Dün akşam “We Will Rock You” ya giderken aklımda 3 endişe vardı; Trafik, bir müzikale gidiyor olmak ve etkinliğin basketbol salonunda olması.

Bir müzikale gitme kararını almak benim gibi entellektüel aktivitelerden ziyadesiyle çekinen bir insan için kolay olmadı. Zira hakkında çok methiye düzülen “Chicago”da bile ölümüne sıkıldıysam müzikal benim neyime idi? Dizimag’dan iki bölüm “Glee” açıp -onları da karizmanın zarar görmemesi adına gizli gizli izleyip- kimseye anlatmamaktan öteye gidebileceğimi düşünmüyordum.

Aslında hikayeye 1995 senesinden başlamak lazım. Babamın eve CD player ve “Greatest Hits 2” yi alması, benim beklenmeyen bir hızla Kral Top 20’den bu CD’ye geçiş yapmam… Müzik hayatımın 1071’inin bıyıklı komutanı Freddie, o zaman bile öleli 5 sene olmuş neredeyse. Sonrasında klasik gitar alıp hüsran dolu “I Want It All” denemeleri ve vitesi –epey- küçülterek “Smells Like Teen Spirit” ile sektöre yavan bir atılım. Neyse konudan fazla uzaklaşmayalım.

Müzikal “iPlanet”te, herkesin tekdüze robotlara dönüştüğü bir distopya’da geçiyor. İsmi de çok manidar. Apple “farklı olun kardeşim hepiniz aynısınız” diye 30 sene önce 1984 göndermeli reklamını çıkarıp geçtiğimiz Superbowl’da Motorola “Empower the People” diyerek Apple’ı “herkesi aynı yapmak” ile suçlamıştı ya, biz de “iPhone’umuz var çok tekdüzeyiz ama zamanında Apple çok asi bir şirket, şimdi biz ne olduk?” demiştik. İşte aynen öyle bir dünya.

Konu da bu dünyanın bu vaziyetten kurtulması ve bunun müziğin yeniden doğmasıyla gerçekleşmesi. Aslında bu senaryo bana enteresan geldi, zira Queen rock grupları arasında hiçbir zaman bir “başkaldırı simgesi” olmamıştı gözümde. Pekala protest olsa da “Under Pressure” açmamıştım hiç ergenlik isyanlarıma eşlik etmesi için.

Bu esnada harika bir orkestra ve çok sayıda vokalistten 24 adet Queen şarkısı dinliyoruz, senaryoya uygun şekilde oturtulmuş halde. Mesela önemli bir karakter ölünce “Who Wants to Live Forever” diyoruz, kahramanlarımızın en heyecanlı hallerinde “Headlong” ile coşuyoruz. Ve neticede 2.5 saat süren muhteşem bir müzikale şahit oluyoruz. Hele bir de BBC’den kopma İngiliz esprileri var ki o ekolü sevenin çok hoşuna gideceğine eminim.

Tek hoşuma gitmeyen şey ise ilk cümlede dile getirdiğim “basketbol sorunu” problemi oldu. Süslenmiş ve sandalyelerle donatılmış bir basketbol salonuna oturduğunuzda karşıdaki sahnede müzikalden ziyade Joseph Göbbels Hitlerjugend’a seslenecek gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Şaka bir yana, bir konser salonu ya da tiyatro sahnesinde çok daha güzel bir atmosfer yakalanabilirmiş.

Neticede “We Will Rock You” kusursuza yakın bir deneyim oldu benim için. Bir haftadan fazla bir süre de devam edecek, bugünkü salon doluluğuna bakarak da –maalesef- bilet bulmakta fazla zorlanacağınızı sanmıyorum.

Fotoğraflar: http://www.wewillrockyou.co.uk

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?