Derviş Zaim filmleri izlemeye ‘Filler ve Çimen’ veya ‘Tabutta Rövaşata’ ile başlamalısınız. Her iki film de gerçek anlamda bir derdi olan filmler. Ayrıca Zaim’in anlatımı gitgide daha duru ve sade oluyor. Aynı zamanda, konu ve anlatış biçimi açısından fazla tekrara düşmediği için her birinden aldığınız tat farklı olacaktır. Yazdıkça daha da ikna oluyorum; örneğin, Gölgeler ve Suretler filmi izleyenlerde “yeniden izleyeyim acaba neler yakalayacağım” hissi uyandırır. Bu yazıda bahsetmek istediğim filmse ‘Filler ve Çimen’.

Filler ve Çimen
Filler ve Çimen | Fotoğraf: derviszaim.com

Uzmanlık alanında görev almamış bir siyaset bilimi mezunu olsam da ülkenin yakın geçmişini bu film aracılığıyla yeniden seyrettiğimde bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Uğur Mumcu’dan, Ahmet Taner Kışlalı’dan, Necip Hablemitoğlu’ndan okuduklarımı yani esasen çok iyi bildiklerimi filmde görünce hissettiğim yine hayal kırıklığı ve umutsuzluk oldu. Filmi izleyenlerin yorumlarını okuduğumdaysa “İçim çok sıkıldı, çok kasvetli bir havası vardı” gibi cümleler çarptı gözüme. Evet öyle, çünkü olaylar hiç keyifli değiller ama maalesef hepsi gerçekleri anlatıyor…

Filler ve Çimen bol ödüllü bir film. 2000 yılında 37. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü haricinde; En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Yönetmen ödüllerini aldı. Aynı zamanda Sanem Çelik filmdeki milli atlet rolüyle En İyi Kadın Oyuncu, bir tetikçiyi oynayan Ali Sürmeli En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerine layık görüldüler. Hatta bu kadar ödülle En İyi Film ödülünü neden alamadığı tartışmalı görünse de, o yıl söz konusu ödülü Zeki Ökten’in yönetmenliğini yaptığı, Bozcaada’da geçen bir dostluk ve aşk hikayesi olan Güle Güle almıştı.

Filler ve Çimen’e biraz yakından bakarsak…

Filler ve Çimen
Filler ve Çimen | Fotoğraf: derviszaim.com

Devlet, mafya, terör örgütleri, istihbarat örgütleri, siyaset arasındaki çetrefilli ve asimetrik ilişkileri konu eden bu film; bence benzerlerinden öne çıkan noktalar taşıyor. Onlar neler mi?

Tek karakter üstünden yani bir kişinin ağzından anlatılan filmlerde diğer öğeler satranç tahtasındaki taşlara benziyor genellikle. Planlı ve siyah beyaz oluyorlar. Eğer karakter beyaz tarafa yakınsa beyaz taşlarla oyun kuruyor ve amacına ulaşıyor. Eğer siyah taşlarla oynuyorsa, beyaz taşlardan biri, göz alıcı bir performans sergileyerek birden vezir çıkıyor ve kurulan oyunu bozuyor.

Oysa Filler ve Çimen’de hikaye gerçek akışına çok yakın. Ortada ne sadece beyaz olanlar, ne de sadece siyah olanlar var. Satranç tahtası karmakarışık. İstihbarat Servisi ile bakan karşı karşıya, mafya patronunun finanse ettiği birtakım işler var ve her şey bir anda çıkmaza giriyor. Filmin detaylarını anlatmaktan çekiniyorum ama şunu söyleyebilirim, burada herkes kendi taşını oynuyor ve herkes herkesle potansiyel dost – aynı zamanda da düşman. Bir sahneden diğerine geçerken oyun baştan yazılıyor, en baştan plan yapılmadığı için sistematik ilerleyen hiçbir şey yok, sadece oyunun kendisi var. Tanıdık geldi mi?

Filler ve Çimen
Filler ve Çimen | Fotoğraf: derviszaim.com

Benim fikrime göre Derviş Zaim son derece zor bir işi başarmış ve şiddetle çıkara bulanmış bir atmosferi gerçek varlığına yakın bir hisle aktarmış. Film bittikten sonra bile karakterlerin ilerideki yıllarda neler yaşıyor olabileceğini düşünmeden duramıyorsunuz. Çünkü yakınınızda olabilirler, bunu siz de biliyorsunuz.

20 yıl önce çekilmiş bir filmle ilgili böyle hissetmem ve düşünmem, filmin derin bir içgörü içerdiğini kanıtlıyor bana. Haluk Bilginer’den Uğur Polat’a, Bülent Kayabaş’a Ezel Akay’a muazzam bir kadro var filmde. Gerçek bir yıldızlar geçidi…

Işığı kendinden olan ve cesaretiyle bile alkışı hak eden bu filme zaman ayırmanızı öneririm. Filmde Teoman’ı şarkı söylerken göreceksiniz, sakın şaşırmayın. 😊

Kapak fotoğrafı: IMDb

İlginizi çekebilir: SineMagger’dan En İyi Türk Filmleri