Aydınlık, korkutucu olabilir mi?
Karanlık, her zaman kötü müdür?
Kişiliğimizin potansiyellerini ne kadar kullanabiliyoruz?

Bilincimiz madalyonun bir yüzü ise, diğer yüzü olan bilinçaltımız yani Gölge’lerimiz, Jung kuramı analisti ve yazar Robert A. Johnson’ın “Gölgene Sahip Çık” kitabında kısa ve anlaşılır betimlemelerle yer buluyor.

“Gölgene Sahip Çık”, Analitik Psikoloji’nin kurucusu Carl Gustav Jung’un en sevdiği şu hikaye ile başlıyor:

“Yeryüzünde bilinmek isteyen abıhayat, bir artezyen kuyusundan yükselip zahmetsizce ve sınırsızca akmaya başlamış. İnsanlar gelip bu büyülü sudan içmeye, onunla beslenmeye başlamışlar çünkü pek temiz, saf ve canlandırıcıymış. Ama insanlar yaşamın bu cennet hali içinde sürüp gitmesiyle yetinmemişler. Zamanla kuyunun çevresine çit çekmiş, giriş ücreti almaya, kuyunun çevresindeki arazinin kendilerine ait olduğunu iddia etmeye, kimin kuyuya gelebileceğine dair ayrıntılı yasalar oluşturmaya, kapılara kilit vurmaya başlamışlar. Çok geçmeden, kuyu güçlü ve seçkin zümrenin mülkü haline gelmiş. Su öfkelenip alınmış, akışına son verip bir başka yerde yeryüzüne yükselmiş. İlk kuyunun çevresindeki araziye sahip olan kişiler, iktidarları ve mülk sahiplikleri ile öylesine meşgullermiş ki, suyun yok olduğunu fark etmemişler. Var olmayan suyu satmaya devam etmişler ve gerçek gücün yitip gittiğini pek az kimse fark etmiş. Ama durumdan hoşnut olmayan bazı kimseler büyük bir cesaretle aramaya koyulup, yeni artezyen kuyusunu bulmuşlar. Bir süre sonra o kuyu da mülk sahiplerinin eline geçmiş ve aynı şeyler bir kez daha olmuş. Su da gene başka yere göç etmiş ve bu, tarih tarih olalı böyle sürüp gitmekteymiş.” (s. 09)

Kitap, günümüzde de tıpkı hikayedeki gibi abıhayatın tahmin ettiğimizden, çok daha farklı yerlerde aktığını ve bu yerin Jung’un terimi ile “gölgelerimiz” olduğunu net bir dille anlatıyor. Gölge’yi “kişiliğimizin reddettiğimiz bütün özelliklerinin çöplüğüdür.” kelimeleriyle ifade eden Johnson, okuru gölgenin oluşma sebeplerine, içerisinde bulabileceğimiz altına ve aşka nasıl yansıdığına doğru kısa bir gezintiye çıkarıyor.

Peki öyleyse, “Gölge” tam olarak nedir?

“Persona, ne olmayı istiyor ve dünya tarafından nasıl görülmeyi diliyorsak odur. Psikolojik giysimizdir ve gerçek benliklerimiz ile çevremiz arasında aracılık eder, tıpkı fiziksel giysimizin karşılaştığımız kişilere bir imge sunması gibi. Ego, ne isek ve bilinçli olarak ne biliyorsak odur. Gölge, benliğimizin göremediğimiz ya da bilemediğimiz kısmıdır.” (s. 15)

Kişiliğimiz büyürken yaşadığı çevreye ayak uydurabilmek adına aydınlık özellikler geliştirirken, bir yandan da biz farkında olmadan toplum tarafından istenmeyen özelliklerimizi karanlığa, yani bilinçaltımıza atar. “Uyum sağlamak” adına kenara attığımız bu yanlarımız da gün gelir bizim gölgemiz olur. Gölge, esasen kültürden kaynaklı olarak ortaya çıkar ve kültürden kültüre oldukça değişiklik gösterebilir.

Gölgeler istenmeyenler olduğu kadar bazı çok iyi özelliklerimizi de barındırabilirler. Yaşadığımız kültürde kendine yer bulamayan aydınlık taraflarımız da Johnson’ın bahsettiği çöplüğü boylar. Üstelik şaşırtıcı bir şekilde insanlar bu altın barındıran gölgelerini görmezlikten gelmeye daha yatkındırlar. Daha fazla sorumluluk getirecek, kullanması cesaret ve özgüven gerektirecek bu potansiyellerini sahiplenmek, kötü yanlarını sahiplenmekten daha zor gelir.

Diğer yandan, aslen bizim bir parçamızken köşeye atılmış bu özelliklerimiz sonsuza kadar köşelerinde kalmaz veya çekip bir yere gitmezler; er ya da geç kendilerini gösterirler. Gölge üzerinde bilinçli bir şekilde çalışılmaz ise “yansıtma” aracılığıyla dünyada bir vücut bulurlar. Gölgelerimizi başka bir şeyin veya insanın üzerine yansıtarak onlardan kurtulduğumuzu sanır ve böylelikle almamız gereken sorumluluğu almamış oluruz.

İstersek gölgelerimizin izlerini şöyle sürebiliriz:

Gölge, bizim sevmediğimiz özelliğimizdir.

Gölge, başkaları hakkındaki yargımızdır, dedikodudur.

Gölge, aşık olduğumuz kişide beğendiğimiz özelliklerdir.

Gölge, “Ben bu değilim!” dediğimiz anda karşı karşıya kaldığımız kişidir.

Gölge, yapmaya asla cesaret edemeyeceğimizi düşündüğümüz şeylerdir.

Gölge, karanlıkta kalan ve başkalarına göstermeye korktuğumuz yanımızdır.

“Hepimiz bütün doğar ve bütün ölmeyi umut ederiz.” diyen Johnson kitabında, bizi biz yapanın aydınlık veya karanlık tüm yönlerimiz olduğunu, kendimizi gerçekleştirebilmemiz için gölgede yani bilinçdışında kalan yanlarımızın tespit edilerek bilince getirilmesi gerektiğini savunuyor. Samimi ve sahici bir yaşantının bilinçli seçimlerden meydana gelebileceğini ve bunu yapmanın yollarını aktarıyor.

Tıpkı Yin ve Yang gibi Aydınlık ve Karanlık’ın bir arada bulunduğunu, ancak bir araya geldikleri zaman yaşamın akabildiğini hatırlamak ve kişiliğimizin tüm yönleriyle bir’leşmeye doğru sade bir rehber edinmek için “Gölgene Sahip Çık” oldukça iyi bir kitap.

Gölgene Sahip Çık kitabını buradan satın alabilirsiniz. 

Gölgene Sahip Çık

Robert A. Johnson
Okuyan Us Yayınları
2015, 108 sf.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?