Tatil bitti, şehre döndünüz veya tatilinizi şehirde geçireceksiniz ve turist modundan çıkmak istemiyorsunuz… O zaman bir tarihi yarımada turu atmakta fayda var. Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi ve Sultanahmet Camii’ni görmeyen kalmamıştır diye umut ediyor ve size farklı bir rota öneriyorum:

ty1

Güne Sirkeci’deki Hayal Kahvesi’nde başlayın. Sokağa bakan bir masaya yerleşin; ister kahvaltı menüsüyle ister kahve & çörek ikilisiyle günün ilk saatlerinin keyfini çıkarın.

Karnınız doyduysa sıra İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde. “Müzeleri” denmesinin nedeni burada üç ayrı müze olması: Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çini Müzesi. Müzekart’ınız varsa üçünü de ücretsiz gezebilirisiniz.

ty2

Arkeoloji Müzesi, ünlü arkeolog ve ressam Osman Hamdi Bey’in buluntularını sergilemek için yaptırılmış. Müzelerde çok vakit geçirmeyi sevmiyorsanız veya vaktiniz sınırlıysa mutlaka görülmesi gereken birkaç buluntu ve eserden bahsetmekte fayda var: Osman Hamdi Bey’in Lübnan’da keşfettiği bir kral mezarından getirilmiş lahitler ve kral mumyası başlamak için epey heyecan verici.

ty3

Kral mezarlarını ve aynı kattaki antik heykelleri gördükten sonra üst katlara çıkın ve mutlaka At Meydanı’ndaki başsız Yılanlı Sütun’un üç başından birini, İstanbul’un fethi sırasında Haliç’e çekilen demir zincirleri görün. Gordion’da bulunan bir kral mezarının rekonstrüksiyonunu atlamayın.

ty4

Eski Şark Eserleri Müzesi’nde de dünyanın bilinen ilk barış antlaşması olan Kadeş Antlaşması’nın kil tablete yazılmış kopyasını, en eski aşk şiirini ve Hammurabi Yasası’nı görmeden dönmeyin. Şu sıralar müzeler restorasyonda, bu nedenle tüm eserleri göremeyebilirsiniz.

ty

Benim burada en sevdiğim şey ise müzenin bahçesi. Bazı günler sırf bahçesinde oturmak, kitap okumak veya sadece kendimi dinlemek için gelip asırlık ağaçların altına yerleşiyorum. (Kitap önerisi ise yine fotoğrafta gizli)

ty5

Tekrar kalabalığa karışma vakti… At Meydanı’na inin, Hipodrom’daki sütunları selamlayıp turistleri arkanızda bırakın ve Küçük Ayasofya Cami’ne giden yollardaki cumbalı evlerin tadını çıkarın.

ty6

İstanbul’daki en eski Bizans yapısı olarak bilinen bu caminin orijinali Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından 536 yılında yaptırılmış olan “Aya Sergios ve Bachos Kilisesi”. Kiliseye adını veren bu iki aziz, I. Jüstinyen’e idam cezası veren dönemin imparatorunun rüyasına girmiş ve onu idam cezasından vazgeçirmiş. Daha sonra tahta çıkan I. Jüstinyen de azizlere olan şükran borcunu ödemek için bu kiliseyi inşa ettirmiş. 1457 yılında camiye dönüştürülen binanın içinde Latince yazılar hâlâ duruyor. Mavi beyaz rengiyle, hem kilise hem cami mimarisine sahip olan Küçük Ayasofya’dan etkilenmemek mümkün değil.

ty7

Rotamıza başladığımız yere geri dönersiniz Legacy Ottoman Hotel’in alt katında bulunan Brew Coffeeworks’e uğrayıp güzel bir kahve için. Mimar Kemaleddin’in imzasını taşıyan bu görkemli binanın masmavi kahvecisi, dinlenmek ve “Bu şehirde yapacak ne çok şey var!” demek için ideal.

ty8

Küçük Ayasofya Camii’nin dış görseli www.tarihiistanbul.com’dan alınmış olup diğer fotoğraflar bana aittir.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR