Eskiden Alman sinemasından bahsedildiği zaman hangi konseptten bahsedildiği çok net belliydi; Porno. Küçüklüğümüzde hepimiz pek çok Alman filmi izledik de filmlerin içeriğine girersem theMagger’dan aforoz edileceğim -ki zaten artık Alman sineması üzerindeki bu damga kalktı bana göre. Dünya sinema piyasasına bütün Avrupa ülkelerinden daha fazla kaliteli sinema sürüyor.

Almanya son 10 sene içindeki Oscar adaylıkları ve ödülleriyle bunu hepimize göstermiştir. Her ne kadar Oscarları sinema konusunda ciddi bir kıstas olarak almasam da şu ana kadar ki yabancı film adayları ve ödül alan filmlerden başarısız olan az film çıkmıştır.

Alman Sineması’nda En Sevdiklerimden: Das Boot ve Lola Rennt

Alman sinemasının adını duyurduğu ilk film 1981 yapımı Das Boot’tur. 2. Dünya savaşı sırasında bir denizaltında yaşananları gösteren film gösterildiği Amerika’da sürpriz bir gişe hasılatı yapmış ve Amerikan bir yapım olmamasına rağmen 6 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir. Film 3 saat sürüyor ve sadece bir denizaltında geçiyor, ancak 180 dakika boyunca her sahneyi sıkılmadan ve heyecan içinde izleyebiliyorsunuz. Uyarıyorum: Das Boot’u tamamladıktan sonra gerçek dünyaya dönmeniz biraz zaman alabilir.

Asıl benim Alman sinemasıyla tanışmam – ki çoğu kişinin de izlemiş olabileceğini tahmin ediyorum – Lola Rennt ( Run Lola Run) ile olmuştur. İnsanı kader kavramını düşünmeye iten muhteşem kurgusu ve o dönemde Türk sinema izleyicisinin techno müzikle tanışmasını sağlayan rahat ve keyifli bir filmdir Lola Rennt. Filmin önemli bir özelliği ise Moritz Bleibtreu’ya ilk bu filmde rastlamamız. Bundan sonra her Alman sinemasında – Fatih Akın’ın nerdeyse bütün filmlerinde- Bleibtreu’nın karşımıza çıkacağını o zamanlar daha bilmiyorduk.

Alman Sineması Duayeni: Fatih Akın

Fatih Akın’ı bu kadar başarılı yapan en önemli unsur hem Alman kültürünü çok iyi bilmesi hem de bildiklerini filmlerine çok güzel aktarması. Alman sinemasına da duygu katma dozunu iyi ayarlayan tek yönetmen olabilir. Şuana kadar Il Solino, Duvara Karşı (Gegen Die Wand), Yaşamın Kıyısında (Auf Der Anderen Seite) ve Soul Kitchen Fatih Akın’ın izlemiş olduğum filmleri. İlk başlarda anlayamadığım bir nedenden dolayı Fatih Akın’a içim ısınmamıştı; o yüzden son 1 seneye kadar tek bir filmini izlememiştim. Her yerde Duvara Karşı ve Yaşamın Kıyısında hakkında o kadar iyi eleştirileri görünce sonunda pes ettim ve Yaşamın Kıyısında ile start’ı verdim. İyi ki de vermişim. Gerçekten başyapıt denebilecek bir film… Bütün filmlerinde olduğu gibi iki ülke arasında mekik dokumuş; Alman halkının Türklere bakış açısını, Türklerin Almanya’daki yaşamını, Türk politikasını, Alman aile yapısını hepsini içinde barındıran mükemmel bir film. Fikrimce filmde tek eleştirilecek nokta var; o da Fatih Akın’ın Nurgül Yeşilçay seçimi… Filmde genel olarak küçük bir rolü olmasına rağmen Nursel Köse benim için bu filmin başrol oyuncusudur; Köse’nin Tuncel Kurtiz’le birlikte ilk yarım saatteki performansları bile beni kendisine hayran bırakmıştı. Yaşamın Kıyısında’nın en vurucu sahnesi İstanbul’da otel odasında kızı için ağlayıp kıvranan, nefes almakta zorluk çeken Alman annenin sahnesidir. Oyunculukların gerçekten çok başarılı olduğu ve nefes kesen sahnelerle donatılmış bu filmi hepinize tavsiye ediyorum.

Duvara Karşı ve Soul Kitchen

Duvara Karşı, Yaşamın Kıyısında filminin benzeri bir havada geçen sıcak ve güzel bir film. Filmle ilgili ilgi çeken en önemli nokta Fatih Akın’ın porno sektörünün yıldızı Sibel Kekilli’yi bir anda hiç yoktan filminde oynatması ve Kekilli’nin muhteşem performansıdır. Sibel Kekilli’ye filmde Birol Üner eşlik etmiştir. Yaşamın Kıyısında’yı beğenirseniz, Duvara Karşı da size çok başarılı gelecek.

Fatih Akın’ın son filmi Soul Kitchen önceki filmerine göre daha mesajdan uzak ve rahat bir film. Hatta biraz popcorn filmi tadında. Filmin müzikleri çok farklı tarzlarda keyifli ve cool şarkılardan hazırlanmış. Filmle ilgili söylenebilecek tek şey; gidin görün, eğlenin, ama tabii çok fazla bir şey beklemeyin.

Das Experiment

2010 yılında Amerika’da gösterime giren Adam Brody ve Forest Whitaker’ın başrollerini paylaştığı Amerikan yapımı “The Experiment” filmi aslında tamamen Das Experiment filminin kopyasıdır. İki filmi de izledim ve bu yazıyı yazma nedenlerim hemen önümde sıralandı, Hollywood yapımında hemen klişe replikler ve gerçek hissettirmeyen atmosfer net olarak ortaya çıkıyor. O yüzden The Experiment’ı seyredeceğinize Alman yapımı olan Das Experiment’ı seyretmeniz çok daha doğru bir tercih olacaktır.

Der Baader Meinhof Complex

Son dönemde izlediğim, Alman Sineması’ndan Der Baader Meinhof Complex de kaçırılmaması gereken bir dönem filmi.

Sona sadece Alman Sineması’nın değil, sinema tarihinin en iyi filmlerinden ikisini bıraktım: Downfall (Unterdang) ve The Lives of Others (Das Lieben Der Andersen).

Downfall 

Önce Downfall’la başlamak istiyorum. Almanya’nın kara döneminin son günlerini ve Hitler’in çöküşünün anlatıldığı bu filmi bu kadar muhteşem yapan birkaç neden var: Öncelikle filmin Almanlar’ın kendi eleştrisi olması filme başlamadan önce bir artı, inanılmaz gerçekçi ses efektleri ve kullanılan ortamla muhteşem bir atmosfer yaratılmış. Ve tabii ki Bruno Ganz’in muhteşem Hitler performansı. Bruno Ganz’ın Oscar ödüllerine aday gösterilmeyişini bir skandal olarak sayıyorum. Hitler’in çöküşünü ve bütün handikaplarını doğru bir şekilde gösterirken Alman halkı ve askeri kanadı üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu da göstermiştir. Filmin en muhteşem sahnesi -ki o sahne hakkında yazarken hala tüylerim diken diken oluyor- Hitler ve yandaşları edip intihar etmeye karar verirler. Propaganda bakanı Goebbels’da kendisinden daha ileri derecede Hitler hayranı olan karısının, 6 çocuğunu teker teker zehirleyerek öldürdüğü  sahne o dönemin Alman halkının portresini çizmektedir. Filmle ilgili bir eleştiri ise Hitler’in filmde bir canavar değil de normal sıradan bir insan gibi gösterilmesidir. Downfall, ne olursa olsun sinema değeri açısından çok yüksek düzeyde bir film; izlemediyseniz, kesinlikle tavsiye ediyorum.

The Lives of Others

Bazı filmler vardır, seyrettikten sonra yatarsınız, düşünürsünüz, kalktığınızda hala o film aklınızdadır ve düşünmeye devam edersiniz; sahnelerini, repliklerini verilmeye çalışılan mesajları düşünürsünüz. Böyle filmler kolay kolay gelmez, The Lives of Others da (Başkalarının hayatı) öyle bir film işte…Nasıl olduysa Oscar komitesi beni şaşırtmış ve en iyi yabancı film Oscar’ını The Lives of Others’a verebilmişti!

Başkalarının Hayatı, yine bir Almanya dönem filmidir, Almanya’nın ikiye bölündüğü dönemde devletin halka yaptığı baskı konu alınmıştır ve sonuçta mükemmel bir film ortaya çıkmıştır. Politik yanı bir tarafa, müzikleriyle, konu örgüsüyle bir insanın değişimini bu kadar iyi anlatan ve hissettiren nadir filmlerden biridir.

The Lives of Others’ı izleyenler bilir; filmin son diyalogu da müthiştir (spoiler içermez);

– Hediye paketi mi olacak?

– Hayır, bu benim için.

Öneri: theMagger’daki diğer sinema yazılarını okumak için burayı tıklayabilirsiniz…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?