Biliyorsunuz, bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatili üç gündü. Bizse bu süreyi hemen fırsata çevirenlerdendik. Önümüzde dolu dolu yaşanacak iki gün vardı ve biz daha önce gitmediğimiz bir yere rotamızı çevirmiştik: Eskişehir’e!

Yaklaşık 3.5 – 4 saat süren araba yolculuğundan sonra hem gözümüzü, hem midemizi doyuran Doyuran Kahvaltı Salonu‘nda bulduk kendimizi. Yola çıkmadan önce minik bir hesap yapmış, öğrenciler uyanmadan biz kahvaltıcıda çoktan oluruz demiştik. Öğrenci yoğunluğunu atlamıştık ancak yerli turistleri unutmuştuk. Bu sebeple biraz sıra bekledik. Ancak değdi! Kahvaltıda çay mı, yoksa kocaman çay mı içmek istediğimizi sordular; “Ballı süt içmez misiniz?” dediler. Bu şehirde her şeyin “evimizde” gibi olacağı o an belli olmuştu!

Eskişehir’de 1. Gün

Seyahatlerimizde sokak sokak gezmeyi severiz. Ulaşım araçları yolları kısaltabilir ama eğer bir yerde turist olmak istiyorsanız deneyimleri de kısalttığı gerçeğini unutmamalıyız :) İşte bu noktada tercih sizin. Biz aracımızı merkezi bir yere bıraktık ve ilk durağımız olan Odun Pazarı’na gittik.

Her yer bayrak doluydu, o coşkuyu öylesine hissettik ki! Bu heyecanla ilk olarak Kurtuluş Müzesi‘ni ziyaret etmeye karar verdik. Burası kitaplardan öğrendiklerinizi müzenin odalarında deneyimleyebileceğiniz; barkovizyon, video ve fotoğraflarla interaktif bir deneyim yaşayabileceğiniz bir müze. Diğerlerinden burayı ayıran en temel özellik ise, bundan 100 yıl öncesine ait mizah ve karikatür dergilerinin duvarda yer alıyor olması. Bu çok etkileyici! Buraya yolu düşen herkesin uğraması gereken bir nokta.

kurtulusmuzesi.com/

Kurtuluş Müzenin ardından sırasıyla Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Atlı Han, Arasta ve tarihi sokakları gezdik. Her yerde el işçiliği, her yerde lületaşından eserler… Anadolu’da zanaat hala yaşıyor! Buradaki kültür-sanat merkezlerinin ortak bir noktası da var: giriş ücretleri çocuk, öğrenci ve kadınlara indirimli. Çocuk ve öğrenciye çokça alışkınız ancak kadınlara karşı pozitif ayrımcılık bizi çok mutlu etti.

Uzun gezimizin ardından bir hayli acıktık ve dört gözle beklediğimiz gezinin gurme faslına geçtik. İlk durağımız Abdülselam Kebap Salonu oldu. Tabi ki burada da sıra vardı, ancak bu bekleyiş bile keyifliydi. Ne de olsa yeni bir şeyler keşfetmeye gelmiştik! Karışık Balaban yedik, iskendere benzer bir tat. Ancak tereyağ ve etin uyumu şahane! Öneririm :) Kapıda bekleyenlerin sayısı her dakika artıyordu, yemek bitince hemen kalkıp yerimizi başka bir gruba verdik ve Gençlik Merkezi denen eski bir halden dönüştürülmüş han için yola koyulduk. Her yerin yürüme mesafesinde olduğu Eskişehir’de, 20 dakika sonra bahsettiğim hana, kuruluşu 1927 olan Mazlumlar Muhallebicisi’ne gelmiştik. Hepimizin tercihi başkaydı ama sanırım en güzeli keşküldü! :)

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Varuna Gezgin – Cafe Del Mundo (@cafe_del_mundo) on

Tatlı üzerine bir kahveyi hak ettiğimize inanarak, gelmeden ününü çok duyduğumuz bir yere gittik: Cafe del Mundo! Buradaki hikaye çok ilginç. “Life is backpacking” diyorlar, yollarda keşfederek öğreniyorlar. 150’den fazla ülkede gördükleri değişik yemek, içecek ve eğlenceyi burada bir araya getiriyorlar. Biz de keşfetmenin gücüne inanan kaşiflerle buluşmak, deneyimlerini gözlemlemek için burada uzunca bir mola verdik ve kahvemizi yudumlarken akşam için plan yaptık. Ne yapacağımız çok belliydi; üniversiteli ruhuna geri dönmek!

varunagezgincafe.com/

İlginizi çekebilir: Burak Tapan’dan “Dünyayı Gezen Kafe: Varuna Gezgin ve Hikayesi”

Barlar Sokağı küçücüktü ancak o kadar kalabalık, o kadar müzik dolu ve o kadar kendi gibiydi ki bir derece olan hava 20’lerde hissediliyordu diyebilirim. Publictube’dan yana kullandık tercihimizi, canlı müzik eşlinde bolca eğlendik. Etrafta canlı müzik, ilginç kokteyller ya da oyun oynayabileceğiniz farklı birçok cafe bar vardı.

Eskişehir’de 2. Gün

Ertesi gün gözümüzü “çi börek” ile açtık. 35 yılı aşkın süredir var olan Papağan’daki çi böreklerden yedik. Biraz üşüyünce, hem içimiz ısınsın hem de gün boyu enerjimizi koruyalım diye Kara Kedi Bozacısı‘na doğru yola koyulduk. İstanbul’da içmeyi sevdiğimiz bozayı burada kaşıkla yedik! Artık uzun bir yürüyüşe hazırdık. Porsuk Çayı‘nı uçtan uca gezdik. Burası “Niçin daha önce gelmedim?” dedirtecek cinstendi. Her yer cafe, kitap evi… Porsuk Çayı’nda gondolla yapılan geziler, çayın kenarında bisikletiyle havanın tadını çıkaran her yaştan insan vardı. Burada yorulursanız bir banka oturup etrafı inceleyebilir, sonra yeniden yürümeye devam edebilirsiniz. Yolun sonunda Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi Müzesi: Tülomsaş Müzesi karşıladı bizi. Tabi ki içinde bolca rağbet gören Devrim Arabası vardı. Filmi izlediyseniz bilirsiniz üretim sürecinin meşakkatini. Burada o mücadeleyi hatırladık bir kez daha. Keyifli bir bahçesi de vardı, dilerseniz dinlenmek için sıcak bir çay içebilirsiniz.

tulomsas.com.tr/

Saat epeyce ilerledi. Yine Porsuk Çayı’nı takip ederek yolun karşısından başlangıç noktamıza geri döndük. Yol üzerinde kitap evlerine uğradık. Burada beklemediğiniz noktalarda sanat karşınıza çıkabiliyor. Kitapçıların alt katında ise sergiler var. Ne güzel dedik; Eskişehir’de sanat, eğlence, gençlik iç içe. Meşhur Ciğerci Ahmet’e giderken önümüzde çocukluğumuzdan kalma bir çikolatacı dükkanı gördük ama ne yazık ki kapalıydı. Ancak vitrini ve içindekiler uzun zamandır görmediklerimizdendi. Adı Cem Çikolata, belki sizin yolunuz düştüğünde ziyaret edebilirsiniz diye not olarak kalsın burada. Sonunda asıl noktamıza vardık. Mesafeyi ve havanın sıcaklığını düşünmezseniz gerçekten Antep’teyim diyebilirsiniz. Bizim favorimiz ciğer ve tavuk oldu.

Artık karnımız tok, enerjimiz yüksekti. Yorgunluk, yeni göreceğimiz yerler olunca hep geri planda kaldığından heyecanla Sazova‘ya gittik. Masal Şatosu‘nu ziyaret ettik, güneş tam batarken ve bize güzel kareler sunarken onlarca fotoğraf çektik. Çok fazla vaktimiz olmadığı için diğer alanlarını ziyaret edemedik ancak içeride gezilecek, özellikle de çocukların ilgisini çekebilecek birçok alan vardı. Daha erken bir saatte gitmek isterseniz tamamını gezmek için 3-4 saat yeterli olacaktır diye tahmin ediyorum.

masalsatosu.com/

Son durağımızın ardından biz de yorgunluğumuzu daha çok hissettik ve gün batımıyla birlikte veda ettik Eskişehir’e. Aklımızda güzel anılar, ağzımızda leziz tatlar ve hayalimizde yeni rotalarla birlikte…

İlginizi çekebilir: Naz Kavas’tan “Eskişehir: Yılın İlk Seyahati”

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Eskişehir’de çok güzel zaman gecirmişsiniz ancak, geziniz yarım kalmış. Bir sonraki Eskişehir turunuzda Şelâle parka gelip gün batımını buradan seyretmenizi, yazın Kent parktaki Eskisehir’in denizini görmeden gitmemenizi öneriyorum. Ayrıca Sazova parkın tamamını gezebilmeniz için 4 saate değil, 1 güne ihtiyacınız olduğunu belirtmek isterim. Oraya kadar gitmişken Türk Dünyası Kültür Merkezi de görülmesi gereken yerlerdendir. Yeniden rotanızın Eskisehir’e çevrilmesi dileğiyle…