Frankenstein, 1816 yılında, henüz 19 yaşında olan Mary Shelley tarafından yazılan fantastik ve gotik romanın tiyatro uyarlaması… Londra National Theatre’da beş sezon kapalı gişe oynadıktan sonra Türkiye’de ilk kez Çolpan İlhan – Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyun, rekor izleyici sayısına ulaştıktan sonra bir süre de Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde sahnelendi.

Bir rivayete göre Shelley, evli olan doktor sevgilisi ile İsviçre’de bir kampta tatil kaçamağı yapar. Shelley, sevgilisinden ilgi bekliyor olsa da; doktor sevgilisinin tek meşgalesi tıp bilimidir. Öyle ki doktor; kampta bile aynı camiadan dostları ile tıp dünyasındaki son gelişmeler üzerine sürekli bir beyin fırtınası halindedir. Bu sebeptendir ki Marx; romanın “burjuvazinin gece yaşantısının bir ürünü” olduğunu ifade etmiştir. Shelley ise sevgilisinin etrafındayken duyduğu bu hikâyeleri kaleme almaya karar verir. İlk olarak kamptaki arkadaşlarına konuyu açar ve onlardan olumlu destek görerek, bugünkü eseri kaleme alır. Diğer bir rivayete göre ise Mary, kendi doğumunda annesini ve ilerleyen yıllarda sevgilisinden olan çocuğunu kaybetmiştir ve romanda Canavar’ın Frankenstein tarafından öldürülmeye çalışıldığı sahnede, annesiz kalmanın hırçınlığı ve anne olmanın tedirginliğinden izler de görülmektedir. Ayrıca Mary, Frankenstein karakteri ile ilgisiz ve hercai kocasına da vücut vermiştir.

Romanın ve oyunun ana karakteri olan Frankenstein, çevreden topladığı ceset parçalarını birleştirir ve oluşturduğu bu yeni cansız bedene bir gece elektrik akımı ile can verir. Bu anlamda yaygın bilinenin aksine Frankenstein, vücuda getirilen canavarın değil; canavarı yaratan kişinin ismidir ve Frankenstein, bir tıp öğrencisidir. Ancak Frankenstein, tam bir Tanrı gibi davranmaz ve Canavar istemesine rağmen onun için bir dişi yaratmaz. Canavar ise bunun üzerine ondan, eşi olacak kadını, Elizabeth’i öldürerek intikam alır. Bu anlamda aşk ve nefret, madalyonun iki yüzü gibidir; biri tatmin edilmezse diğeri devreye girer.

Eser, iç içe geçmiş birçok mesajı bünyesinde barındırıyor. Her şeyden önce; ilk insanın yer yüzüne ayak basmasından ailelere bölünmesine, toplum halinde yaşamasına ve toplumdan dışlanan bireylerin sergilediği tipik davranışlara ışık tutması açısından “insanın sosyal evrimini” gözler önüne seriyor. Ayrıca insan evladının toplumsal bir yaratı olduğu, bu anlamda hayatını yalnız sürdüremeyeceği ve tek yaratıcının Tanrı olduğu mesajının altını kalın çizgilerle çiziyor.

Diğer yandan iş bilmezlik sonucu varlığın kontrolden çıkması ve canavara dönüşmesi üzerinden de Fransız Devrimi’nin eleştirisi yapılıyor. Zira Devrim esnasında imparatorluğun yıkılarak demokrasinin kurulması amaçlanırken; yeni kurulan yönetim bir tiranlığa dönmüştür. Ayrıca, insanın bir akıldan ibaret olmadığı, duygularıyla da var olduğu ve bilimin adeta Tanrı yerine geçme küstahlığı göstermesinin yanlış olduğu ifade edilerek, oyun içinde erken modernizm eleştirisi de yapılıyor. Oyunda geçen “Tanrı gibi olmanın anlamını şimdi anladım.” sözü nedeniyle de eser, bir dönem kilise tarafından da yasaklanmış.

Kerem Alışık (Canavar) ve Cansel Elçin (Dr. Frankenstein) gibi oyuncuların yer aldığı güçlü kadrosu, yüksek görselliği, kaliteli müzikal anlayışıyla oyun, tüm sanatseverlerin beğenisini kazanmış durumda. Tek başına yaratma ve Tanrı kavramlarının merkezde olduğu, bir kadın tarafından yazılsa da tüm olayların adeta bir erkek gözünden kaleme alındığı oyun ilginizi çekerse; “A.I. Artificial Intelligence / Yapay Zeka” ve “Prometheus” filmlerini de izlemenizi öneririm.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?