17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali merakla beklenen programını açıkladı! Her zamanki gibi dopdolu olan programdaki filmler, 15-25 Şubat tarihleri arasında İstanbul, 1-4 Mart’ta ise Ankara ve İzmir’de izleyiciyle buluşacak.

Öncelikle !f programından birkaç saat sonra açıklanan 90. Akademi Ödülleri adayları arasında da adı geçen birkaç seçeneğin adını analım, onları aradan çıkaralım. Zira bu filmlerin çoktan izlenecekler listenize eklendiğini varsaydığımızdan, bizim listemizde bulamayacaksınız.

Paul Thomas Anderson’ı bir kez daha Daniel Day-Lewis ile buluşturan Phantom Thread, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil 6 dalda, festivalin açılış filmi olan, Greta Gerwig’in yazıp yönettiği büyüme hikâyesi Lady Bird 5 dalda, II. Dünya Savaşı yıllarında geçen ırkçılık odaklı Mudbound ise 4 dalda aday gösterildi. Bunlar dışında The Disaster Artist En İyi Uyarlama Senaryo, The Florida Project En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, The Breadwinner En İyi Animasyon dalında aday.

Lady Bird

Oscar adayı olmayabilirler ama !f İstanbul Bağımsız Film Festivali‘nin programında yer alan aşağıdaki 10 filmin de onlardan kalır yanı yok! Bir an önce inceleyin, biletler 2 Şubat’ta satışa çıkmadan önce listenizi yapın…

***

!f İstanbul 2018 Önerileri

Les affames (The Ravenous) | Robin Aubert, 2017

Korku türünün hayranları için…

Post-apokaliptik bir dünya, nereden çıktığı bilinmeyen bir virüs salgınının sonrasında… Kanada’nın Quebec bölgesinden çıkan bu zombi filmi, bildiğiniz o zombi filmleri gibi başlasa da, klişelerden uzak durmayı başarıyor, ufak detaylarla yenilikçi ve modern bir korku filmine dönüşüyor. Filmde C.R.A.Z.Y. (2005) ile tanıyabileceğiniz Marc-André Grondin başrolde yer alıyor.

 

City of Ghosts | Matthew Heineman, 2017

Etrafında olanlara seyirci kalamayanlar için…

Yılın en iyileri listelerinde yer alan bu belgesel, Suriye’nin Rakka şehrinin 2014 yılında IŞİD tarafından gele geçirilmesi sonrasında bir araya gelmiş bir grup anonim aktivisti merkezine alıyor. Bir kısmı Berlin, bir kısmı Türkiye’ye yerleşen bu aktivistler, Rakka’da olanları kimliği gizli arkadaşları tarafından dünyaya aktarmaya çalışıyorlar. Yanıbaşımızda, Suriye’de olanları tüm dehşetiyle anlatan bu belgesel, bağımsız gazetecilerin hayatlarını tehlikeye atarak verdiği mücadeleyi anlatıyor.

 

David Bowie: The Last Five Years | Francis Whately, 2017

Müziksiz yapamayanlar için…

Filmleri ve partileriyle !f kapsamında, festival içinde festival heyecanı yaşatan !f Music’in bu yılki en heyecan verici filmi, çağımızın en heyecan verici sanatçılarından birine odaklanıyor. Aramızdan ayrılışının 2. yılında, David Bowie’ye olan özleminizi gidermek için son turnelerinden konser görüntüleri ve ekip röportajlarıyla David Bowie: The Last Five Years‘dan daha iyi bir seçenek yok.

 

How to Talk to Girls at Parties | John Cameron Mitchell, 2017

Punk ruhlar için…

Hedwig and the Angry Inch ve Shortbus gibi dikkat çekici ve aykırı filmlerin yönetmeni John Cameron Mitchell, bu kez bir Neil Gaiman öyküsünden uyarlanmış bir filmle karşımıza çıkıyor. Londra’da geçen sürreal bir punk çılgınlığı diyebileceğimiz How to Talk to Girls at Partiesde çılgın partiler, bolca punk-rock ve daha önce hiç böyle görmediğiniz bir Nicole Kidman var!

 

I Am Not a Witch | Rungano Nyoni, 2017

Kadınların yükselen sesini destekleyenler için…

Zambiya’da, 9 yaşındaki bir genç kız Shula. Ama sesini yetişkinlerden daha gür çıkarıyor, haksızlığa yetişkinlerden daha güçlü bir şekilde karşı koyuyor. Cadı olmakla suçlandığında ya keçiye dönüşme ya da cadılar kampına katılma seçeneği sunulduğunda, Shula kampı seçiyor. Fakat kısa sürede özgürlüğünün her şeyden önemli olduğunun farkına varıyor. İlk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan I Am Not a Witch, En İyi Yönetmen dahil 3 dalda İngiliz Bağımsız Film Ödülü kazandı.

 

Inxeba (The Wound) | John Trengove, 2017

Aşkın geleneklerden üstün olduğuna inananlar için…

Xhosa ve Afrikanca dillerindeki bu Güney Afrika yapımı film, Afrika’nın Xhola gelenekleri ve günümüz değerleri arasındaki çatışmaya yoğunlaşıyor. Genç ve yalnız fabrika işçisi Xolani, geleneklere göre sünnet olmak ve ergenlik törenleri için kurulan bir kampa rehber olarak geliyor. Burada çocukluk aşkı ve rehberliğine verilen, babası tarafından ‘yumuşak’ bulunduğu için sert davranılması istenen bir genç arasında kalıyor. Etrafındaki eril ve şiddet dolu ortama rağmen kimliğini özgürce yaşamaya çabalayan bir gencin, aslında dünyanın herhangi başka bir yerinde de farklı olmayan çırpınışlarını, yılın en etkileyici LGBTQ temalı filmlerinden birinde izleyeceğiz.

 

Jane | Brett Morgen, 2017

Hayalleri ve tutkularının peşinden gitmekten vazgeçmeyenler için…

1960’larda hiçbir bilim eğitimi olmadan Afrika’ya gitme hayalleriyle yanıp tutuşan bir genç kadınken, bugün şempanzeler konusundaki en önemli uzmanlardan kabul edilen Jane Goodall’ın hikâyesini anlatıyor Jane adlı belgesel. Film, National Geographic arşivlerinde saklı kalmış 100 saatlik görüntüleri ve Goodall ile o gün ve bugün yapılmış röportajları ustalıkla kurguluyor, üzerine bir de Philip Glass’ın rüya gibi müziklerini ekliyor. İnsana, doğaya, ikisi arasındaki ilişkiye, bilime, doğa fotoğrafçılığına ve hepsinden önemlisi hayallerinize bakışınızı değiştirmeye hazır olun.

 

Kar | Emre Erdoğdu, 2017

Yeniliği sevenler için…

Kar, prömiyerini yaptığı Adana Film Festivali’nde 3 ödül kazandıktan sonra (Antalya’yı protesto eden sinemacılar tarafından Antalya yerine) İstanbul’da düzenlenen Ulusal Yarışma’dan En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle ayrılmıştı.

 

Sevmek Zamanı | Metin Erksan, 1965

Yeşilçam’ı özleyenler için…

Yeşilçam klasiklerini tekrar tekrar izlemeye bayılanlardansanız, !f’in güzel bir haberi var. Metin Erksan imzalı Sevmek Zamanı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema
Televizyon Merkezi öğrencileri tarafından restore edilmiş kopyasıyla festivalde gösterilecek. 60’ların İstanbul’unun muhteşem görüntüleri eşliğinde, Büyükada’da filizlenen bu aşk hikâyesini sinemada izleme fırsatı kaçmaz!

 

Tom of Finland | Dome Karukoski, 2017

Retroyu sevenler için…

Finlandiya’nın kültürel sembollerinden biri olduğu kadar dünyanın tanınmış gay ikonlarından biri de olan, efsanevi çizimleriyle tanınan ve “Tom of Finland / Finlandiyalı Tom” olarak bilinen Touko Laaksonen’in II. Dünya Savaşı yıllarına da denk düşen yaşamını beyazperdeye taşıyor bu film. Cinsel kimliğini gizlemek zorunda kaldığı uzun yılların ardından Amerika’ya giden ve burada, Los Angeles’ta özgürlüğüne ve ününe kavuşan sanatçıyla bir an önce tanışmalısınız.

Hazırlayan: Emre Eminoğlu

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN