Sanatın içime işleyen o ince dokunuşunu, Folia sergisinin kapısından içeri adımımı attığım anda hissettim. Mekândaki renklere ve detaylara gizlenen hikâyeler sanki beni yavaşça başka bir gerçekliğe davet ediyordu. Sergiden çıkan her duygu ve her düşünce, içimde bir iz bırakarak Telezzüz’e doğru ilerlediğim yolu adeta küçük bir ritüele dönüştürdü. Çünkü o akşam yalnızca bir sergi gezmedim; gördüğüm eserlerin ilhamıyla hazırlanmış tabakları tadarken sanatın masaya nasıl taşındığını, bir fikrin hem göz hem damak aracılığıyla nasıl yeniden anlatılabildiğini deneyimledim. Bu, sanat ile gastronominin birbirine dokunduğu, duyguları bambaşka bir dille yeniden yorumlayan benzersiz bir akşamdı.

img_6991-2
Rebecca Louise Law | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

Folia Sergisi, Abdülmecit Efendi Köşkü

Koç Holding’in desteğiyle hayata geçirilen Folia, ziyaretçilerini gerçek ile hayalin sınırlarının belirsizleştiği büyülü bir bahçeye adım atmaya çağırıyor. Doğanın ritmini ve döngüsünü farklı malzemeler, disiplinler ve tekniklerle yeniden yorumlayan sergi; bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasındaki görünmez ilişkileri sorgulamamız için güçlü bir alan açıyor.

Latince “folia” kelimesinin hem yaprak hem de çılgınlık anlamlarına uzanan çok yönlü çağrışımından ilham alan sergi, Abdülmecit Köşkü’nün tarihi dokusuyla bütünleşerek adeta gerçekliğin kıyısında duran bir hayal bahçesi yaratıyor. Burada tanıdık olanla tuhaf olan, yerle gök, sessizlikle gürültü aynı mekânda buluşuyor; gelenlere hem tanıdık hem de şaşırtıcı bir atmosfer sunuyor. Yaklaşık yüz sanatçı ve üç yüzü aşkın eserin yer aldığı Folia, Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyanın kültürel izlerini bir araya getiriyor. Botanik bilgisi, popüler kültür ve el işçiliği gibi alanlarla kesişen bu üretimler, sergiyi yalnızca “görülen” bir olgu olmaktan çıkarıp işitilen, hissedilen, hatta bedensel olarak deneyimlenen çok duyulu bir yolculuğa dönüştürüyor. Size beni etkileyen üç eserden bahsetmek istiyorum.

img_6946
Yaşam Şaşmazer | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

Köşkün kapısından içeri adım atar atmaz, tavandan aşağıya sarkarak mekânı ele geçiren kurumuş çiçeklerle karşılaşıyorsunuz. Bu etkileyici yerleştirme, İngiliz sanatçı Rebecca Louise Law’a ait. Law, doğayı hem malzeme hem anlatı aracı olarak kullanan, çiçekleri zamanın ve belleğin taşıyıcısı haline getiren bir isim. İlk bakışta sanki çiçekler havada asılı kalmış değil de, zamanın akışını tersine çevirmiş gibi sessizce yere doğru süzülüyor. Salonun tavanından tabana uzanan bu çiçek bulutu, hem hareket hissi taşıyor hem de mekânı tuhaf bir dinginliğe bürüyor. Renkleri solmuş ama formları korunmuş bu çiçekler, köşkün ihtişamlı mimarisiyle birleşerek gerçekliğin sınırını incelten bir bahçe yanılsaması yaratıyor. Sanki bir anlığına çiçeklerle değil, havada asılı duran anılarla karşılaşıyorsunuz; her bir yaprak, geçmiş bir mevsimin sessiz tanığı gibi.

Biraz ilerlediğinizde, köşkün orta salonunda duvarlardan değil, zeminden yükselen yosun kaplı bir kütle karşılıyor sizi. Bu iş, doğa, beden ve hafıza arasındaki ilişkiyi irdeleyen Türk sanatçı Yaşam Şaşmazer’in Terra Serpens adlı yerleştirmesi. İlk bakışta yalnızca doğal bir yükselti gibi görünse de, biçiminin kıvrımları ve yüzeyindeki renk geçişleri onu neredeyse canlı kılıyor. Toprağın burada yalnızca bir zemin değil, içinden bir şey taşımaya hazırlanan bir beden olduğu hissi beliriyor. Sanki yüzyıllardır susturulmuş bir organizma, köşkün duvarlarına sinmiş bütün hikâyeleri içine çekmiş ve şimdi tekrar dışarı sızdırmak için bekliyor. Şaşmazer’in işi, toprağı donuk bir madde olmaktan çıkarıp; hafızası, duygusu ve iradesi olan bir varlık gibi karşımıza koyuyor.

img_7649-2
Fatoş İrwen | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

Üst kata çıkıp sağa doğru ilerlediğinizde ise adımlarınızı istemeden yavaşlatan bir diğer eser; toplumsal hafıza, kadın bedeni ve görünmeyen emeği odağına alan sanatçı Fatoş İrwen’in Zaman Hasadı. Toprak üzerine dikilmiş gibi duran koyu renkli saplar, ilk bakışta kurumuş bir pamuk tarlasını çağrıştırsa da, yaklaştıkça bunun sıradan bir bitki olmadığını fark ediyorsunuz. İrwen burada pamuk yerine kadın saçlarını kullanmış. Kökleri toprağa gömülüymüş gibi duran her bir tutam, sanki sessizce büyümüş, yıllar boyunca biriken anıları, yükleri ve sessizlikleri içinde saklamış.

Eser, kadın emeğinin görünmeyen tarafını, sabrın, yorulmanın ve toplumsal baskının izini taşıyor. Bu yüzden “hasat” yalnızca bir mevsimin değil, bir ömrün birikmiş zamanını topluyormuş gibi duruyor. Salondan çıkarken, geride bıraktığınız şey bir eser değil; aklınızın bir köşesine yerleşen, kolay kolay unutulmayacak bir sessizlik oluyor.

img_6958
Merve Tuna | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

Sergiyi gezdikten sonra yolumuzu Telezzüz’e çevirdik. Masaya oturup önüme gelen ilk tabağa baktığımda, sergide gördüğüm imgelerin, dokuların ve düşüncelerin yemeklere nasıl nüfuz ettiğini fark ettim. Sanki tabaklar, Folia’nın sessiz anlatısının devamıydı; sergi köşkün duvarlarında biterken öykü sofrada sürüyordu. Yaşadığım bu eşsiz deneyimi sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Telezzüz’de bizi, Folia’nın dünyasını masaya taşıyan bir tadım menüsü karşıladı. Sergide gördüğümüz dönüşüm, katman, hafıza ve doğa temasının bu kez tat, koku ve doku üzerinden yeniden yorumlandığını fark ediyoruz. Her tabak yalnızca bir yemek değil, serginin bıraktığı duyguyu başka bir mecrada devam ettiren bir hikâye gibi. Şef Bahtiyar Büyükduman masaya her geldiğinde, tabağın ardındaki düşünceyi birkaç kelimeyle anlatınca, sofranın serginin doğal uzantısına dönüştüğünü hissetmek kaçınılmaz oluyor. Şarap eşleşmeleri de bu akışı tamamlıyor; her yudum, tabağın anlattığı cümleyi sessizce noktalıyor.

img_7010-2
Amuse Bouche| Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

Telezzüz’de Lezzetlerin Doğal Buluşması

Birinci tabak “Amuse Bouche” ile yolculuk başlıyor. Bize verilen küçük bir biletle birlikte sanki yeni bir evrene giriş yapıyoruz. Tohumdan filize, filizden çiçeğe uzanan varoluş aşamalarını temsil eden minimal sunum, sade ama etkileyici. 

Eşleşen şarap: Kavaklıdere Côtes d’Avanos Méthode Charmat, Emir.

“Oluş” adını taşıyan ikinci tabakta kadayıfın üzerine yerleştirilmiş kereviz-elma remoulade’si ve etrafında yer alan pancar sosu detaylarıyla karşılaşıyoruz. Çiçek yapraklarıyla tamamlanan tabak, Rebecca Louise Law’un tavandan sarkan çiçek yerleştirmesini anımsatıyor; sanki görsel hafıza damağa aktarılıyor.

Eşleşen şarap: Kavaklıdere Côtes d’Avanos Méthode Charmat, Emir.

Üçüncü tabak “Önce Yeşil” naneli fındık püresi, turp, havuç ve pancarın ahengiyle geliyor. Renklerin uyumu kadar lezzetin katmanlı yapısı da dikkat çekici. Tabağı izlerken bile taze bir bahar duygusu uyanıyor.

Eşleşen şarap: Yükseltan 2023, Riesling, Tekirdağ.

img_7089-2
Son Durak: Siyah | Fotoğraf Kaynağı: Tuba Nil Dengiz

“Sonra Hazan” adlı dördüncü tabak özel olarak seçilmiş mantarlardan yapılan ragout ile tütsülenmiş turp püresinin üzerinde yükseliyor. Ağızda yayılırken bıraktığı tat, serginin odalarında hissettiğiniz o yavaş geçişi hatırlatıyor; mevsim değişiyor ama duygu kalıyor.

Eşleşen şarap: Urla 2022, Boğazkere, Ufuk Mevkii.

Beşinci tabak “Son Durak: Siyah” menünün zirvesi gibi. Buğday risotto, kereviz, pamuk şeker ve yanık pırasa consomme birleşince tabağın görseli, Fatoş İrwen’in “Zaman Hasadı” ile sergide gördüğümüz koyu tonlu yerleştirmelerin hafızasını tetikliyor. Tabaktaki pamuk şekeri, saçın yerine geçen bir metafor gibi. Sergideki duvarda yer alan şişelerdeki koyu sıvıların “zehir” çağrışımı ise bardağa dolan içecekle tamamlanıyor. Bu tabak, yalnızca yenmiyor; okunuyor.

Eşleşen şarap: Ni&Ce 2024, Horozkarası – Syrah, Kilis.

Final tabak “Anka Ağacı” kakaolu sable, yeşil elma sorbe, poşe elma ve armutla geliyor. Hafiflik ve kıtırtının dengesi, Yaşam Şaşmazer’in Terra Serpens’te toprağın altından yükselen formunu anımsatıyor; tatlı, menünün değil, anlatının son cümlesi gibi.

Eşleşen şarap: Sarı Kedi Tatlı 2024, Cabernet Sauvignon – Merlot, Denizli.

Ben bu yolculuğun her detayını size anlatabilirim ama o zaman bana yaşattığı şaşkınlık, merak ve hayranlık belki de eksik kalır. En iyisi siz de bu sofraya oturun ve hikâyeyi kendi dilinizle tamamlayın! Bu sergi ve sonrasında yaşadığım benzersiz deneyim için emeği geçen herkese içtenlikle teşekkür ederim.

Kapak Fotoğrafı: Tuba Nil Dengiz

İlginizi çekebilir: Tuba Nil Dengiz Monteverdi’de Lezzet ve Tiyatro Bir Arada