fbpx
theMagger Banner
theMagger: Keşfedin ve Paylaşın. Nasıl mı?
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Haberler

preloader
Post image
"Deinfluencing" ve Ruh Sağlığı: Tanı İçin Doğru Yer Sosyal Medya Değildir

PSİKOLOJİ

Calendar 16 Şub, 2024

Ruh sağlığına dair farkındalığın arttığı 2010’ların başından bu yana, konunun sosyal medyada da kendine yer bulduğunu görüyoruz. Öyle ki Reels akışımızda, TikTok sayfamızda anksiyete, depresyon, ADHD, OCD gibi konularda içeriklere artık çok daha sık rastlıyoruz. Bununla birlikte kaynak ve bilgi teyidi alışkanlığımız halen bu içerikleri doğru değerlendirecek seviyede değil.

Keşfet’inize “ADHD...

Ruh sağlığına dair farkındalığın arttığı 2010’ların başından bu yana, konunun sosyal medyada da kendine yer bulduğunu görüyoruz. Öyle ki Reels akışımızda, TikTok sayfamızda anksiyete, depresyon, ADHD, OCD gibi konularda içeriklere artık çok daha sık rastlıyoruz. Bununla birlikte kaynak ve bilgi teyidi alışkanlığımız halen bu içerikleri doğru değerlendirecek seviyede değil.

Keşfet’inize “ADHD semptomları”, “Bu alışkanlıklardan 5 tanesini gösteriyorsanız depresyonda olabilirsiniz”, “OCD’nin belirtileri” gibi içerikler mutlaka düşmüştür. Bu içeriklerin çoğu ruh sağlığına dair resmi eğitimi olmayan kimseler tarafından hazırlanıyor ve kaynak referansları verilmeden paylaşılıyor. Bu durum da yanlış bilgilerin yayılmasına ve kişilerin kendilerine tanı koymalarına yol açıyor. İşte tam da bu yüzden içerik üreticilerinin belirli trend ürünlerin neden satın almaya değmediğini göstermek için platformlarını kullanmalarını ifade eden “deinfluencing” kavramı bu kez karşımıza ruh sağlığına dair içerikler için çıkıyor. Yani bu tanıları koymakta yetkili uzmanlar (psikiyatristler) ve bu tanıları resmi olarak almış kişiler, neden bu rahatsızlıklara sahip olabileceğinizi değil, bu rahatsızlıklara neden sahip olmayabileceğinizi anlatıyor. Böylelikle bu tanımların, özenilecek birer farklılık değil, uzmanlar eşliğinde tanımlanması gereken problemler olduğuna vurgu yapıyor.

‘Self-diagnose’ yani kişinin kendine tanı koymasının önüne geçilmesi önem taşıyor çünkü bu alışkanlığın artmasıyla birlikte iki temel problem karşımıza çıkıyor. İlki günlük dil kullanımının değişmesi. Örneğin; bir kişi sadece düzenli olduğu için “Kusura bakmayın OCD’liyim” diyerek tıbbi bir tanıyı sıradan bir kelime gibi kullanabiliyor. İkincisi ve en önemli problemse; bu tanılara ilişkin şikayetlerini dile getiren ve gerçekten yardıma ihtiyaç duyan insanların yaygın kullanım nedeniyle ciddiye alınmıyor olması.

Post image 'Pandemic Skip': Daha Genç Hissediyor Olabilir misiniz?
'Pandemic Skip': Daha Genç Hissediyor Olabilir misiniz?

PSİKOLOJİ

Calendar 15 Ara, 2023

Bulunduğu yaştan genç hissetmek özellikle genç Y jenerasyonunun üzerinde durduğu bir konu. 30’lara yaklaşmışken yirmilerin başında gibi hissetmek ve evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi önceki jenerasyonların bu yaşlarda attığı adımlara hazır olmadığını düşünmek bu fenomenin en belirgin göstergeleri. Eğer okuduğunuz cümleler yaşadıklarınızı özetliyorsa bu durumun size özgü olmadığını ve hatta psikologlar...

Bulunduğu yaştan genç hissetmek özellikle genç Y jenerasyonunun üzerinde durduğu bir konu. 30’lara yaklaşmışken yirmilerin başında gibi hissetmek ve evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi önceki jenerasyonların bu yaşlarda attığı adımlara hazır olmadığını düşünmek bu fenomenin en belirgin göstergeleri. Eğer okuduğunuz cümleler yaşadıklarınızı özetliyorsa bu durumun size özgü olmadığını ve hatta psikologlar tarafından ‘pandemic skip’ olarak adlandırıldığını bilmek size kendinize daha iyi hissettirebilir.

‘Pandemic skip’, vücudumuzun zihnimizle senkronizasyondan bir adım uzak olabileceğine dair tuhaf his olarak tanımlanıyor. Bu terim TikTok’ta 11 milyondan fazla görüntüleme toplamış durumda ve sayısız kullanıcı, yıllar süren sosyal izolasyonun kişisel gelişimlerini nasıl engellediğini paylaşıyor. İngiliz psikolog Nova Coban bu deneyimi şöyle açıklıyor: “İnsanlar zamanın geçme hissini oluşturan deneyimlerin çoğunu kaybettiler, sanki ilerlemek yerine hayat beklemedeymiş gibi geliyor. Çünkü pandemi sürecinde günler genellikle yeni bir teşvik, önemli bir değişiklik veya ilerleme olmaksızın geçerdi. Bu da zamanın ne kadar geçtiğine dair algımızı değiştirdi. Bu ‘kayıp zaman’ın bir sonucu olarak, hayatımızın içinde bulunduğumuzu hissettiğimiz aşaması ile içinde bulunduğumuz çağın ve aşamanın gerçekliği arasında bir kopukluk hissi oluşuyor.”

Coban’ın açıklamaları, pek çoğumuzun hissettiği “geride kalmışlık” hissinin nedenlerini özetliyor. Bununla birlikte rahatsız edici bir femonen olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yine Coban’a göre kişinin kendi geçici varoluşuyla ilgili kaygısı, “insanların saati sıfırlamak ve geri dönmek istemesine ve yine de yaşam evreleriyle ilişkili deneyimleri yargılamadan yaşamak istemesine yol açabiliyor. Bununla birlikte uzmanlar ‘pandemic skip’in olumsuz etkilerini önlemek adına gerçekçi bir bakış açısı edinmenin yeterli olduğunu düşünüyor. Bunun için herkesin hayatı durakladığını ve bu yüzden kolektif olarak yeniden ayarlama ve yeniden hizalama ihtiyacını yaşadığımızı anımsamak önemli. ‘Pandemic skip’in yaygın oluşu, akranlarımızın da bizimle aynı hızlandırılmış durumda olma ihtimalinin daha yüksek olduğu anlamına geliyor. Günün sonunda hep birlikte geride kaldığımız için aslında geri kalmış değiliz!

Post image 'Trauma Dumping': Arkadaşlarımız Psikoloğumuz Değildir
'Trauma Dumping': Arkadaşlarımız Psikoloğumuz Değildir

FARKINDALIK

Calendar 08 Eyl, 2023

Ayrılıklar, flört dramları ve aile içi kavgalar; kuaförler her türlü kişisel hikayemizi paylaştığımız bazı sosyal ağlarımız var. Kimimizinki daha sınırlı kimimizinkiyse daha geniş ve hatta bazı içerik üreticiler için tüm internet ailemi. Rahatladığımızda, gevşediğimizde gardımızı düşürme eğiliminde oluyoruz ve çoğu zaman konuşmalarımız ücretsiz bir terapi seansına dönüşebiliyor. Peki bu eğilimin...

Ayrılıklar, flört dramları ve aile içi kavgalar; kuaförler her türlü kişisel hikayemizi paylaştığımız bazı sosyal ağlarımız var. Kimimizinki daha sınırlı kimimizinkiyse daha geniş ve hatta bazı içerik üreticiler için tüm internet ailemi. Rahatladığımızda, gevşediğimizde gardımızı düşürme eğiliminde oluyoruz ve çoğu zaman konuşmalarımız ücretsiz bir terapi seansına dönüşebiliyor. Peki bu eğilimin de bir dengesi olmalı mı?

Travma boşaltma olarak tercüme edebileceğimiz ‘trauma dumpind’ travmatik bir deneyimi potansiyel olarak bununla başa çıkma konusunda yeterli olmayan birine yüklemek anlamına geliyor. Aklınıza aileniz ve yakın arkadaşlarınız dışında gelen bir örnek var mı? Mesela kuaförler? Refinery 29’ın haberine göre Bu yılın temmuz ayında L’Oréal Professionnel, kuaförlerin yılda ortalama 2.000 saati müşterilerini dinleyerek geçirdiklerini keşfettikten sonra salon çalışanlarının ruh sağlığına odaklanan bir girişim olan Head Up’ı tanıttı. Zira ankete katılan 1.750 saç uzmanından %65’inin profesyonel kariyerleri boyunca kaygı, tükenmişlik veya depresyon yaşadığı bildiriliyor! Bu durum ‘trauma dumping’in kişiler üzerindeki olumsuz etkilerinin en belirgin kanıtlarından bir tanesi. Klinik psikolog Karen Garber’e göre: “Dinleyen kişi “ikincil travma” yaşayabiliyor ve bu da yeni aldıkları bilgileri anlamlandırma veya işleme konusunda zorluk yaşamasına neden olabiliyor.” Elbette bu yakın arkadaşlarımızın dertlerini dinlememek ya da kimseyle kendi sorunlarımızı paylaşmamak gerektiği anlamına gelmiyor. Diğer pek çok şeyde olduğu gibi burada da önemli husus dengeyi bulabilmek. Trauma dumping daha ziyade sürekli ve uzun vadeli şekilde maruz kalındığında olumsuz etkilerini ortaya çıkarıyor. Bu konuya dair farkındalıkla yola çıkmak için güzel bir örnekse; sorunlarımızı paylaşmak istediğimiz kişilere öncelikle “Bir sorunumu paylaşmaya ihtiyacım var. Bugün beni dinleyebilecek halin var mı?” diye sorma alışkanlığını kazanmak olabilir.

Post image Therapy-Speak: Bizi Bencilleştiriyor Olabilir mi?
Therapy-Speak: Bizi Bencilleştiriyor Olabilir mi?

HABERLER - SLIDER

Calendar 21 Tem, 2023

Y ve Z jenerasyonlarına dahil olup terapi terimlerini kullanmayan bir tanıdığınız kaldı mı? Son yıllarda, kişisel bakım ve sınır belirleme gibi terapi kavramları, Instagram diğer sosyal medya topluluklarında sık paylaşılan mantralar haline geldi. Kendini gerçekleştirmeyi savunan tavsiyelerden ‘dating’ terimlerine onlarca içerik sayesinde bilgimizin ve farkındalığımızın arttığı doğru. Yine de terapi terimlerini...

Y ve Z jenerasyonlarına dahil olup terapi terimlerini kullanmayan bir tanıdığınız kaldı mı? Son yıllarda, kişisel bakım ve sınır belirleme gibi terapi kavramları, Instagram diğer sosyal medya topluluklarında sık paylaşılan mantralar haline geldi. Kendini gerçekleştirmeyi savunan tavsiyelerden ‘dating’ terimlerine onlarca içerik sayesinde bilgimizin ve farkındalığımızın arttığı doğru. Yine de terapi terimlerini günlük yaşamda kullanmak sanıldığı kadar iyi bir fikir olmayabilir.

İster bunalmış hissettiğimizde planları iptal etmek olsun, ister artık bize hizmet etmeyen ilişkileri bitirmek olsun pek çok olay sırasında kendimizi ve ihtiyaçlarımızı savunacak daha zengin bir dilimiz var. Bununla birlikte, özellikle ilişkileri sonlandırırken insan kaynakları e-maillerine benzeyen terapi terimleriyle dolu cümleler kullanmak samimiyetsiz bir ve çoğunlukla tek taraflı bir iletişimi meydana getiriyor. Örneğin; 24 yaşındaki Anna, Bustle’a verdiği bir röportajda beş yıllık arkadaşının kendisiyle iletişimi kesmesini şu şekilde anlatıyor: “Arkadaşımın bana gönderdiği mesaj şöyleydi: “”İhtiyaçlarımı karşılamaya ve hayatımın kapsamı içinde doğru hissettiren şeylere göre hareket etmeye çalıştığım bir yerdeyim ve korkarım arkadaşlığımız bu çerçeveye uymuyor.” Yaptığım yanlış bir şey olup olmadığını sorduğumda, bana cevap vermekten çekindiğini ve tartışmaya gerek olmadığını söyledi.” Sınır belirleme ve katılığın ötesinde, terapi konuşmasının yaygınlaşması, bazı insanlara belirli ilişkilere veya davranışlara “toksik” ve “narsist” gibi etiketler atamaya teşvik ediyor.

Post image Gen-Z'nin Arayışları: Güç, Başarı ve Hedonizm
Gen-Z'nin Arayışları: Güç, Başarı ve Hedonizm

PSİKOLOJİ

Calendar 09 Haz, 2023

Stratejik iletişim danışmanlığı şirketi BCW’nin yeni, küresel araştırması, nesiller arası uçurumlar hakkındaki konuşmaların genellikle abartılı olduğunu ve “yaşımızdan bağımsız olarak, hepimizin öncelikle sosyal, ilgili ve güvenlik arayıcıları olduğumuzu” beliriyor. Bununla birlikte araştırma Z jenerasyonu için güç, başarı, hedonizm ve uyaranların önceki kuşaklara göre çok daha önemli...

Stratejik iletişim danışmanlığı şirketi BCW’nin yeni, küresel araştırması, nesiller arası uçurumlar hakkındaki konuşmaların genellikle abartılı olduğunu ve “yaşımızdan bağımsız olarak, hepimizin öncelikle sosyal, ilgili ve güvenlik arayıcıları olduğumuzu” beliriyor. Bununla birlikte araştırma Z jenerasyonu için güç, başarı, hedonizm ve uyaranların önceki kuşaklara göre çok daha önemli olduğunu vurguluyor.

Bulgular, Y Kuşağı’nın yüzde 37’si, X Kuşağı’nın yüzde 23’ü, Boomer’ların yüzde 13’ü ile karşılaştırıldığında, Z kuşağının yüzde 44’ünün çok başarılı olmanın ve insanların başarılarını takdir etmesinin önemli olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Yani artık sıkça konuşulan “başarının abartılı bir tutku haline geldiği ‘girl boss’ dönemi bitti gençler artık makul koşullarda, sakin ve yavaş düzenleri istiyorlar” önermeleri sandığımız kadar doğru olmayabilir. Araştırmacılar bu durumda sosyal medyanın önemli bir etkisi olduğunu düşünüyor. BCW Strateji Direktörü Taylor Saia durumu şu şekilde açıklıyor: “Genç jenerasyonlar her bir başarının sosyal medya kanalları üzerinden yayınlandığı ve sürekli olarak diğer insanların yaşamlarının en iyi anlarını gördükleri bir düzenin içerisinde yetiştiler. Bunu sonucu olarak da kendilerinin en iyi versiyonun olarak görünürlük kazanmak konusuna fikse olmuş durumdalar.” Bununla birlikte rapor genç kuşakların her daim sosyal olarak güç kazanmak için gelişmek ve kişisel başarılar elde etmek üzere hırsla motive olduğunu ancak Z Kuşağı’nda bunun içinde bulunulan ekonomik durum sebebiyle daha belirgin olduğunu da aktarıyor. Zira Z kuşağının yüzde 43’ü “onlara zevk verecek şeyler yapmanın” önemli olduğunu ve “eğlenmek için ellerinden gelen her fırsatı aradıklarını” söylerken, bu oranlar Y kuşağında yüzde 38’e ve X kuşağında yüzde 27’ye düşüyor.

Post image Umursayan Sosyal Medya?: Ruh Sağlığı Krizi
Umursayan Sosyal Medya?: Ruh Sağlığı Krizi

HABERLER - SLIDER

Calendar 15 May, 2023

Kaygı ve depresyondaki küresel artışın ortasında TikTok ve Instagram gibi platformların ekosistemlerine nasıl yansıyacak diye düşündünüz mü? Kronik online olma hali kıyas eğilimimiz ve ‘schadenfreude‘ ile birleşince ortaya sosyal medyayı tümüyle terk etmeye çalışmak ya da detoks yapmak gibi eğilimler de çıkıyor.

Sosyal medya platformları da bunun farkında olacak ki bu...

Kaygı ve depresyondaki küresel artışın ortasında TikTok ve Instagram gibi platformların ekosistemlerine nasıl yansıyacak diye düşündünüz mü? Kronik online olma hali kıyas eğilimimiz ve ‘schadenfreude‘ ile birleşince ortaya sosyal medyayı tümüyle terk etmeye çalışmak ya da detoks yapmak gibi eğilimler de çıkıyor.

Sosyal medya platformları da bunun farkında olacak ki bu konulara daha duyarlı bir ekosistemi benimsemek üzere çeşitli adılar atıyorlar. Tabii ne kadar samimi olduğu yine sorgulanmaya açık. Trend analizi platformu WGSN’den Carla Buzasi ve sosyal medyayı daha güvenli, kapsayıcı ve amaçlı hale getirmek için çalışan ruh sağlığı aktivisti Jorge Alvarez Lives of Tomorrow podcastinde “care culture” yani ruh sağlığını önemseme kültürü üzerine konuşuyorlar. Jorge bakım kültürünün ve ruh sağlığı konusunun sosyal medya platformlarındaki yansımaları konusunu ele alırken şu üç ana maddenin üzerinde duruyor: Ruh sağlığı sorunlarına dair işaretlerin doğru şekilde adlandırılması (Örneğin: anksiyete yapacak çok işiniz olduğu için stresli olmaktan farklı bir durumdur), ruh sağlığı sorunlarından yeterince söz edilmesi (TikTok’tan Instagrama platformlarda bu konuya dair içerik sayısında belirgin bir artış görüyoruz, sorunlar eskisi gibi halının altına süpürülmüyor), kaynaklar ve destek (ruh sağlığı sorunları yaşayan kişiler bunlarla tek başlarına mücadele etmek yerine ulaşılabilir pek çok kaynağa ve topluluğa artık erişebiliyor. Bunların tanıtımında sosyal medya da görev oynuyor.)

Post image Sözdebilim ve Sosyal Medya: Kendinize Tanı Koymak İçin Yanlış Yer
Sözdebilim ve Sosyal Medya: Kendinize Tanı Koymak İçin Yanlış Yer

HABERLER - SLIDER

Calendar 06 Nis, 2023

Instagram veya TikTok zaman akışınızda psikoloji bilimine atıf yaparak öneri veren videolora rastladığınız oluyor mu? “Bu beş belirtiyi gösteriyorsanız depresyonda olabilirsiniz”, “Kompulsif bozukluğun 10 işareti”, “Rüyanızda gördükleriniz anksiyeteyi işaret ediyor olabilir” gibi başlıklarla yoğun etkileşim almayı hedefleyen videoların çoğu aslında bilimsel gerçeklerden son derece uzak.

San Diego...

Instagram veya TikTok zaman akışınızda psikoloji bilimine atıf yaparak öneri veren videolora rastladığınız oluyor mu? “Bu beş belirtiyi gösteriyorsanız depresyonda olabilirsiniz”, “Kompulsif bozukluğun 10 işareti”, “Rüyanızda gördükleriniz anksiyeteyi işaret ediyor olabilir” gibi başlıklarla yoğun etkileşim almayı hedefleyen videoların çoğu aslında bilimsel gerçeklerden son derece uzak.

San Diego Üniversitesi Psikoloji bölümü profesörlerinden Dr. Inna Kanevsky, sosyal medyada paylaşılan sahte bilim içeriklerine dikkat çeken videolar çekiyor. Psikoloji içerikleri için ‘fact checking’ yaparak her bir iddianın neden doğru olmadığını sarkastik bir dille anlatıyor. İnternette yer alan depresyon ya da otizm tespiti için kullanılabileceği iddia edilen testlerin de neden doğru sonuç vermeyeceğini ve kendi kendinize tanı koymanın neden tehlikeli olabileceğine vurgu yapıyor. Inna ruh sağlığı sorunlarına dair bakış açısını şöyle özetliyor: “İnsan beyni ve insan yaşamı karmaşıktır ve zor sorulara her zaman kesin yanıtlar verilmeyecektir. Ancak daha fazla çalışıyor ve öğreniyoruz ve ayrıca yardım etmenin daha fazla yolunu keşfediyoruz. Ruh sağlığı sorunları sadece kimyasal bir dengesizlikten ibaret olmasa da kimyayı etkileyen ilaçlar semptomlara yardımcı olabilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Bu yüzden kendinizden vazgeçmeyin, aynı zamanda “kafanızın içinde”nin “gerçek değil” anlamına geldiğini de düşünmeyin. Problemleriniz gerçek ve gerçek yardıma ihtiyacı var. Bir çözüm etkili değilse, başka bir çözüm olabilir. Ve daha fazlası olacak çünkü bilim değişiyor.

Post image Cashless Effect: Temassız ve Online Ödemeyle Tetikleniyor
Cashless Effect: Temassız ve Online Ödemeyle Tetikleniyor

PSİKOLOJİ

Calendar 23 Mar, 2023

İlk kez 1979 yılında pazarlama ve ekonomi teorisyeni Elizabeth Hirschman tarafından ortaya atılan Cashless Effect, harcama yaparken nakit para dışındaki yöntemleri kullanmaya olan eğilimimizi ifade ediyor.

“Temassız ödeyeceğim.” Bu cümleyi haftada kaç kez kullandığınızı hiç düşündünüz mü? Özellikle kredi kartlarının varlığıyla birlikte hayatımızda önemli bir yeri olan...

İlk kez 1979 yılında pazarlama ve ekonomi teorisyeni Elizabeth Hirschman tarafından ortaya atılan Cashless Effect, harcama yaparken nakit para dışındaki yöntemleri kullanmaya olan eğilimimizi ifade ediyor.

“Temassız ödeyeceğim.” Bu cümleyi haftada kaç kez kullandığınızı hiç düşündünüz mü? Özellikle kredi kartlarının varlığıyla birlikte hayatımızda önemli bir yeri olan “cashless effect” temassız ödeme ve internet alışverişinin günlük yaşamın vazgeçilmez bir rutini haline gelmesiyle geçmiştekinden dahi fazla tetikleniyor. Fiziksel olarak parayı uzatmamanın sanki para harcamıyormuş hissi yarattığı konusunda zaten hemfikiriz. Cashless effect’in bir diğer ilgi çekici etkisiyse kredi kartıyla alışveriş yaparken ürünün fiyatı yerine özelliklerine odaklanmayı sağlıyor olması çünkü harcanan parayı fiziki olarak görmemek eylemin maddi götürülerine yönelik anksiyeteyi azaltıyor! Bu fenomenden daha az etkilenmek için önerilenler arasından ilki elbette nakit para kullanmak. Artık hiç de alışık olmadığımız bu ödeme yöntemini benimsemek için sosyal medyada sıkça karşılaştığımız trend ise bir harcamalar cüzdanı oluşturmak. Bunun için kira, faturaları, mutfak alışverişi, kültür&sanat, dışarıda yemek gibi başlıklar altında harcamaları tek tek ayırmanız ve her bir kategori için bir ayda kullanabileceğiniz maksimum miktarı nakit olarak zarfların içine yerleştirmeniz yeterli. “Cash envelope” sisteminin bir örneğini görmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Post image 'Parentification': Yeni Bir Kavram Olarak En Büyük Kız Kardeş Sendromu
'Parentification': Yeni Bir Kavram Olarak En Büyük Kız Kardeş Sendromu

HABERLER - SLIDER

Calendar 08 Mar, 2023

“İyi misiniz yoksa ailedeki en büyük kız kardeş misiniz?” Bu sorunun karşılığı olarak anlatabileceğimiz #EldestDaughterSyndrome yani “en büyük kız kardeş sendromu” TikTok’ta 7.8 milyon görüntülenme alan yeni bir fenomen.

Fenomenden söz eden paylaşımlar yapan sosyal medya kullanıcıları ailedeki en büyük kız kardeş olmanın yetişkinlikte mükemmeliyetçilik, herkesi memnun etme...

“İyi misiniz yoksa ailedeki en büyük kız kardeş misiniz?” Bu sorunun karşılığı olarak anlatabileceğimiz #EldestDaughterSyndrome yani “en büyük kız kardeş sendromu” TikTok’ta 7.8 milyon görüntülenme alan yeni bir fenomen.

Fenomenden söz eden paylaşımlar yapan sosyal medya kullanıcıları ailedeki en büyük kız kardeş olmanın yetişkinlikte mükemmeliyetçilik, herkesi memnun etme çabası, suçluluk hissi, kontrol problemleri ve kıskançlık gibi karakteristik özelliklerle ilişkili olduğunu söylüyor. Burada da karşımıza ‘parentification’ kavramı çıkıyor. Ebeveynleştirme olarak tercüme edebileceğimiz kavram ebeveynlerin çocuklarına duygusal ve/veya pratik destek sağlamak yerine bunları çocuklarından beklemeleri anlamına geliyor. Videolarında bu soruna değinen içerik üreticiler, sosyal ve ekonomik yetersizlikler, din, sosyal geçmiş ve ırk gibi faktörlerin de en büyük kız kardeş sendromuna eklenen katmanlar olduğunu belirtiyor. Örneğin; konu üzerine TikTok’ta paylaştığı video 750.000 kez görüntülenen 21 yaşındaki Aneira Refinery’e verdiği röportajda kendi durumunu şu şekilde açıklıyor: “Güneydoğu Asyalı ailemdeki hemen hemen herkes bana güveniyor. Benim kültürümde aile her zaman ön planda tutulmalıdır ve yaşlandıkça daha fazla sorumluluk sahibi olursunuz. Ailenin ilk kızı ve ilk torunu olarak bana etrafımdaki herkesle ilgilenmem gerektiği öğretildi. Ben de öyle yaptım. Herkesin bana saygı duyduğunu ve ailede bir rol model olduğum için mükemmel olmam gerektiğini düşündüm. Deneyimlerime göre, bu oldukça yalnız ve zor, özellikle de akıl sağlığım için. Sanki ben hariç herkesin hata yapmaya hakkı var gibi hissediyorum.”

preloader Lütfen bekleyin...
theMagger Banner
preloader
loading
icon icon icon icon icon
warning

Adblock'unuzu Kapatmaya Ne Dersiniz?

theMagger, sponsorluk ve reklamlarla gelişen bir platform.

AdBlock'unuzu kapatarak beraber büyüdüğümüz markaların yaratıcı reklamlarını görebilir; siz de bizlere dolaylı olarak katkıda bulunabilirsiniz.

Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement