Brugge, köprüleri, kanalları, kiliseleri, ve restoranlarıyla insanı ilk andan itibaren büyülemeyi başaran masalsı bir şehir. 15. yüzyıldaki haliyle muhafaza edilmiş kusursuz bir uyumun dışavurumu olarak nitelendirilebilecek bu şehirde, duyu organlarınızın tümüne hitap eden eşsiz bir şölen yaşamak çok kolay. Tek yapmanız gereken çikolata ve waffle kokularını takip ederek, kendinizi daracık sokaklarda kaybetmeye hazır olmak. Haydi bu yolculuğa beraber çıkalım!

IMG_7019

Ghent Sokakları

Hafta sonu tatilini fırsat bilerek, uzun zamandır görülmesi gereken şehirler listemin ilk sıralarında yer alan, ortaçağdan kalma mimarisiyle, kanalları, köprüleri, çikolataları ve biralarıyla ünlü bu şehre gitmeye karar verdik.

IMG_7024Grand Place

İstanbul’dan ayrılmanın verdiği dayanılmaz hafiflikle, yağmurlu bir Cumartesi sabahı yolculuğumuza başladık. Asıl hedefimiz Brugge olmasına rağmen buraya çok yakın olan Ghent şehrini de görelim dedik. Brüksel’e iner inmez havalimanının altında yer alan tren istasyonundan Ghent trenine biletlerimizi aldık. Bir saat süren bir yolculuktan sonra Belçika’nın ünlü Ghent Üniversitesi’ne de ev sahipliği yapan Ghent şehrine vardık. Schelde ve Lys ırmaklarının birleşiminde yer alan bu sevimli liman kenti üniversite öğrencilerinin doldurduğu kafeleri, 200’den fazla çeşit bira bulunan barları ve ortaçağdan kalma binalarıyla oldukça kalabalıktı. Şehir merkezinde ufak bir gezinti yaptıktan sonra Belçika’nın ünlü cafe zincirlerinden Cafe Keizer’da kızarmış patates eşliğinde biralarımızı içtik. Nehir kenarında turlayan küçük tekneleri ve güneşlenen insanları seyretmek büyük bir keyifti. Ancak yolculuğun vermiş olduğu yorgunlukla, akşam üzeri Brüksel’e doğru yola koyulduk.

Delirium- Enfes bir bira deneyimi

Delirium – Enfes bir bira deneyimi

Rengarenk biralar

IMG_7383

Brüksel’de bunları mutlaka tatmalısınız: beyaz şarap soslu midye, waffle, kızarmış patates

IMG_6998

Pazar sabahı uyanır uyanmaz yanıbaşımızdaki Panos Cafe’de croissantlarımızı yiyip kahvelerimizi içtikten sonra Brugge’e giden ilk treni yakaladık. Daracık sokakları, su kanalları, rengarenk evleri, ortaçağdan kalma faytonlarıyla insanı adeta bir masalın içerisindeymiş gibi hissetiren bu şehir beni ilk anda büyülemeyi başardı. UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan bu kente, bir sürü su kanalları olması nedeniyle kuzeyin Venedik’i denildiğini de öğrenmiş olduk.

Nehir gezintisi mutlaka yapılmalı

Brugge ana meydan

Waffle kokularını takip ederken ana caddenin her iki yanında yer alan çikolatacılarada girmeden edemedik. Brugge’un çikolatalarıyla ünlü olduğunu duymuştuk ama bu kadar çok çikolata dükkanıyla karşılaşacağımızı ummuyorduk doğrusu. Her bir dükkanda tattığımız çikolatalardan sonra en iyilerinin, Lionedes, La Belgique Gourmande, Mary ve Chocoholic olduğuna karar verdik.

Çikolata, çikolata ve çikolata

Her şeyi sığdıramadığımız bu bir günlük gezimizde, Markt meydanında biraz dolanmak, Belfry Çan Kulesi’ne çıkıp etrafı seyretmek, kanallar arasında tekne ile dolaşmak, fayton kiralamak veya Minnewater’da çimlere uzanıp kuğuları seyretmek bu şehirde yapabildiklerimizden sadece birkaçı.

IMG_7082

Aklımızı baştan alan waffle kokularını geride bırakıp, Brugge’den zorda olsa ayrılırken, yaşadıklarımız bir masal mıydı diye sormaktan kendimizi alamadık.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?