Hayatlarının bir bölümü İsviçre’de geçen Nabokov, Joyce ve Highsmith ile ilgili bazı anekdotlar…

Nabokov’un Sürgün Hayatı

Aristokratik Rus yazar Vladimir Nabokov 1917 devriminden kaçıp Avrupa ve Amerika’da sürgün hayatı yaşar. 17 yaşında amcasının mülkü kendisine kalınca ruble milyoneri olmasına rağmen devrim birikimlerini eritir. İlerleyen hayatında İsviçre’de Montrö’ye yerleşen yazar Montreux Palace Hotel’de eşiyle beraber tam 16 yıl yaşar. Otelde yaşamak posta sorununun olmaması, mülk sahibi olmanın dertlerinden kurtulmak, özgürlük hissi demektir.

Port Vieux Biarritz Old Port

Port Vieux Biarritz Old Port | Fotoğraf: http://www.euskoguide.com/places-basque-country/france/biarritz-tourism/

Nabokov lüks otellere alışıktır. 5 yaşında Weisbaden’de Hotel Oranien’de, 10 yaşında Fransa’da Avrupa aristokrasisinin tatil yaptığı sahil kasabası Biarritz’de, bir başka seyahatinde adını Mainz’li şarap tüccarından alan Berlin Adlon Otel’de kalır. Ayrıca Nice’de Promenade des Anglais’deki Hotel Negresco’ya gittiğinde lobide çocukken koşturduğunu hatırlayacaktır. Halbuki Nabokov’un çocukluğunda otel henüz inşa edilmemiştir bile.

negresco

İsviçre’de kelebek yakalama hobisini devam ettiren Nabokov’un ülkenin meşhur sıcak çikolatası ile ilgili de yazacakları vardır. Aşırı homojenize edilmiş süte eklenen bej renkteki toz çikolata ünlü yazarı tatmin etmez.

Zürih’te bir Dublinli: James Joyce

Zürih’te yaşadığı dönemde maddi durumu düzelen James Joyce’un en çok gittiği kafeler; Cafe Terrasse, Pfauen Cafe (bugün iç tasarımı tamamen yenilenmiş ve Mövenpick restoran zincirine satılmış durumda) ve Cafe Odeon olur. Odeon dadaistleri ve Rus devrimci Vladimir İlyiç Lenin’i de ağırlar. Önceleri Terrasse’da takılan dada ekibi ise grevdeki garsonları desteklemek amacıyla Odeon’a taşınır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun kurucusu Habsburg ailesinin isminin 11. yüzyılda Zürih’in batısındaki Habichtsburg (Kartal Kalesi) adından doğması de ilginç bir ayrıntı.

cafe odeon

Patricia Highsmith ve Her Şeyin En İyisi

Polisiye romanlarıyla tanınan Patricia Highsmith ise Fort Worth, Texas gibi bir yerde doğmuş fakat hep Avrupa’nın büyük şehirlerinde yaşamayı hayal etmiş bir Amerikalı’dır. İki yıl boyunca dolaştığı Avrupa’da, Venedik’te iken sanat hamisi Peggy Guggenheim ve İngiliz yazar Somerset Waugham ile tanışır, Waugham Highsmith için meşhur sek martini’sini hazırlar. Yazar Zürih’te Bahnofstrasse’de dolaşırken adeta Amerika’da olduğunu düşünür. Mövenpick sandviç barında Amerikan aksanıyla İngilizce konuşan garson, birinci sınıf kalite süt, Kaliforniya’da üretilen ketçapla yapılan hamburgerler, otellerde ücretsiz sabun kalıpları, doğru düzgün çalışan merkezi ısınma sistemi Highsmith’i çok mutlu eder. Süpermarket Coop’a gittiğinde Amerika’ya göre bile daha çok çeşit olduğunu görerek şaşırır. Sayısız teneke gıdalar, şeffaf kağıda sarılı kurabiyeler, kahvaltılıklar, peynirler, etler, taze meyve ve sebzeler, sigaralar ve şekerlemeler yazarı kendinden geçirir.

bahnhof zürih

Görseller: vizts.com, odeon.ch, commons.wikimedia.org, euskoguide.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. bu yazıdaki bilgiler Padraig Rooney’nin The Gilded Chalet: Off-Piste in Literary Switzerland kitabından alınmıştır..
    Hani merak eden olur..