Çok uzun zamandır Yıldız Kenter’in Hanım filmi ile karşılaşıyordum. Yağmurlu, hatta alışılanın aksine gök gürültülü bir Helsinki sabahında izlemeye başladım. O arada kahve soğudu, kahvaltı tabakta kaldı, yağmur ise hiç durmadı. Zaten filmde Olcay Hanım’ın yani Yıldız Kenter’in zarafetle söylediği gibi “İyi insan olduktan sonra diğer her şey önemsizdir. Bu dünyada hatırlamamız gereken tek şey budur.”

Hanım | Fotoğraf: Habertürk

1988 yapımı Hanım filminin yönetmeni Halit Refiğ. Kendisi aynı zamanda senaryoyu Nezihe Araz ile birlikte yazıyor. Fatma Nezihe Araz, Behice Boran’ın asistanı olarak akademisyenliğe adım atmış yazar, şair ve gazeteci. Kendisini Meydan-Larousse ve Türkiye Ansiklopedisi gibi yayınların yapımcı ve yayıncısı olarak da tanıyoruz. Hanım filmine dönmek gerekirse, 26. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldığını da söylemeden geçmeyeyim.

Filmin açılışında bembeyaz uzun tüylü kedisi Hanım’ı kafesinde taşıyan Olcay Hanım’la tanışıyoruz. Yıldız Kenter, baktığı her yerde hissettiğimiz net, duru, sakin ve zarif ifadesi ile oldukça üzgün de. 1980’lerin İstanbul sokaklarında Emirgan sahilinde onunla yürüyoruz. Deniz dalgalı, insanlar az, evler eski ahşap, yollar boş… Gözlerinizi kapatsanız rüya gibi. Oysa mahalleli Olcay Hanım’ın bu yürüyüşüne biraz alaycı yaklaşıyor, kendisinin yalnızlıktan delirdiğini düşünüyor olmalılar. Daha Necip Kaptan’la yani Eşref Kolçak ile tanışmadık tabii ve onun asaletiyle… Ara sıra Olcay Hanım’la karşılaştıklarında sohbetler eden Necip Kaptan’ın derin hislerinden de bir meyhane akşamında haberdar oluyoruz, arkadaşı Payidar’a anlatırken.

Editör Notu: Yazının devamı spoiler içermektedir.

Hanım | Fotoğraf: Fil’m Hafızası

Olcay Hanım, eşini kaybettikten sonra köşkünde kedisi ile yaşıyor, kızı Ülkü ile ilişkileri zayıf. Ama Canan var, Olcay Hanım’ın hayatında, kızı gibi sevdiği piyano öğrencisi. Bu ikilinin piyano çalışması, Adnan Saygun’un bestelerini çalmaları çok etkileyici. Sanat, bilgelik, şefkat hepsi yan yana geliyor bu sahnelerde. Elbette Hanım’ın varlığı o büyük eski köşke anlam katıyor biz izleyiciler için de. Olcay Hanım’ın yalnız olmadığını biliyoruz Canan gittiğinde de.

Fakat sonra Olcay Hanım’ın sağlık sorununu öğreniyoruz, hüzünlenmemek elde değil. Olcay Hanım hasta olduğu için Hanım’a yeni bir yuva arıyormuş meğer önceki sahnelerde. Gözü arkada kalmasın diye güvenli bir yere bırakmak istiyormuş. Kendisine hastalığı sürecinde hiç iyi davranmayan bu zarif kadın, Hanım için o kadar çabalıyor ki… Ama maalesef yeni bir yuva bulma arayışları da hep faydasız kalınca, umutsuzluk gözle görünür bir hal alıyor sahnelerde.

Hanım | Fotoğraf: MUBI

Olcay Hanım hayatını kaybettiğinde, kızı Ülkü eve gelip Hanım’ı kapının önüne bıraktığında, o yağmurlu akşamda, son kez Necip Kaptan’ı görüyoruz köşkün önünde, kederler içinde. Sevdiği kadının, Olcay Hanım’ın can yoldaşını kabanının içine alır ve oradan ayrılır Necip Bey. Olcay Hanım’la bağını bu şekilde sürdüreceğinden emindir…

Yıldız Kenter için övgü yazamayacağım. Bu filmi izlemenizi tavsiye etmekten daha yalın bir cümle de kuramıyorum. Olcay Hanım’ın torununa veda ederken iyi insan olmayı tembihlemesi sanki bana söylenmiş gibi, bu nasihati cebime koyuyorum 35 yaşımda. Yıldız Kenter ve Eşref Kolçak’ı izlemek kadar, onların naif hikâyesini katman katman görmek de çok etkileyici. Hem İstanbul’un hem Boğaz semtlerinden birinin ben doğmadan önceki kareleri benim için bu filmi hiç unutulmayacaklar listesine koydu. Payidar’ın tembih ettiği gibi Necip Kaptan’a “gönül gözünüzü kapatmayın erenler”…

Kapak Fotoğrafı: SALT

İlginizi çekebilir: Sine Magger’dan En İyi Türk Filmleri