Gözetim Kapitalizminin Gölgesinde: Kim İzliyor Bizi?
Sosyal medyada attığınız her adım, sildiğiniz her yorum, beğenip sonra vazgeçtiğiniz her gönderi… Hepsi bir yerlerde kayıtlı. Üstelik sadece “görülmek” için değil; “tahmin edilmek” ve “yönlendirilmek” için. Artık ürün, biz değiliz. Bizim gelecekte ne yapacağımız ürün haline geldi Bu sistemin adı: Gözetim Kapitalizmi ve onun merkezinde biz varız: Gönüllü olarak...

Gözetim Kapitalizmi Nedir?
Harvard Üniversitesi’nden sosyal psikolog Shoshana Zuboff, 2019 tarihli The Age of Surveillance Capitalism adlı kitabında bu terimi ilk kez kapsamlı biçimde tanımladı. Peki gözetim kapitalizmi ne?
Gözetim kapitalizmi, teknoloji şirketlerinin kullanıcıların dijital davranışlarını (arama geçmişleri, GPS verileri, tıklama alışkanlıkları, sesli komutlar) toplayarak, bu verileri makine öğrenimi ile işleyip öngörü modelleri haline getirmesi ve bu modelleri reklamcılara, siyasi kampanyacılara ve diğer çıkar gruplarına satması anlamına geliyor. Bu kapitalizm türünde sermaye, artık üretimden değil; veriden ve davranış biçiminden geliyor.
Kuramsal Arka Plan: Foucault’dan Zuboff’a

Bu kavram, sadece ekonomik değil, aynı zamanda felsefi bir yapıyı da işaret ediyor. Fransız düşünür Michel Foucault, “Panoptikon” modelinde bireyin sürekli gözetim altındaymış gibi davranarak kendi kendini denetlediğini anlatır. Foucault’nun anlatısında bu, fiziksel bir yapıda gerçekleşirdi: Hapishane, okul, hastane gibi disiplin kurumları.
Zuboff ise bu modeli dijital çağa taşıyor: “Gözetim artık dışsal bir disiplin değil, içselleştirilmiş bir pazarlama stratejisidir.” Yani bizi gözetleyen artık gardiyan değil; reklamveren.
Türkiye’de Gözetim Kapitalizmi: Sessiz Onayların Ülkesi
Türkiye’de bu sistemin etkileri giderek daha görünür hale geliyor. Örneğin: Siyasi reklam algoritmaları, seçim dönemlerinde kullanıcıya özel içerikler gösteriyor. Kimi kullanıcı sadece milliyetçi, kimi sadece çevreci gündemlerle besleniyor. E-ticaret devleri, evinizin içindeki sohbetleri bile “rastlantısal” önerilere çeviriyor. Sabah kahve makinesi konuşuluyor, akşam Instagram’da reklamı karşınıza çıkıyor.
Kültürel manipülasyonlar artıyor. Sosyal medya, kimi zaman mizah yoluyla, kimi zaman duyar kasan bir dille bir fikri “normalleştiriyor.” Gözetim sadece fiziksel değil, fikri hale geliyor. Ve daha çarpıcısı: Bir sosyal medya paylaşımıyla linç edilen bir bireyin, günlerce toplumsal bellekte “etik olarak ifşa edilmiş” bir varlık haline gelmesi. Herkesin görünür olduğu, ama kimsenin güvende olmadığı bir çağdayız.
Bireyin Dönüşümü: Gözetim Altında Olmaktan, Gözeten Olmaya

Gözetim kapitalizmi yalnızca “izlenmeyi” değil, aynı zamanda “gözetmeyi” de teşvik ediyor. Artık hepimiz birer küçük panoptikon olduk. Beğenilerimiz, yorumlarımız, tepkilerimiz; başka birini gözlemleyip yargılamanın yolları haline geldi. Bu da bizi dijital linç kültürüne götürüyor. Burada tekrar Foucault’ya dönüyoruz: “Disiplin, sadece cezayla değil; norm yaratımıyla işler.” Bugün sosyal medya “norm” yaratıyor. Ne yaparsan makbul, ne zaman susarsan suçlusun. Bu sistemde ya hep haklı kalmaya ya da hep susmaya zorlanıyoruz.
Gözetim Kapitalizminin Türkiye’deki Toplumsal Yansımaları
Yapay kutuplaşma: Sosyal medya algoritmaları farklı siyasi görüşleri birbirinden izole ediyor. Kullanıcılar yalnızca kendi görüş baloncuklarında kalıyor. Bu da diyaloğu değil, çatışmayı artırıyor.
Mahremiyetin erozyonu: Türkiye’de sosyal medyada özel hayatın detaylarını paylaşmak artık norm haline geldi. Mahremiyet, bir lüks gibi algılanıyor.
Dijital linçler ve iptaller: Linçler artık yalnızca ünlülere değil, sıradan bireylere de yöneliyor. Çünkü herkes izleniyor. Herkes “yakalanabilir.”
Çıkış Var mı?

Zuboff’un önerdiği gibi:
Farkındalık geliştir: Verinin nasıl toplandığını öğren.
Kritik düşün: Ne izlediğini, neyi neden paylaştığını sorgula.
Gönüllü gözetmen olmayı reddet: Algoritmalara değil, vicdanına göre davran.
Bugün dijital dünyada en büyük illüzyon, özgür olduğumuzu sanmamız. Gözetim kapitalizmi sadece bizi satmıyor; bizi biçimlendiriyor. Bu çağda özgürlük, paylaşmamakla da ilgilidir. Bazen susmak, bazen görünmemek, bazen algoritmanın senden istediğini yapmamak… İşte gerçek dijital direniş burada başlıyor.
Kapak Fotoğrafı: Pixabay
İlginizi çekebilir: Elif Nur Uyanık’tan Dijital Miras

Aslı Yirsutimur







Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!