<FFFFIRE> Sanatçıları ile: Yanmak ve Dönüşmek Üzerine
İlk olarak 14. Gwangju Bienali çerçevesinde gösterilen Gyeyeon PARK (Profesör, Suwon University) direktör küratörlüğündeki <FFFFIRE> adlı sergi, 4-20 Kasım 2025 tarihleri arasında İMALAT-HANE İMÇ Proje Alanı’nda izleyiciyle buluşuyor. Sergi sanatçılarıyla sohbet ettik.
“FFFFIRE” sergisinde her sanatçı ateşle farklı bir biçimde ilişki kuruyor. Sizin için “yanmak”, “dönüşmek” ya da “külden yeniden doğmak” kendi sanatsal pratiğiniz içinde ne ifade ediyor?
Hyeyoung KU: Eserim “The Unquenchable Fire” fizikselden çok anlatısal bir şekilde işler. Bu süreçler, çağımızın ateşiyle birlikte gelişir. “Yanmak”, geç kapitalizmin acımasız tüketimi olarak görünür — neon tabelalar, dijital ekranlar, karanlıkta parlayan akıllı telefonlar… Ateş, doğal bir enerjiden arzunun ve ticaretin yapay ışıklarına dönüşmüştür.
“Dönüşüm”, bu değişimin kendisini yakalar: ateşin dijitalleşmesi, alevlerin piksellere dönüşmesi, sıcaklığın reklamlardaki soğuk parıltıya evrilmesi. Ancak bu dönüşümün sonuçları vardır — iklim krizi, ateşin kontrolsüz intikamını gösterir: orman yangınlarından kaçan hayvanlar, eriyen buzullardaki kutup ayıları, siyah dumanla boğulan gökyüzü…
Yine de “külden yeniden doğmak”, meşalelerle yürüyen protestocuların imgesiyle belirir. Burada ateş yeniden bir ortak alan, bir dayanışma ve kolektif direniş sembolü olur. Bu, temkinli bir umuttur — ateşin yeniden tüketime değil, topluluğa ait olabileceği ve yeniden doğuşun olasılığını taşıyabileceği bir umut.
Rae KOO: Benim için “yanmak” yalnızca yıkım değil, aynı zamanda bir dönüşüm hâlidir — gizleneni açığa çıkaran bir enerji değişimidir. Ateş, katı ile havayı, görünür ile görünmezi ayıran sınırları siler. Uygulamalarımda genellikle şehirlerin görünmeyen katmanlarıyla — veri, ses, enerji — ilgileniyorum ve bunları algılanabilir deneyimlere dönüştürüyorum. Yanmak, bu dönüşümün bir metaforu olur; gizli enerjiyi yeniden duyulur ya da görünür kılmanın bir yolu.
Junho HONG: Üç kavramdan birini seçmem gerekseydi, “dönüşmek” derdim. Eserimde kömürden yapılmış, külü çağrıştıran hayvan figürleri yer alıyor; “yanmış”ın anlamını taşıyan bu materyal, dönüşüm fikrini somutlaştırıyor. Aynı zamanda her şeyin kaybolduğu bir geleceği ima ediyor — dolayısıyla tema “dönüşümde” yoğunlaşıyor.
Jihee KIM: Benim için ateş, yanıt ve yeniden doğuş anlamına geliyor. Yıpranmış, kırılgan ya da unutulmuş bir şeyin yokluk içinden geçerek yeni bir şeye dönüşme anıdır. Kullandığım karton kutular ve eskimiş giysiler bir zamanlar başkalarına hizmet etmiş, sonra atılmış malzemelerdir. Yanmayı düşündüğümde, sessiz bir dönüşümü hayal ederim: kullanım ve zaman izlerinin hafifliğe, yeniden yaşama dönüşmesi.
Youngnam KIM: “Samboilbae” eyleminin kendisi “yanmak”tır. Her üç adımda bir tüm bedeni yere kapatma eylemiyle benlik ve bağlılık yavaşça tükenir, fiziksel acı aracılığıyla içsel bir dönüşüm yaşanır. Aşınan dizler ve nasırlaşan avuçlar, eski benliğin yanışıdır; küllerinden yeni bir ruhsal uyanış filizlenir — yeniden inşa süreci.
Jihoo LEE: Benim için ateş hem bir son hem de bir başlangıçtır. Babamın cenazesinden kısa süre sonra deposunda çıkan yangın, eserimin çıkış noktası oldu. Hem babam hem eşyaları ateşle yok oldu; ben de geride kalanları toplayıp üzerlerini altın varakla kaplamaya başladım. Bu süreç bir yas ritüeline ve kaybı iyileştirme biçimine dönüştü.
Jayi KIM: Yanma anı, bir bakıma son olsa da aynı anda yeni olasılıklara açılan bir eştir. Pratiğimde kimlik, hafıza ve duygunun katmanlarını; kaybolanlar, kalan izler ve küle dönüşen materyaller aracılığıyla yeniden ele alıyorum.

Seokjun HA: “Memento Mori” adlı eserimde ateş, vedanın kendisini simgeler. “Yanmak”, arınma ve serbest bırakma eylemidir — bireysel acıların kremasyon yoluyla fiziksel kapanışıdır. “Dönüşüm”, kişisel bir kaybın, VR aracılığıyla kolektif bir empatiye çevrilme sürecidir. “Külden yeniden doğuş”, ölümün bakış açısından dünyaya dönme deneyiminde, yaşam ve ölüm üzerine yeni bir farkındalığın inşasıdır.
Eunsol CHO: Ateş her şeyi yakar ve var olanı hiçliğe dönüştürür; bu yüzden ateş saftır. Yanan ateşe bakarken acı diner, zihin arınır. Eserlerimde yanmak, yok oluş ve yaratımın döngüsünü — ölümdeki yaşamı — gösterir. “Külden yeniden doğmak” ise potansiyelin simgesidir; ölümden doğan yaşamın başlangıcı.
Gwangju Bienali’ndeki versiyonla karşılaştırıldığında, İstanbul’un atmosferi ve İMÇ Proje Alanı’nın mimarisi sizin katkınızı nasıl etkiledi?
Hyeyoung KU: İMÇ’nin ticari geçmişe sahip mimarisi, beni kapitalizm ve ateş arasındaki ilişkiyi doğrudan ele almaya yöneltti. Gwangju’da eski bir konut alanında sergi yapmıştık; orada “House on Fire” adlı eseri üretmiştim. İstanbul’da ise piyasa yapısının sert mimarisi, çalışmamın daha politik bir yorum kazanmasına neden oldu.
Rae KOO: İstanbul daha yoğun, daha katmanlı hissettiriyor, birçok yaşam geçirmiş bir şehir. İMÇ’nin modüler beton yapısı ve gündelik yaşama dair izleri, ses enstalasyonumu derinden etkiledi. Ses, mekânın yüzeylerinde yankılanarak binayı adeta nefes alan bir varlığa dönüştürdü.
Junho HONG: İstanbul’daki mekân bana “yanan ev” anlatısını fiziksel değil kimyasal bir dönüşüm olarak ele alma fikrini verdi. Gwangju’da çevresel değişimleri sıcaklık derecelerine göre düşünmüştüm; İstanbul’da ise her şeyin sona erdiği, umudun kalmadığı bir dünyayı tasvir ettim.
Jihee KIM: İstanbul’da eserim, bir pazar sokağı ile bir caminin sessizliği arasında yer alıyor. Bu karşıtlık işi derinden şekillendirdi. “The Ragged Guanyin” şimdi daha hafif, daha geçirgen, sokağın tozunu ve sesini içine çeken bir figür haline geldi.
Youngnam KIM: Gwangju’daki işim Kore’nin toplumsal manzarasına odaklanırken, İstanbul’daki versiyon “Samboilbae”yi evrensel bir iyileşme jestine dönüştürdü. Doğu ile Batı’nın kesiştiği bu mekân, performansa çok katmanlı bir zamansallık kazandırdı.
Jihoo LEE: Gwangju’da sergilenen altın varaklı nesneleri İstanbul’a taşırken, onları kağıt ve iplerle yeniden sardım. Bu süreç, doğal olarak eserin bir parçasına dönüştü tıpkı Kore cenaze geleneği “yeomsup”ta olduğu gibi.
Jayi KIM: İMÇ’nin açık ve ham yapısı, işimin mekânla nasıl “nefes aldığı”nı yeniden düşünmeme neden oldu. Gwangju’daki sunum daha rafine bir gerginliğe sahipti; İstanbul ise gündeliklik ve yer duygusunu öne çıkardı.
Eunsol CHO: İMÇ’nin mimarisi benim için “boşluk” fikrinin bir simgesi oldu. Özellikle avlusu — doğayla iletişim kuran açık bir alan — sanat aracılığıyla paylaşılan bir ekosistem yaratma düşüncemle tamamen örtüşüyor.
“FFFFIRE” neredeyse ortak bir yakma ritüeli gibi hissediliyor. Katılımcı sanatçılar arasındaki diyalog ve işbirliği süreci nasıldı?
Hyeyoung KU: En unutulmaz an, Gwangju’da hep birlikte sergi alanını tamamen alüminyum folyoyla kapladığımız zamandı. Bu kolektif emek, sanki bir tür ritüeldi; birlikte çalışma eylemi bana sanat okulundaki günleri hatırlattı.
Rae KOO: Evet, süreç kolektif bir ritüel gibiydi. Her sanatçı kendi “ateşini” taşıyordu ama işlerimiz biçim olarak değil, sıcaklık ve ritim olarak birbirine dokundu. Işığın titreşimi bir başkasının sesiyle yankılanıyor, yanık bir malzemenin kokusu bir videonun nabzıyla kesişiyordu.
Junho HONG: Hazırlık sürecinde farklı şehirlerde olduğumuz için Zoom üzerinden buluştuk. Bu, hepimizin aynı “tavuğa” bakıp farklı yemekler hayal etmesi gibiydi. Ama zamanla Gwangju’daki 2023’ün “ateşi”, İstanbul’daki 2025 “ateşi”ne dönüşmüştü.
Jihee KIM: Doğrudan işbirliği yapmadık ama sessiz bir rezonans vardı. Hepimiz küçük birer alev taşıyor gibiydik; işlerimiz aynı havayı soluyarak birbirine temas ediyordu.
Youngnam KIM: “Samboilbae” kişisel bir pratik olsa da FFFFIRE içinde kolektif bir ritüele dönüştü. Diz çökme hareketinin yavaş ritmi, diğer sanatçıların çalışmalarındaki zaman duygusuyla buluştu; hepimiz farklı bir “ateş”le ama benzer bir dönüşüm niyetiyle bir aradaydık.
Jihoo LEE: Farklı konularla çalışan sanatçıların tek bir tema altında buluşması ilginçti. Hepimiz farklı yollar izledik ama ateşe dair ortak bir duyguda buluştuk.
Jayi KIM: Katılımcı sanatçılar arasında beklenmedik rezonanslar doğdu — işlerin yapısında, malzemelerde, ses ve ışık kullanımlarında. Kolektif bir hareketin içinde olduğumuzu hissettiren unutulmaz bir deneyimdi.
Eunsol CHO: Serginin kendisi başlı başına bir işbirliğiydi. Gwangju’daki sergide binayı tamamen folyoyla kaplama eylemini hep birlikte gerçekleştirdik. Bu kolektif eylem serginin kalbinde yer alan “ortak ateş” fikrini somutlaştırdı.
“FFFFIRE” gelişmeye devam ederken, siz kişisel olarak bundan sonra hangi yönleri veya yeni projeleri keşfetmeyi planlıyorsunuz?
Hyeyoung KU: Daha uzun, daha geniş parşömen resimler üzerinde çalışmak istiyorum. Bir parşömen açıldığında evrenin de açıldığı söylenir; ben de kendi dünyamı bu geniş yüzeylere yaymak istiyorum.
Rae KOO: Görünmeyen enerji fikrini araştırıyorum — canlı ve cansız sistemleri bağlayan ses ve elektrik akımlarını. Bu doğrultuda ekosistemler ve veri altyapıları arasındaki benzer döngüleri inceleyen uzun soluklu bir araştırma planlıyorum.
Junho HONG: Gelecekte FFFFIRE başka şehirlerde sergilenirse, o yerlerin “ateş”e dair yerel mitlerini dışarıdan bir gözle yeniden yorumlamak istiyorum.
Jihee KIM: “Hafiflik” kavramını keşfetmeye devam etmek istiyorum — sadece fiziksel değil, zihinsel bir hâl olarak. Daha kırılgan, zaman ve hafıza izleri taşıyan malzemelerle çalışmak niyetindeyim.
Youngnam KIM: “Samboilbae”nin performatif doğasını farklı bağlamlarda genişletmek istiyorum. Bireysel bir ruhsal yolculuk olmaktan çıkarıp, iklim krizi, savaş, yerinden edilme gibi kolektif travmaların iyileşmesine yönelik bir ritüele dönüştürmeyi hedefliyorum.
Jihoo LEE: Yüzeylerin dönüşüm süreci beni giderek daha fazla cezbediyor. Ateşin ardından, yalnızca biçimsel yapının kaldığı ve yeni bir şeye evrildiği formlar üzerine çalışmak istiyorum.
Jayi KIM: Bu duyarlılığı çok unsurlu yerleştirme projelerine genişletmek istiyorum. Farklı deneyim katmanlarının tek bir mekânsal bütünlük içinde nasıl var olabileceğini araştıracağım.
Seokjun HA: Müzik merkezli immersif (içine alan) projeler üzerinde çalışmayı sürdürüyorum. Bu yıl “XR Pansori: Four Legs Good, Two Legs Bad” performansına başladım; VR ve MR formatlarında daha geniş bir izleyiciyle etkileşim kurmayı hedefliyorum.
Eunsol CHO: Yanma sonucu ortaya çıkan dumanla çalışmak ve onu başka bir çevreyle birleştirmek istiyorum. FFFFIRE’ın Kore’den Türkiye’ye uzanan “alevi”nin yeni yerlerde nasıl yankı bulacağını gözlemlemek ve bu izleri sürdürmek benim için heyecan verici.
Kapak Fotoğrafı: <FFFFIRE> sergisi
İlginizi çekebilir: Burcu Dimili’den Deniz Pelister ile: İç Dünyanın Yansımaları Üzerine


Burcu Dimili 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!