İş yerlerinin eski tempolarına kavuştuğu, okulların bir bir açılarak yeni sezona merhaba dediği sonbaharın ilk günlerindeyiz… Benim gibi başı yazın sıcağı ile dertte olan ve güneşle pek de barışık sayılmayan birisi için işler tam da şimdilerde yoluna giriyor, gezmeler, yeme-içmeler ve her şey daha keyifli hale geliyor. Sırtlara şal atılıp çantalarda küçük hırka ve ceketlere yer verildiği şu günler, sıcak bir fincan çay eşliğinde türlü yazarların dünyalarına konuk olmak adına biçilmiş kaftan zamanlar bana sorarsanız. Yaygın olanın aksine yoğun zamanlarda kitap okumaya ayrılan vaktin daha kıymetli olduğuna inanlardanım zira; kitap denilen popüler kültür ürünü havuz manzaralı bir karede nam-ı diğer bir bronz bacak üzeri aksesuarı olmaktan öte kendisine özen ve ciddiyet isteyen bir kimliğe büründüğü zaman hak ettiğine kavuşuyor.

Yaz mevsimini ufak ufak geride bıraktığımız ve fikrimce pekçok yeniliği hafif bir hüzün içerisinde getiren şu güzel eylül günlerinde benim de size tanıtmak istediğim iki kitap var; bunlar, Herrmann Hesse‘nin Çarklar Arasında“sı ve Dido Sotiriyu‘nun Benden Selam Söyle Anadolu’ya” adlı eseri…

Hesse çizilen sınırları sorguluyor: “Çarklar Arasında”

“Tüm anıları, gerçekte yaşadığı olaylardan daha az bir sıcaklık ve coşkuyla yaşadığı söylenemezdi; oyuna getirilip ayaklar altına alınmış çocukluğu uzun süre önüne set çekilmiş bir pınar gibi şimdi gürül gürül akmaya başlamıştı içinde Hans’ın.”

hesse - çarklar arasında1877 Almanya doğumlu Hermann Hesse, mistisizm ve doğu edebiyatı, şahsi problem ve bunalımlara çözüm yolunu doğu felsefesinde araması ile bilinen, Amerikan hippi gençliği arasında en çok okunan yazarlardan biri haline gelmesi ile meşhur bir yazar olmasının yanı sıra 1946 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş. Hesse, sınır ve kuralları önceden ve belli zümrelerce oluşturulmuş eğitim sistemlerine, bu sistemlerin insanları zorla kontrol almasına karşı bir duruş sergilemiş Çarklar Arasında’sını kaleme alırken.

Başta Siddhartha gibi çok popüler olmuş eserlerinde de rastlanan hümanist ve aynı şekilde barışsever tutumunu, milliyetçilik karşıtı tavrını bu kitabında da görmek mümkün. Yazarın kendi hayat öyküsüyle paralellikler taşıyan Çarklar Arasında, sistemin bir parçası olmak ve donanımlı bir birey olmak üzere doğuştan hedefe kilitlenmiş Hans karakteri üzerinden küçük bir kasabada yaygın ve kurulu -sözde- hayat gayesini, bu gayeye ulaşmak için sarf edilen uğraşıyı açıkça gözler önüne sererken bu gayretin aslında insanın öz benliğinde sahip olmak istediği mutluluğa eriştirip eriştirmediğini detaylarıyla sorguluyor. İyi ve doğru olarak öğretilegelmiş pekçok niteliğin, örf ve adetin, bireyin sahiden kendisini iyi hissetmesini sağladığına ise kuşku ile yaklaşıyor.
Kamuran Şipal’in çevirisi ile Can Yayınları’ndan çıkan kitabı soluksuz okudum, sizlerin de seveceğine eminim.

Hem kavgalı hem kucak kucağa: “Benden Selam Söyle Anadolu’ya”

“Yanımda durmuştu Adviye. Üzgün ve sevgi doluydu. Gözlerimi arıyordu gözleri hep. Ve ben, başımı kaldıramıyordum… Sessizliği nihayet o bozdu gene:
-Kaçmak istediğini öğrendim… Bunu yapma Manoli. Savaş bitinceye kadar kal bizimle. O zaman istersen ben de seninle gelirim. Senin oraya… Benim de bir Hristiyan olduğumu söylersin, olur biter. Neyi seversen ben de onu sever, ona inanırım. Burada, Ankara’da bütün Hristiyan kadınlar Türkçe konuşuyor; hiçbir fark göremiyorum onlarla aramda. Bir tek, adım var. O da Adviye yerine Mariya olur, dert mi?”

sotiriyu - benden selam soyle anadolu'yaBana sorarsanız kitabın en vurucu diyaloglarından biriydi yukarıdaki, o yüzden paylaşmak istedim. Savaş yıllarında iki ulusun aralarındaki aşk, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerini tüm naiflikleri ile gözler önüne seren Benden Selam Söyle Anadolu‘ya eseri, 1982 senesinde Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü’ne layık görülmüş. Attila Tokatlı’nın akıcı çevirisinde Anadolu ve ağırlıklı Ege coğrafyasının mozaik kültüründe önemli rol oynamış Rumlar ve Türkler’in savaş öncesi ve sürecinde yaşadıklarını bulacaksınız. Yazar Dido Satiriyu’nun da doğduğu ve çocukluk yıllarını geçirdiği kent olan Aydın, ardından ayrılmak zorunda bırakıldığı Batı Anadolu toprakları, bölgede yaşayıp kendi zihninde yer edenler, hissettikleri esere yön vermiş. Türk-Yunan dostluğunun sembol yazarlarından biri olarak ün yapmış yazarımız kitabıyla sizi etki altına kolayca çekip almış, diyebilirim. Yer yer içiniz sızlayıp yer yer öfkelenerek okuyacağınızı düşündüğüm bu kitabı 6-7 Eylül olaylarının elli sekizinci yıl dönümü civarında okumuş olmak duygularımı daha da, daha da barış ve kardeşlik üzerine yoğunlaştırmamı sağladı sevgili okurlar. Her zaman savunucusu olduklarımı dönem ve gündem gereği bir defa daha yineleyerek tüm insanlığı yürekten barışa çağırıyorum…

Bu iki romanın Eylül için size yeteyeceğini düşünüyorsanız, Tolga Sevinir’in edebiyat haberleri ve yeni çıkanlardan önerilerine Eylül Ayının Edebiyat Olayları yazısında bulabilirsiniz…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN