Harun İzer ile: 32. İstanbul Caz Festivali Üzerine
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 28 yıldır Garanti BBVA sponsorluğunda gerçekleştirilen İstanbul Caz Festivali kapılarını 1 Temmuz’da, 32’nci kez açmaya hazırlanıyor. Uzun yıllardır İstanbul’da temmuzu caz ayına çeviren festival, aralarında Chucho Valdés Royal Quartet, Hermanos Gutiérrez, Max Richter, Meshell Ndegeocello, Grégory Privat, Chiara Civello, Kerem Görsev Quintet, Jazzmeia Horn ve Meltem Ege & Friends gibi usta sanatçı ve grupların yer aldığı programıyla müzikseverlerin karşısına çıkacak. Klasiklerden yenilikçi stillere uzanan, cazın özgürleştiren doğasından ilham alan, türlerarası yaklaşımlarıyla ses getiren ve dünyada yankı uyandırmış sanatçıları ve cazın geleceğine yön verecek genç yetenekleri müzikseverlerle buluşturacak festivalin bu yılki sloganı ise “Cazda Buluşalım”. Ben de bu vesileyle kısa bir süre kala 32. İstanbul Caz Festivali’nin programını, öne çıkanları, yenilikleri ve günümüz Türkiye’sinde festival organize etmeye dair merak ettiklerimi İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer ile konuşma fırsatı buldum. Keyifli ve ilham veren okumalar dilerken şimdiden güzel bir festival geçirmenizi temenni ederim. Festivalde buluşmak dileğiyle.
İstanbul Caz Festivali kapılarını 1 Temmuz’da, 32’nci kez açmaya hazırlanıyor. İstanbul Caz Festivali bu noktada ülkemizin en köklü caz festivalleri arasında yer alıyor. Mevcut dinamiklerin özellikle siyasi, ekonomik ve sosyolojik gibi dış etkenler dolayısıyla ne zaman değişeceğinin öngörülemediği ülkemiz kültür sanat yaşamında İstanbul Caz Festivali’nin 30 yılı aşkın süredir varlığını sürdürebilmesinin başarısını neye bağlarsınız?
Öncelikle bu güzel sözleriniz için festivalimiz adına teşekkür ederim. Bir festivali uzun yıllar başarıyla sürdürebilmenin sırrı basit -tabii söylemesi- aslında. Başta festivalin bir felsefesi, varlığını gerektiren bir sebebi olmalı. Bu illa bir anayasa maddesi gibi tanımlı olmasa da olur ama mutlaka böyle bir temel hikayesi olmalı. Sonra başarılı ve işini iyi bilen bir ekip kurmak, festivale kaynak sağlayan tüm destekçiler ve tabii başta festival seyirci ile doğru ve güvene dayalı bir ilişkiler geliştirmek ve yıllar içinde bu işi yaparken biriken deneyimleri geleceğe aktarabilmek. İstanbul Caz Festivali’nin ilk direktörü, şu anda İKSV’nin de genel müdürü olan Görgün Taner idi ve benden önceki direktör arkadaşım Pelin Opcin ile de birlikte çalışırken ondan çok şeyler öğrendik. Keza ben de aynı şekilde Pelin’den. Ve aslında bütün bunlar biraz da İKSV’nin tarihine bağlanıyor tabii, burada 53 yıldır devam eden bir vakfın içinde çalışıyoruz hepimiz ve bu en büyük şanslarımızdan biri. Ah evet, bir de bol şans ve güzel tesadüfler tabii ki!
Yeri gelmişken festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülleri’nden de bahsedelim.
Festival uzun yılladır bu ödülü ülkemizde caz alanında başarılı işler yapmış, bir şekilde iz bırakmış önemli insanlara sunuyor. Bu yıl da iki değerli isim, saksofon sanatçısı Yalçın Ateş ve önemli radyo ve televizyon yapımcılarımızdan İzzet Öz’e bu ödülü sunacağız. Her ikisi de uzun yıllardır farklı şekillerde olsa da Türkiye’de caz ve güncel müziğin gelişimine büyük katkılar sundular. Aslında bu yılki ödüllerimizi belirlerken bilmiyorduk ama çok eskilerden tanışıklar ve eski arkadaşlarmış, bu da bize sürpriz oldu.
Gelelim okurlarımızın en merak ettiği kısma. 32. İstanbul Caz Festivali müzikseverlere bu yılında neler sunacak? Ülkemizde ilk kez sahne alacak isim ve topluluklar kimler?
Festivalde bu yıl ilginç bir tesadüf, yıldız isimleri festivalin ilk üç günü boyunca izleyeceğiz. Açılışımızı efsanevi bir Latin caz piyanisti Chucho Valdes ile yapacağız, sonra Türkiye’de ilk büyük konserlerini verecek olan Hermanos Gutiérrez bizlere Güney Amerika’nın sıcak müziğini ulaştıracak, üçüncü akşamda ise uzun yıllardır İstanbul’a gelmesi beklenen bir ismi ilk kez izleyeceğiz: adeta rüyalar besteleyen müzikleri ile Max Richter iki önemli albümünü baştan sona Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde çalacak.
Bu konserlerin kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama diğer taraftan başka bir sürü başarılı isim de var, mesela Jazzmeia Horn. Kendisini birkaç yıl içinde ilk Grammy ödülünü almadan önce dinlemek isterseniz 7 Temmuz’daki konserini kaçırmayın. Diğer taraftan en son Grammy’lerde Alternatif Caz alanında ödülü kapan, cazın asi basçısı Meshell Ndegeocello’nun konseri de kesinlikle kaçırılmayacak bir gece olacak 8 Temmuz’da. Çok sevilen ücretsiz etkinliklerimizden Parklarda Caz da devam ediyor tabii ki, bu yıl üç farklı ilçemizde gerçekleşecek. Ben bunları söylemiş olayım ama programın kalanı da oldukça keyifli. Festivalimizin bu yılki sloganında da belirttiğimiz gibi “Cazda Buluşalım”!
Festivalin klasik konsepte sahip konserlerinin yanı sıra müzikseverlerin en çok ilgi gösterdiği etkinliklerin başında da “+1’li Gece Gezmesi” geliyor fakat onun özelinde bu yıl bir farklılık mevcut. Etkinlik bu yıl Kadıköy’ün sevilen iki mekanındaki konserlerle iki geceye birden yayılacak. Bu kararı almanızda hangi etken(ler) neden oldu?
Bu bölüm, festivalin aslında en oyuncaklı diyebileceğim bölümlerinden, mekandan mekana koşturduğumuz bir etkinlik olarak başladı. Bu yıl da Moda’dayız ve iki mekanımızda bu sefer iki geceye yaydık etkinliği. Doğrusu biraz daha kaliteli bir etkinlik sunabilmek için mekan sayısında azalmaya gitmemiz gerekti. Seyirciler açısından da bu yönde bir beklenti vardı çünkü. Böylece her mekanda kapasiteleri de aşmadan herkesin istediği tüm konserleri izleyebileceği şekilde iki güne yaydık etkinliği. Ayrıca bu yıl programda farklı ülkelerden birçok yabancı ekibimiz de var.
İlk akşam Amerika’dan muhteşem bir funk/caz grubu olan Ghost Note’u dinleyeceğiz. Aynı gece Amerika’dan bir başka konuğumuz da var ama kendisini yakından tanıyor olabilirsiniz. Caz ile geleneksel müziğimizi çok farklı şekillerde buluşturan Mehmet Ali Sanlıkol. İkinci akşamda ise Hollanda’dan muhteşem enerjileri ile disco-rock grubu My Baby ve Avusturya’dan Cari Cari, izleyeceğimiz isimler arasında.
Festival özelinde gerek yakın çevremde gerekse sosyal medyada her yıl karşılaştığım tepkilerin başında caz müzik dışındaki isim veya toplulukların da sahne alması geliyor. Bu noktada festivalin ismi her ne kadar “caz” olsa da farklı tınılara sahip müzik türlerinin de yer almasına dair sizin düşünceleriniz neler? Festival programını oluştururken gerek sektör içinden gerekse seyircilerden gelen eleştirileri nasıl değerlendiriyor, ne derece dikkate alıyorsunuz?
İstanbul Caz Festivali, aynı zamanda bir şehir festivali ve farklı türlere de her zaman açık olmuş bir etkinlik. Böyle büyük ve güzel bir festivali yaparken tabii ki farklı türlerdeki önemli ve başarılı isimleri Türkiye’ye, İstanbul’a getirmek, seyircimiz ile buluşturmak bizim için çok değerli ve heyecanlı. Bunda bir sakınca görmüyoruz, hatta bunun seyirciyi zenginleştirici bir şey olduğunu düşünüyoruz. Seyircimizin de çoğunluğu buna katılıyor olmalı ki böyle konserlerimiz de büyük ilgi görüyor.
Tabii ki herkesin “caz” tercihi veya cazdan anladığı farklı olabilir, cazın da tek bir tanımı yok, tek bir türü yok, yaşayan bir müzik alanından bahsediyoruz. Ülkemizde son yıllarda birbirinden güzel yeni caz festivalleri hayata geçmekte, bunlar arasında bizimki gibi farklı türlere açık olanlar olduğu gibi bebop temelli Amerikan caz geleneğine odaklanmış etkinlikler de var. Hepsi ayrı bir değerdir, seyirciler kendi tercihlerine göre bunların arasında seçim yapması kadar doğal bir şey yok. İstanbul Caz Festivali olarak biz müziğe daha geniş bir çerçeveden yaklaşıyoruz.
Festivalin sanatçıları ve konserlerinin yanı sıra İstanbul’un farklı noktalarına yayılmış birbirinden özel mekanları da kendi adıma en merak ettiğim nokta oluyor her yıl. Festival bu yıl müzikseverleri hangi mekanlarda ağırlayacak? Mekan seçimlerini hangi kriterlere göre planlıyorsunuz? Mekan seçimlerinde olmazsa olmaz kriterleriniz neler?
Bizim festivalin alamet-i farikalarından biri de bu farklı mekanlara yayılma, adeta şehirde gezmesi diyebiliriz. Gördüğüm kadarıyla dünyada bu kadar farklı mekanı gezmiş bir başka şehir festivali de pek yok. Bu yıl da birbirinden güzel mekanlara giriyoruz. Özellikle her gün gidip göremediğimiz Fransız Sarayı veya İtalyan Başkonsolosluğu’nun bahçesi gibi özel mekanlarımız var. Bu yılın bir diğer yeniliği, İstanbul’da cazın tarihine de adını yazdırmış Hilton Istanbul Bosphorus otelinin Gün Bahçesi’nde yapacağımız konserler. Ayrıca tabii ki yine İstanbul Caz Festivali’ne özel bir etkinlik olan Caz Vapuru bu yıl da var.
Her kurumun içinde bulunduğu topluma karşı olan sosyal sorumluluğunun bir yansımasını İstanbul Caz Festivali özelinde “Genç Caz+” programı olarak görüyoruz. Bu yıl 23’üncü yaşını kutlayan Genç Caz+ programı, Türkiye’de amatör veya yarı profesyonel olarak müzikle ilgilenen, 28 yaş altındaki genç müzisyen ve topluluklara festival programında yer alabilecekleri bir platform sağlıyor. Peki programın şimdiye dek hangi çıktıları oldu?
Aslında İstanbul Kültür Sanat Vakfı olarak bizim son dönemdeki önemli hedeflerimiz arasında kapsayıcılık, erişilebilirlik, fırsat eşitliği gibi başlıklar çok öne çıkıyor. Genç müzisyenlere festivallerde ve daha geniş anlamda müzik dünyasında yer alabilecekleri, kendilerini gösterebilecekleri alanlar yaratmayı önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Genç Caz+ programı da bu düşüncelerle başlamıştı aslında ve uzun yıllardır devam eden bir bölümümüz. Bu yılın başvuru süreci sona erdi ve daha önceki yılların da üzerinde, 35 civarında sanatçı veya topluluk başvurdu. Bu bizim için de çok güzel bir sürpriz oldu aslında. 25 Mayıs’ta yapılan değerlendirme konseri ile seçilen altı topluluk, festivalde de konserler verecek. Genç Caz+ kapsamında son yıllarda yeni başlattığımız bir uygulama da Genç Caz+ albümümüz. Festivale katılmaya hak kazanan bu ekipler, aynı zamanda birer özgün besteleri ile bu özel albümde yer alıyorlar. Bu yılki albümümüz yazın sonlarına doğru Hayyam Stüdyoları’nda kaydedilecek ve yılın ikinci yarısında Warner Music Türkiye etiketi ile yayınlanacak.
Pek çok müzik türünde olduğu gibi caz müziğin de kendine özgü bir kemik izleyicisi kemik kitlesi mevcut hiç kuşku yok ki. Festival direktörü olarak sizin gözlemlerinizi merak ettim. İstanbul Caz Festivali’nin izleyici kitlesinde son yıllarda bir değişim mevcut mu? Gençler festivale ne derece ilgi gösteriyor?
Festivalimizin farklı türlere kucak açan yapısı dolayısıyla aslında “Yediden yetmişe” bir festival olduğumuzu söylesem yalan olmaz. Parklarda Caz tarzı etkinliklerimiz hem aileleri hem de genç bir kitleyi çekiyor. Ayrıca İKSV’nin erişilebilirlik ve katılımcılık hedefi ile açtığı Alt Kat bölümü iş birliği ile bu yıl festivalde çocuklara yönelik çok güzel atölye çalışmalarımız da olacak. İlgilenenler web sitemiz ve sosyal medyadan duyuruları takip edebilirler. Ben özellikle genç seyircinin de caz müziğine ilgisinin giderek arttığını düşünüyorum. Az önce Genç Caz+ başvurularında da bahsettiğim gibi son dönemde özellikle caz ve doğaçlama temelli müzikler daha genç bir kuşağın da ilgisini çekmeye başladı.
Ayrıca son yıllarda açılan çeşitli yeni caz kulüpleri de bu açıdan hem genç seyirciye hem de genç müzisyenlere bir buluşma ve sosyalleşme imkanı sağlıyor. Belki çok göz önünde değiller ama bu mekanlarda çok güzel işler yapılıyor, bunları da ilgiyle takip ediyorum. Diğer taraftan yetişkin seyirciler için de yeni yeni mekanlar açılmakta. Caz müziği tabii ki güncel popüler müzikler kadar ilgi görmeyebilir. Bu da çok normal bence ama caza alan açan mekan ve bu müzikle (dinleyici veya müzisyen olarak) ilgilenenlerin artması aslında diğer müzik dalları için de çok önemli ve faydalı. Çünkü caz müziği, güncel ve popüler müzik için çok temel ve taşıyıcı bir tür aslında.
Özellikle son yıllarda Türkiye’nin içinde bulunduğu ve etkisini daha da hissettiği ekonomik kriz, insanların öncelikli ihtiyaçlarına ağırlık vererek “lüks” diye tanımlanan alışkanlıklarından vazgeçmesine sebep oluyor. Haliyle kültür sanata ayrılan bütçe de ilk etkilenen harcama kalemi oluyor. Mevcut durum, festivali nasıl etkiliyor? Yurt dışından isim ve toplulukları getirmek maddi olarak festivali ne derece zorluyor? Günümüz festival ve konser organizasyonlarının mevcut durumu bu ekonomik koşullarla ne derece sürdürülebilir?
Festivalleri, özellikle uluslararası sanatçıların katıldığı festivalleri hayata geçirmek ekonomik olarak oldukça zor, ciddi kaynaklar ve destekleri gerektiriyor. Diğer taraftan Avrupa ve Amerika’da gerçekleşen festivalleri ve konserlerin sayısındaki büyük artış da bizi değişik açılardan zorluyor. Aslında İstanbul yabancı müzisyenler için halen sevilen bir konser şehri, buraya gelmek konusunda her zaman heyecanlılar ama konser yapmanın maliyetleri de son dönemde çok yükseldi. Biz bu açıdan aslında Garanti BBVA gibi uzun yıllar sponsorumuz olan bir kurum ile çalıştığımız için çok şanslıyız. Ayrıca tabii ki T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı da festivalimizin uzun yıllardır en büyük destekçilerinden. Festival gelirlerinin yarısından fazlası bu tür destek ve kaynaklardan geliyor. Ancak tabii ki bu da tek başına yeterli değil, bilet geliri de önemli bir kalem oluşturuyor. Festival seyircisi ise tabii ki ekonomik şartlardan en çabuk etkilenen kitle. Bütün bu işleri yapabilmemiz için bilet fiyatlarımızı da buna göre düzenlememiz gerekiyor. Ancak bunu yaparken olabildiğince uygun fiyatlar belirlemeye çalışıyoruz. Diğer taraftan Eczacıbaşı Holding desteği ile son yıllarda hayata geçirdiğimiz Eczacıbaşı Genç Bilet uygulamamız da devam ediyor. Böylece çok sayıda genç, üniversite öğrencisinin İstanbul Caz Festivali konserlerini 30 TL gibi düşük bir ücret karşılığında izlemesine olanak sağlayabiliyoruz.
Günümüz dünyasında hemen hemen her alanda olduğu gibi müzikte de üretim ve tüketim inanılmaz bir hıza sahip. Bu döngüye karşı “caz müzik” nasıl bir direnç gösteriyor? Özellikle yapay zekanın hayatımızda hızla yer alması müzik endüstrisi için bir tehdit oluşturuyor mu?
Caz, 100 yılı aşan tarihine rağmen hala yaşayan, canlı bir müzik türü. Bu konuda çokça tartışma da var, Amerika’da bile var. Bazıları tarafından caz müziğinin belli bir dönemi “altın yıllar” olarak görülüyor. Özellikle 1940’ların ikinci yarısından sonra gelişen bebop tarzı üzerinden yaratılmış bir caz geleneği var ve birçokları için caz bundan ibaret, tartışmaya bile açık olmayan bir şey bu. Diğer taraftan, günümüzde değişik müzik gelenekleri ile cazın birleşmesi sonucu ortaya çıkan çok farklı “cazlar” var. Cazın yüzlerce alt kolu mevcut ve her geçen gün bunlara yeni bir şeyler ekleniyor. Ben şahsen daha çok bu ikinci kampı ilginç bulanlardanım. Cazın geçmişe takılmayan ve doğallığı ile gelişen damarını yani. Diğer taraf çok statik geliyor, çünkü çok muhafazakar. 1950’lerin cazı tabii ki çok güzel, ben de bu dönemden durmadan bir şeyler dinliyorum, yeni şeyler bile buluyorum bazen. Ama bir müzik tarzının yaşaması için değişmesi de gerek. Yoksa zamanın ruhuna karşı direnemez ve müzik olmaktan çıkar, “müzelik” olur.
Güncel cazda bu değişim, bu direnç var cidden. Yaşama bağlılık, yaşama arzusu da diyebiliriz buna. Bazen nereye gidiyoruz diye düşünmeden edemiyor insan ama bu soruları sorabiliyor olmak bile önemli. Yapay zekanın müziğe ve sanata uzun vadede ne tür etkilerini olacağını ise şimdiden kestirmek zor. Belki bir 20 yıl sonra daha iyi anlayacağız bunu. Ama ben yapay zekayı da günün sonunda bir enstrüman olarak görme taraftarıyım. “Bakalım yaratıcı zihinler bu enstrümanla neler neler yapacak?” diye düşünüyorum hep.
Fotoğraf Kaynağı: İKSV
İlginizi çekebilir: Melo Magger’dan 53. İstanbul Müzik Festivali

Halil Şimşek 












Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!