Türkiye’nin en batısı… Kuşların şarkılar söylediği, ay ışığının aydınlattığı, güneşin geç battığı, huzur dolu yer Gökçeada….

Gökçeada’ya geçen sene Eylül ayında ilk kez gittiğim günden beri gizliden gizliye bir aşk yaşıyorum. Özlüyorum, yeniden gitmeyi iple çekiyorum ve kavuşacağımız gün yaklaştıkça heyecanlanıyorum. Her şeyi geride bırakıp düşüyorum yollara. Kabatepe limanına varıp da 1 buçuk saatin sonunda Gökçeada’da inecek olmak apayrı bir heyecan veriyor bana. Benim için huzuru temsil eden bir yer burası. Minik bir ada beklemeyin, kocaman… Gezmeyi arabayla bile tamamlamak oldukça zor. Köyleri, sahilleri, tepeleri her şeyiyle mis gibi Gökçeada… Bir giden bir daha mutlaka geri döner buraya. Bundan eminim!

Vardığımız gibi otele gidiyoruz. Henüz nisan ayında açılmış olan Beyada Butik Otel’de öyle güzel karşılanıyoruz ki daha ilk dakikadan burada geçireceğimiz üç günün ne denli güzel olacağını tahmin edebiliyoruz. Beyada’nın “Mustafa Bey” isimli odasında kalıyoruz, oda ve otel inanılmaz şık, çok tatlı bir sahibesi ve güzel hikayesi var buranın. Manzara alabildiğine yeşil ve deniz. Kahvaltı enfes. Kendi elleriyle yaptıkları reçeller, pişiler, taze ürünler ve yumurta çeşitleri ile manzara eşliğinde bir sabah geçirmek bile enfes!

Kaleköy‘de bulunan Beyada, Gökçeada’ya gelince mutlaka uğranacaklar listesinin başındaki Mustafa’nın Kayfesi ve Poseidon Restoran’ın da yürüyerek iki dakika mesafesinde. Hazır buralara değinmişken biraz anlatayım. Mustafa’nın Kayfesi, Yukarı Kaleköy’ün tepesinde, ağaçların arasında bir köy kahvesi. Henüz sezon açılmadığından çılgın bir kalabalık olmaksızın, kitabımı alıp erken bir saatte yürüyüş sonu durağım oldu. Kuşların cıvıltıları ve manzaranın sonsuz güzelliği karşısında bir iki saat içinde kendimi bile unuttum diyebilirim. Mustafa’nın Kayfesi’ndeki harika saatlerden sonra deniz vakti gelmiştir diyerek, Kefaloz Plajı‘na doğru yol aldık.

Kefaloz’da özellikle Sardunya Beach müthiş. Alaçatı’daki inanılmaz fiyatlarla size kalabalıktan başka bir şey vaat etmeyen beach’ler gelmesin akla. Burası hem uygun fiyatlı hem denizi enfes hem de işletme olarak lezzetli yemek ve içeceklere sahip. Kefaloz’a gelmişken Tuz Gölü‘ne de uğrayın pek tabii! Denize girmek için Gökçeada’da seçenek bol. Laz Koyu mesela… Hem ufak bir tesise sahip hem de gittiğimiz tarihlerden olsa gerek çok az kişi vardı ve fazlasıyla huzurluydu. Bunun dışında Gizli Liman ve Yıldız Koyu da gidilmesi gereken yerler arasında.

Deniz keyfi bittiyse sizi Gökçeada’nın harika köylerine ve akşam yemeğini ele alalım. Önce bayıldığım Zeytinliköy‘den bahsedeyim. Burası zamanın gerçekten durduğu bir Rum köyü. Taş sokaklar, eski evler, renkli çiçekler, mis gibi kokular arasında önce “Barba Hristo Tatlıcısı”nda uğrayıp sakızlı muhallebinin keyfi çıkarılmalı. Sonra Sıcak Kahve veya Nostos’ta birer Türk kahvesi, Son Vapur’da bir şeyler atıştırmak ya da “Garaj Cafe”de manzaranın tadına varmak da mümkün. ‘Keçi’de akşam yemeği yemek için hoş bi alternatif. Diğer bir köy ise, Bademli. Tırmana tırmana vardığınız bu köy de Zeytinliköy’e benziyor; ancak çok daha az keşfedilmiş ve ıssızlık öyle güzel ki… StenAda Cafe’de kahve içerken çok şanslıyım diyeceğinize eminim. Panos Çiftlik ve Dimitri’de buranın diğer keyifli mekanlarından ama sokaktaki bir banka oturup gözlerinizi kapatıp orayı hissetmek herhangi bir yeri keşfetmekten bile daha keyifli diyebilirim.

Gezip dolaştınız hava da mis gibi ve karınlar acıktı. Öyleyse ilk durak Poseidon! Buraya gelip de Poseidon’un manzarası eşliğinde mezelerini ve balıklarını tatmamak olmaz. Bir taraf alabildiğine deniz ve güneşin batışı, diğer yanda ise Toscana’da gibi hissettirecek bir alan gözünüze ilişirken, Birsen Tezer’den Yunan müziklerine geniş ve zevkle oluşturulmuş repertuar eşliğinde yediğiniz karideslerin tadı unutulmaz! Poseidon’un dışında akşam yemeği için Yakamoz’u, Eleni Rum Tavernası’nı veya Barba Yorgo’yu da tercih edebilirsiniz. Bunlar dışında keşfedip bayıldığım birkaç yer daha var; ama onları da kendime saklıyorum. :)

Gökçeada’yı çok seveceğinize eminim! Mutlaka yaz planlarınız arasına ekleyin!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?