Minik minik birçok adanın birleşiminden oluşan Stockholm, doğal güzellikleri, ilginç şehir yaşamı ve birbirinden güzel müzeleri ile insana “iyi gelen” şehirlerden. Sizlerle, şehirde deneyimlediğim şeyleri paylaşmak istedim. Kendi adıma, şehirde geçirdiğim üç günden sonra, hayatımın bir kısmını Stockholm’de geçirebileceğimi bile düşündüm.

Hava İstanbul’da bile boyleyken, Stockholm’de ne işin var diyenlere verecek adamakıllı bir cevabım yok, ne yapayım, seviyorum kuzey şehirlerini.

Hava konusunda tüm hazırlıklarımı yapmıştım tabii ki, hatta o kadar hazırlıklıydım ki, tüm Stockholm insanları o kat kat giyinmis halime kahkahalarla güldüler ama kâr etmedi, yine üşüdüm, yine üşüdüm.

Gezi rehberi tadı vermeden, gözlemlerimi ve birkaç güzel noktayı paylaşmak istiyorum sizlerle, Stockholm’deki gezilecek yerler standart keza.

Gezdiğim, gördüğüm yerlere geçmeden önce bir sosyolojik gözlemimi paylaşayım istiyorum. Stockholm’de herkes aşırı enerjik, aşırı mutlu ve aşırı yardımsever. Haritaya baktığınızı gördükleri anda, “Size yardım edebilir miyim?” diyen insanlarla dolu. Bir soru sorduğunuzda, size dakikalarca ve hiç sıkılmadan yanıt veren insanlar her yerde ve hiçbir zaman güleryüzlerini kaybetmiyorlar. İnsanların bu enerjik halinin bir sebebi iklim sanırım, bir sebebi sevdikleri işleri yapan insan sayısının çok olması ve bence bunu normal çalışma saatleri içinde yapmaları. Herkes, regüle edilmiş saatler dahilinde çalışıyor ve çalıştıkları zaman dilimi içerisinde de ellerinden geleni yapıyorlar, çevrelerindeki insanların da hayatlarına dokunuyorlar.

Stockholm kafamda ilk andan itibaren, mutlu insanların huzurlu ülkesi olarak yer edindikten sonra, şehri gezmeye dalıyorum.

İlk olarak, kaldığım otele de çok yakın olan, “Old Town” olarak geçen, Gamla Stan‘a doğru yürüyorum. Hayatımda gördüğüm en şirin sokaklardan geçerek ve Noel ruhunu her adımda yaşayarak, Gamla Stan’ın merkezine ulaşıyorum. Burada Christmast market kurulmuş bile. Noel için süsler, yiyecekler ve giysiler satan tezgahlardan oluşan sevimli bir yer. Hemen Nobel Müzesi’nin de önü.

Noel ruhunu yaşadıktan hemen sonra, karşımda Chokladkoppen‘i görüyorum. Önceden tavsiye edilen bir yer olduğu için, hemen içeriye atıyorum kendimi. Burası sıcak çikolatası ve tatlıları ile ünlü, evinizde hissedebileceğiniz samimiyette bir café.

Stockholm, adalardan oluşan bir şehir ve bu yüzden her yerde, adaları birbirine bağlayan köprüler var. Doyasıya yürümek lazım bu şehirde. Her geçtiğiniz yer o kadar güzel ki, bir yanınızda su, her yer kar altında, sokaklarda Noel ışıklandırmaları… Sadece yürüyerek bile mutlu olacağınız bir şehir burası. Yollarda yürürken, o soğuk havada insanların suda olduğunu görmek ise şok edici, tabii.

Sokak turunu yaptıktan sonra, sıra müzelerde. Vasaa Musem ile başlıyorum tura. Burası 1600’lerde batan bir geminin çıkarılmasından sonra sergilendiği yer. Hem geminin yapım tekniklerinin, hem de sudan çıkarılma hikayesinin görkemi altında eziliyor insan, kesinlikle tavsiye edilir gezilmesi.

Ondan sonra ise, açık hava müzesi dedikleri Skansen’e düşüyor yolum. Skansen, İsveç’in değişik bölgelerindeki insanların günlük yaşayış biçimleri ve kültürleri hakkında bize ipucu veren küçük küçük evlerle dolu. Aynı zamanda, İsveç’e özgü hayvanları da doğal ortamında görebileceğiniz bir yer. Kesinlikle normal anlamda bir hayvanat bahçesi değil, keza daracık yerlere hapsedilmemiş hayvanlar. Ormanda ve aşırı geniş bir alanda yaşıyor bu hayvanlar. Ren geyiğini ve İsveç’e özgü bir baykuş türünü görmek çok güzel bir deneyimdi. Aynı zamanda, şansıma baykuşun beslenme saatine denk geldim ve canlı canlı fare ile beslendiğini görmüş bulundum.

Müze turuna National Museum ile devam ettim, kısa bir süre için gideceksiniz Stockholm’e bence kesinlikle es geçebilirsiniz burayı. Ben size asıl Moderna Museet‘ten bahsetmek istiyorum biraz. Dali, Picasso, Matisse, Duchamp gibi sanatçıların bazı işleri de müzenin daimi koleksiyonuna ait. Aynı zamanda, şansımıza modern sanat anlamında farklı yollar benimsemiş iki sanatçının, “Duchamp and Picasso:  He Was Wrong” adlı sergisini de gezme şansı buldum. İkilinin seçtikleri yoldaki farklılıkları, eserleri ile birlikte bize anlatan, çok akıllıca kurgulanmış bir sergi idi. Müzenin daimi koleksiyonuna gelince de, saat kavramını unuttum adeta gezerken.

Stockholm’deki diğer bir güzel müze ise, Fotografiska adlı fotoğraf müzesi. Fikir zaten muhteşem, düşünsenize, fotoğraf sanatına adanmış koskoca bir müze. Burada ünlü fotoğrafçı David LaChapelle’in müzenin 3 katını da saran bir sergisi vardı. Fotoğrafların yanı sıra, film ve klip gösterimleri ile de zenginleştirilmiş çok keyifli bir sergi idi. Fotoğrafların yaratılma anını da kavrayabildiğiniz ve birçok mesajı olan fotoğraflar ile kendinize geldiğiniz, çok özel bir deneyimdi. Sanırım, David LaChappelle ile ilgili ayrı bir yazı yazmalıyım.

Stockholm’de ne yenir sorusunun yanıtı bende değil sanırım çünkü bu aralar deniz ürünlerine biraz küskünüm, bir zehirlenme vakası yaşamamdan ötürü. O tatlı ren geyiklerini yiyorlar, keza ben de yedim, sanırım pişmanım. Fem Sma Hus, Stockholm mutfağını deneyimlemeniz açısından, önerebileceğim şık ancak samimi bir restaurant.

Alışveriş konusuna gelince, Stockholm demek H&M mabedi demek, 5 metrede bir H&M gördüğüm sokaklar oldu. Ben daha çok Cos‘ta vakit geçirsem de, İsveçli bir çok marka için Biblioteksgatan adlı caddeye davet ediliyorum sizi. Acne, Hope, Filippa K, Cos… Hepsi bir arada :) Aynı zamanda, Stockholm’ün Harrod’s’ı olarak adlandırılan, NK da görülesi bir yer. Benim için muhteşem bir deneyim sayılmazdı ancak yine de kendine özgü bir çekiciliği var.

Ee artık bağlamak gerekirse… Stockholm, kesinlikle görülmesi ve gözlenlenmesi gereken bir şehir. Kuzeyin kendine özgü yaşama stilini görebilmeniz, huzurlu ve düzenli hayatını gözlemleyebilmeniz, şehrin kendini saklamayan doğal güzelliklerini ile her an iç içe olmanız sebebi ile doğru bir tatil destinasyonu diye düşünüyorum. Bence pişman olmayacaksınız!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?