Boyum 1.68…

Güç sahibi bir erkek, daha fazlasını isteyen hırsı ve tüm bunların olmasına neden olan güzel bir kadın. İlk bakışta klasik bir New York hikayesi gibi gelse de, filmimiz Avrupa’da, hem de kuzeyinde, Norveç’te geçmekte. 31. İstanbul Film Festivali’nde galası yapılan Hodejegerne/Kelle Avcıları, Hollywoodvari aksiyonunu, mükemmel senaryosuyla birleştiren başarılı bir intikam filmi. Yönetmen koltuğunda Norveç sinemasının tanınmış ismi Morten Tyldum’un oturduğu Hodejegerne / Kelle Avcıları, yüz dakika boyunca sizi oturduğunuz yerden hareket dahi ettirmeyecek bir yapım.

İşinin en iyisi olan bir kafa avcısı, bir tablo hırsızı ve sanat galerisi açmak üzere olan güzeller güzeli bir kadın. Parçaları birleştirmek zor olsa da kısa boylu kahramanımız Roger Brown, hikayenin tam ortasında, kendi korkuları ve hırsıyla baş başa bir hayat sürmektedir. Bir yandan karısı için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışan ve onu kaybetmekten korkan Roger, diğer yandan başka kadınlarla ilişkiye girmekten çekinmemektedir. Kısacası bencilliği üzerine kurduğu hayatını kendi kurallarıyla yaşamaktadır. Ta ki filmin sonuna kadar nereden çıktığını anlayamayacağımız gizemli karakterimiz Clas Greve hayatına dahil olana dek. Sınav sorusu niteliğinde bu hikayenin cevabını bulmak ise seyirciye düşüyor. Fakat bu hiç de kolay olmayacak…

Eski ve milyonlarca dolar değerindeki tabloların peşine düşen Roger, bu işi daha kolay ve kusursuzca yapmasını sağlayan bir arkadaşa sahiptir. Güvenlik firmasında çalışan Ove Kjikerud, soygun yapılacak evlerin güvenlik sistemini kapatarak Roger’e yardım etmekte. Tüm bu kusursuz işleyen sistemin yanında özel hayatında sorunlar yaşayan Roger, karısının anne olma fikrine sıcak bakmamaktadır. Belli ki uzun uğraşlar sonucu düzene koyduğu hayatına bir birey daha eklemek istemeyen Roger, içten içe de karısının ona karşı olan hislerinin değişmesinden korkmaktadır. Bir gün karısının çok istediği ve sonunda sahip olduğu galerisinin açılışında tanıştığı Clas Greve’in özgüveninden etkilenen Roger, daha sonra olacaklardan habersiz ona bir iş teklifinde bulunur. Hemen sonra Greve’in büyükannesinin çok ünlü ve kayıp bir tabloya sahip olduğunu öğrenen Roger için yeni hedef bellidir. Tam bu noktada gizem ve gerilimin ortasında buluyorsunuz kendinizi. Neden mi?

Jo Nesbo’nun aynı isimli romanından Lars Gudmestad ve Ulf Rayberg ikilisi ile beyaz perdeye uyarlanan Hodejegerne/Kafa Avcıları, karakterleri ve kurgusu bakımından zekice işlenmiş bir film. Öyle ki son ana kadar kimin iyi kimin kötü olduğunu anlamanız mümkün değil.  Tahmin yapmayı ve kafa karışıklığını seviyorsanız, beklentilerinizi boşa çıkarmayacağına emin olabilirsiniz. Tabi bunun yanında, ustaca kullanılmış efektler ve harika film müzikleri de cabası.

Oyunculuk performanslarına gelirsek! Film, sürekli bir temponun içinde oradan oraya koşturan ve şekilden şekle giren Roger Brown yani Aksel Hennie’nin ekseni etrafında dönmekte. Biz her ne kadar  onun masmavi gözlerine kilitlensek de kendisi oyunculuğuyla dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Diğer yandan Clas Greve (Nikolaj Coster-Waldau) ve Diana Brown (Synnove Macody Lund) yan rollerdeki başarılı performanslarıyla seyirciyi daha fazla filmin içine çekiyor. Adını pek duymadığımız bu oyuncular, beklentilerin ve ön yargıların önüne geçerek hikayede iyi bir yer kapmayı başarıyorlar. Daha ne olsun?

Bir çok sinema seyircisine hitap eden Hodejegerne/Kafa Avcıları, Roger’in bencil düzeni içinde yaşadığı körlüğü ve hemen peşinden ‘sevgi’ ile gelen kurtuluşunu anlatmakta kalmayıp, her geçen gün senaryo kalitesi bakımından geriye giden Hollywood egemenliğinden sıyrılıp bize bu işin Avrupa’da nasıl yapıldığını gösteriyor. İstanbul Film Festivali’nde kaçıranlar için, kesinlikle ‘izlenecekler’ listenize eklenmeli!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?