde Colin Firth, yardımcı rollerde ise Geoffrey Rush, Helena Bonham Carter ve Guy Pearce yer alıyordu.

 

The Iron Lady, 2011 (Yön: Phyllida Lloyd)

İngiltere’nin 1979-1990 yılları arasında başbakanlığını yürüten ve ülkenin ilk kadın başbakanı ünvanını taşıyan Margaret Thatcher’ın yaşamını iki yıl önce izlemiştik. Film, adını Thatcher’ın “Demir Leydi” lakabından alıyor, politikayla ilgilenmeye başladığı gençlik yıllarından, kocasının hayaleti ile konuştuğu yaşlılığına dek tüm hayatını perdeye yansıtıyordu. “The Iron Lady”, bir film olarak iyi eleştiriler almasa da başrol oyuncusu Meryl Streep’in performansı ile izlemeye değer bir film olarak akıllara kazınmıştı.

 

Lincoln, 2012 (Yön: Steven Spielberg)

ABD tarihinin en önemli başkanlarından birinin en zorlu yıllarına odaklanan bu üç saatlik Spielberg epiği, 2012′nin en önemli yapımlarından biriydi. İç Savaş devam ederken, köleliği kaldırmaya çalışan Lincoln’ün politikacılar, halk ve ailesi ile olan ilişkilerinin anlatıldığı filmde Daniel Day-Lewis, Sally Field, Tommy Lee Jones, David Strathairn, James Spader, Joseph Gordon-Levitt, Hal Holbrrok gibi ünlü oyuncularla dolu bir kadro göz kamaştırıyordu.

 

The Butler, 2013 (Yön: Lee Daniels)

“The Butler”, ne bir politik liderin yaşamına odaklanıyor ne de yalnızca tek bir politik lider ile ilgili… Yıllarca Beyaz Saray’da kahya olarak çalışmış ve sekiz Amerikan başkanına hizmet vermiş olan Cecil Gaines’in yaşamını anlatan filmde yalnızca bir hizmetkarın yaşadıklarını değil, bir ulusun ırkçılık ile mücadelesini izliyoruz. Uzun yıllar süren bu hizmetin fonunda Vietnam Savaşı, Kennedy Suikastı, Watergate Skandalı ve Martin Luther King’in konuşması gibi birçok tarihi ve önemli olay var. Filme adını veren kahyayı Forest Whitaker, eşini Oprah Winfrey, oğlunu David Oyelowo canlandırırken; izlediğimiz bazı Amerikan başkanlarını canlandıran oyuncular şunlar: Robin Williams (Dwight D. Eisenhower), John F. Kennedy (James Marsden), Lyndon B. Johnson (Liev Schreiber), John Cusack (Richard Nixon), Ronald Reagan (Alan Rickman).

Hazırlayan: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR