Kentin ticaret yolları üzerindeki stratejik konumu onu çağlar boyunca farklı medeniyet ve kültürlerin uğrak noktası yapmış. Persler, Eski Yunanlar, Romalılar, Araplar, Malaylar, Çinliler kente ile ticaret aracığıyla izlerini bırakmışlar. Öte yandan kentin bugünkü haline gelmesi ve günümüzdeki tarihi, kültürel ve turistik konumuna ulaşması 16. yüzyılın başında Portekizliler’in gelmesi ve kenti bir ticari koloni haline getirmesiyle birlikte başlamış. 1640’da Doğu Hindistan Şirketi aracığıyla kent Portekiz kontrolünden Hollanda egemenliğine geçmiş ve yaklaşık 150 yıl Hollandalılar tarafından yönetilmiş. 18. yüzyılın sonundan itibaren tüm Sri Lanka’nın (o dönemli adıyla Seylan Adası’nın) İngilizlerin kontrolüne geçmesiyle kentte İngiliz Yöntemi başlamış ve 1948’e kadar, Ada’nın bir ‘Dominyon’ olarak yarı-bağımsız bir devlet olmasına kadar da devam etmiş.

Galle | Fotoğraf: unsplash.com/@frshmn

Aslı Sri Lanka’ya gitme ihtimalimizin olduğunu söylediğinde ben 50. yaş günüme özel, bireysel bir kutlama için Prag’a, dünya üzerinde Viyana’dan sonra en sevdiğim kente gitme planları yapıyordum. 50. Yaş günümü elbette Viyana’da kutlamak isterdim ama Viyana’yı Kerem’e, baba-oğul baş başa yapacağımız bir geziye ayırdığım için ikinci seçeceğe yönelmiştim. İtiraf edeyim, biraz gönülsüz ve çaresizce “peki” dedim ve hemen oturup okyanusta yüzmek, sörf yapmak ve fillerle gezmek dışında Hindistan’ın hemen Güney’inde yer alan; benim için dünya tarihinin en zalim gerilla hareketlerinden biri olan Tamil Gerillalar’ından (intihar bombası, kadın ve çocukların birer silah olarak kullanılması ve üst düzey devlet görevlilerine suikast gibi tedhiş eylemlerinin mucididir bu örgüt) ve yakın zamanda meydana gelen ekonomik kriz sonrası halkın ayaklanmasıyla birlikte meydana gelen politik ve toplumsal kaos ile elbette The English Patient romanın yazarı Michael Ondaatje ile özdeş bu adada ne yapabilirim diye araştırdım. Bu araştırma sonundaysa karşıma günümüzde nerdeyse mitolojik bir boyuta sahip bir kent çıktı: Galle.

ahangame-kafeler
Ahangama Kafeler | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Galle hakkındaki detaylara geçmeden öncesinde kısaca Sri Lanka’dan bahsetmek isterim. Daha önce Hindistan, Bangladeş veya Pakistan gibi ülkelere gidenler daha iyi anlayacaklardır; Sri Lanka sözünü ettiğim bu Güney Asya ülkelere göre genel anlamda günlük yaşam kalitesi çok daha yüksek bir ülke. 2025 İnsani Kalkınma Endeksi’ne göre listede 89. sırada; yani yüksek insani kalkınmışlık seviyesinde yer alıyor. Örneğin Tunus ve Fas gibi Kuzey Afrika ülkelerinin üzerinde. Nitekim ülkenin bu gelişmişlik seviyesini de günlük yaşamın genelinde görebiliyorsunuz. Ülkede hemen herkes, elbette İngiliz koloni geleceğinin bir sonucu olarak İngilizce konuşuyor. Genel olarak güvenli. Yer yer altyapı eksikliği hissedilse de genel olarak sokaklar ve binalar temiz. Başkent Colombo’da ve bizim ülkede bulunduğumuz sürede kaldığımız Güney Bölgesi Ahangama bölgesindeki restoranlar da hijyen anlamında gayet iyi durumda. Ahangama Sahili Avrupalı ve Avusturalyalı sörfçülerle dolu olduğundan bir sürü şık kafeye ev sahipliği yapıyor.

sri-lanka-kahvesi
Sri Lanka Kahvesi | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Tabi ki Sri Lanka deyince akla dünyanın en iyi çayları ve kendine özgü, hafif tereyağı aromalı kahvesi de geldiğinden kafelerde benim gibi kahve ve çay tiryakileri için vakit geçirmek daha da zevkli hale geliyor.

Başkent Colombo da özellikle liman bölgesindeki lüks restoran, otel ve alışveriş merkezleriyle dünyadaki benzerlerini aratmayan bir kent.

colombo
Colombo Liman Bölgesi’den bir görüntü | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Gelelim yazının asıl konusu olan Galle (farklı dillerdeki telaffuzuyla Garlee veya Gaul) kentine. Sri Lanka’nın Güneybatı Sahili’nde yer alan Galle Güney Bölgesi’nin başkenti ve en büyük yerleşim yeri. Başkent Colombo’ya yaklaşık 119 km uzaklıkta. Normal şartlarda 1,5 – 2 saatlik bir karayolu yolcuğuyla Colombo’dan kente ulaşmak mümkün. Daha uzun olmakla birlikte tren de ulaşım için kullanılabilir.

Kentin ticaret yolları üzerindeki stratejik konumu onu çağlar boyunca farklı medeniyet ve kültürlerin uğrak noktası yapmış. Persler, Eski Yunanlar, Romalılar, Araplar, Malaylar, Çinliler kente ile ticaret aracığıyla izlerini bırakmışlar. Öte yandan kentin bugünkü haline gelmesi ve günümüzdeki tarihi, kültürel ve turistik konumuna ulaşması 16. Yüzyıl’ın başında Portekizliler ’in gelmesi ve kenti bir ticari koloni haline getirmesiyle birlikte başlamış. 1640’da Doğu Hindistan Şirketi aracığıyla kent Portekiz kontrolünden Hollanda egemenliğine geçmiş ve yaklaşık 150 yıl Hollandalılar tarafından yönetilmiş.18. Yüzyıl’ın sonundan itibaren  tüm Sri Lanka’nın (o dönemli adıyla Seylan Adası’nın) İngilizlerin kontrolüne geçmesiyle kentte İngiliz Yöntemi başlamış ve 1948’e kadar, Ada’nın bir ‘Dominyon’ olarak yarı-bağımsız bir devlet olmasına kadar da devam etmiş.

amangalle-hotel
Kentin en otantik oteli Amangalle Hotel | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Günümüz Galle kentinin kültürü, mimarisi ve mutfağı son 500 yılına damga vurmuş bu üç ülkenin bir karışımından oluşuyor. Nitekim kente özgünlüğünü veren ve tarihi merkezinin UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almasını sağlayan da kültürlerin yerel kültür ile bir arada yaşamasından oluşan bu ‘kültürel füzyon’. Bu füzyonun somut simgeleri olan ve Galle kentinin kültürel vizyonunu oluşturan tarihi yapılar da ülkenin genel ekonomik durumu ve başta Tsunami olmak üzere bölgenin iklim ve coğrafi özelliklerine rağmen çok iyi korunmuş.

Kentteki en önemli yapı hiç kuşkusuz Hollanda Kalesi ya da Galle Surları olarak da bilinen ve kente ruhunu ve büyüsünü vererek kültürel, tarihsel ve mimari karakterini oluşturan kale. Güney Asya’nın yerel kültürü ile Avrupa’nın mimari geleneklerini bir araya getiren bu özgün yapıt ilk olarak 16. Yüzyıl’da Portekizliler tarafından inşa edilmiş.

galle-kale
Galle Kale Genel Görünüş | Bülent Tunga Yılmaz

Kentin kontrolünü ele geçirdikten sonra Hollandalılar tarafından tahkim edilen kale sınırlı alanları çok ustaca ve verimli bir şekilde kullanan Hollanda kent planlama sisteminin çok başarılı örnekleri arasında yer alan sokakları ve kolonyal tarihin politik, toplumsal ve kültürel unsurlarıyla bezeli atmosferiyle ziyaretçilerini adeta mitolojik ve masalsı bir ruh ile buluşturuyor.

galle-kale-7
Galle Kale Surları | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

2004’de meydana gelen Tsunami kaleye ciddi bir zarar vermiş olsa da devam eden restorasyon çalışmalarıyla kale yeniden eski cazibesine ulaşmış durumda. Benim gibi koloni tarihi ve kültürüne meraklı biri için unutulmaz anlar yaşatan Kale tam bir “yaşam boyu deneyim” sunuyor.

galle-kale-4
Galle Kalesi Heykel Galerisi-1 | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Okyanus sularının dövdüğü duvarlarıyla eski şehir merkezini adeta sarmalayan Galle Surları  geçmişten günümüze ulaşmayı başarmış tarihi topları, barut depoları, ve deniz feneriyle eski deniz savaşlarının top seslerinin çağlar ötesinden günümüze yankılanmasını sağlıyor.

galle-deniz-feneri
Galle Surları Deniz Feneri | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Çevresindeki otantik dükkanları ve minik kafeleri ziyaret etmek de ayrı bir zevk. Özellikle deri ürünler ve el yapımı incik-boncuk ile hediyelik eşya sevenler için adeta bir cennet.

img_4602
Galle el yapımı deri ürünler | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Eski şehir bölgesinde yer alan Hollanda Hastanesi Hollandalılar tarafından hastane olarak kurulan tarihi bina restorasyon ile bir alışveriş ve yeme-içme merkezine dönüştürülmüş. Mimarisi ve tarihi önemi yanında binada yer alan şık kafeler, restoranlar ve tasarım odaklı ilginç dükkanlar için de kesinlikle görülmeli ve içinde vakit geçirilmeli.

hollanda-hastanesi
Galle Hollanda Hastanesi | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Sulh Ceza Mahkemesi ve Mahkeme Meydanı eski şehir içinde bulunan ve bir meydandan ziyade bir parkı andıran bir diğer önemli tarihi alan. Çok iyi korunmuş; 18. Yüzyıl Hollanda mimarisinin dikkat çekici örnekleri arasında yer alan ve günümüze mahkeme binası olarak kullanılan yapı etrafındaki park ile şehre ruhunu ve karakterini veren dikkat çekici anıtlardan.

sulh-makhkemesi-binasi
Galle Sulh Ceza Mahkemesi Binası | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Hollanda Dönemi’nden kalan tarihi bir antrepoda kurulan Ulusal Deniz Arkeolojisi Müzesi her ne kadar 2004’deki tsunamiden olumsuz etkilenmiş ve maalesef koleksiyonunun bir bölümünü kaybetmiş olsa da meraklıların ziyaret etmesi gereken bir yer.

img_4641-3
Galle Ulusal Deniz Arkeolojisi Müze I Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

Kentin çok kültürlü tarihi onun farklı dinsel gruplara ev sahipliği yapmasına ve böylelikle de farklı dinlere ait mabetlerle donatılmasına yol açmış. Bugün bir bölümü hala aktif olan ve her biri adına yapıldıkları dinin ve kültürün mimari özelliklerini yerel kültürel unsurlarıyla buluşturan bu yapıtlar şehrin çok kültürlü atmosferinin en önemli simgeleri. St. Mary Katedrali Galle’deki katolikler için ‘İsa Topluluğu’ tarafından 19. Yüzyıl sonunda inşa edilmiş ve zarif mimarisi ile kenti adeta bir inci gibi süslüyor.

hollanda-reform-kilisesi
Hollanda Reform Kilisesi | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Hollanda Reform Kilisesi veya resmi adıyla The Groote Kerk, 1755 yılında Hollandalılar tarafından Kale’nin yakınlarında inşaa edilen ve bölgedeki en eski Protestan mabedi olmasına rağmen hala cemaati bulunan bir diğer önemli yapıt.

all-saints-church
All Saints Kilisesi | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz

All Saints Angelikan Kilisesi, kentin çok kültürlü tarihinin en iyi örneklerinden biri. Şehre damgasını vuran üç medeniyetten katolik Portekizliler için St. Mary Katedrali, Protestan Hollandalılar için de Hollanda Reform Kilisesi inşa edilmiş. 18. Yüzyıl sonundan itibaren kenti yöneten İngilizler de kendi dinsel geleneklerinin bir sembolü olarak 1870 yılında faaliyete geçen All Saints Angelican Kilisesi’ni yapmışlar. Mimari açıdan Victoria Gotik Uyanış akımının bir örneği olarak değerlendirilen  yapıt bölgenin iklim ve kültürünü de dikkat alan özgün bir uyarlama. Sadece kültürel, dinsel ve tarihi açıdan değil estetik açıdan kesinlikle görülmeli.

meraan-camii
Meraan Jumma Cami | Fotoğraf: Bülent Tunga Yılmaz 

Sri Lanka’daki Müslümanlar ülke nüfusunun yaklaşık %9,7’sini oluşturuyor. Dolayısıyla onlar da Galle’nin çok kültürlü ortamında onlar da zarif bir mabetle, Meraan Jumma Camiiyle kentte iz bırakıyor. 20. Yüzyıl’ın başlarında bölgenin en zengin insanları arasında yer alan ve dindar bir Müslüman olan Ahmed Haji İsmail tarafından inşa ettirilen cami genel olarak Victoria/Barok stilin İslami ve yerel motiflerle birleşmesinden oluşan özgün bir yapıt olarak göze çarpıyor.

pt-de-galle
Fotoğraf Altyazısı | Fotoğraf Kaynağı

Yeme içme konusuna gelirsek; Hollanda Hastanesi olarak bilinen binada yer alan restoranların gerek dekorasyon gerekse de lezzet açısından dünyanın farklı yerlerdeki muhaldilerinden aşağı kalır yanı yok. Hamburger, pizza, makarna veya et ve tavuk yemeklerinden oluşan bilindik dünya lezzetleri yanında bölgeye özgü yemeklerin de yenebileceği, ki benim önerim kesinlikle Sri Lanka mutfağının denenmesi yönünde, özellikle de vegan ve vejetaryenler için, şık restoranlar gastronomik açıdan kenti çekici hale getiriyor. Tadı kendine özgü Sri Lanka kahvesinin tadılabileceği kafeler de bu gastronomik ortama katkı yapıyor.

Kapak Fotoğrafı: unsplash.com/@matthijsidema

İlginizi çekebilir: Deniz Cengiz’den Sri Lanka