Güneşlenmek bana göre olmamıştır hiçbir zaman, o yüzden yazları turistik seyahatleri daha fazla tercih etmişimdir üniversite boyunca. Ama öğrencilik dönemi sona erdiğinden beri eve gelip 50 sayfa kitap okuyunca uyuyakaldığımdan artık deniz tatili benim için bütün gün kitap okuyabilmek ve dinlenmek anlamına geliyor ve düşüncesi bile mutlu olmama yetiyor. Kaş’a ilk kez 2011 yılında üniversiteden bir arkadaşımla gelmiştim, o zaman Kaputaş dışında pek bir şey göremesek de tekrar gelmeliyim dediğim yerlerden biriydi.

Kaş Antalya’nın küçük bir ilçesi, Bodrum ya da Çeşme’de olduğu gibi geceleri eğlenmek istiyorsanız tercih etmemeniz gereken bir yer. Ama sakin sakin sohbet edebilmek için merkezde fazlasıyla bar mevcut. Hatta bazılarında o kadar güzel müzikler çalıyor ki İstanbul’da niye böyle yerler yok dedirtti. Dediğim gibi; ‘güzel koylarda bütün gün denize girip, sakin sakin kitap okumak istiyorum.’ diyorsanız ilk tercihlerinizden biri olmalı. Şimdi Kaş ve çevresinde neler yapılır, nerelere gidilmeli gibi kısa bilgiler vereceğim.

Kaputaş Plajı

Kaputaş Plajı Kaş ile Kalkan arasındaki anayolda yer alıyor. Kaş’tan kalkan minibüsler ile 20 dakikada buraya ulaşabiliyorsunuz. Minibüsten indiğinizde kanyonun ağzında turkuaz renkli çok güzel bir plaj karşılıyor sizi. Sadece denizin rengi bile fazlasıyla cezbedici. 187 tane tahta merdivenden inerek plaja ulaşıldığını belirtmem gerekli. Bunun dışında ben 2011 yılında geldiğimde burada şezlong , duşlar ya da tuvalet yoktu. Burası da özelleştirilmiş ve son okuduğum habere göre elektrik de geliyormuş; geçmiş olsun. Yine de Kaş’a gittiğinizde Kaputaş ilk gelmeniz gereken yer olmalı.

kas2

Meis Adası

Bizim gibi işiniz dolayısıyla vize konusunda şanslıysanız yanınızda mutlaka pasaportunuzu götürün ve Meis Adası’nı görmeden dönmeyin.  Meis Kaş’ın karşısındaki Yunan adalarından biri. Kaş’a sadece 2,1 km uzaklıkta. Meis Adası’na her gün hareket eden feribotlarla 10:30-16:30 arası ulaşabiliyorsunuz. Yol sadece yarım saat sürüyor. Evler çok şirin, fotoğraf meraklıları sırf bu evleri çekebilmek için gidecektir; eminim. Büyük bir ada zannetmeyin, bir saatte her yerini arşınlayabiliyorsunuz. Zaten toplamda 400 civarı kişi yaşıyormuş. Meis’e geldiğinizde Mavi Mağara’yı ihmal etmeyin derim, 15 dakikada deniz taksileriyle ulaşıyorsunuz. Yüzmek de pek keyifli.

IMG_20150714_103356

Patara Antik Kenti

Patara’ya aynı şekilde merkezden kalkan minibüsler ile 1 saatte gidilebiliyor. Patara Kaş’ın Kalkan beldesine bağlı.  Burası Likya Uygarlığı’nın en eski şehirlerinden biri ve M.Ö. 8. yüzyılda kurulduğu düşünülüyor.  Burasının belki de en önemli özelliği en eski demokratik binasını bulundurmasıdır. Daha sonra kent kum rüzgarları altında kalıyor ve önemini yitiriyor. Biz ordayken de kazı çalışmaları sürmekteydi. Patara’nın diğer önemli özelliği ise caretta carettaların buraya yumurtalarını bırakmaları denilebilir. Sahil gerçekten tamamen kum ve 18 km uzunluğunda. Sahil girişinde ise ‘ burası insanların değil caretta carettaların sahilidir’ yazısı göze çarpıyor. Bizim gittiğimiz üç günün ikisinde aşırı derecede dalga vardı, deniz çok sığ fakat ilerledikçe dalgalardan rahatlıkla boyunu aşıp yüzülebiliyor.

Saklıkent ve Gizlikent Turu

Saklıkent ve Gizlikent’e bir günlük turla gittik. Aslında Saklıkent’e minibüsler ile kendiniz de gidebilirsiniz ama daha sonra Gizlikent’e nasıl gidilebilir pek bir fikrim yok. Çünkü Saklıkent Kaş ile Fethiye sınırında kalıyor. Saklıkent fay çatlaklarıyla oluşmuş çok derin bir kanyon. Saklıkent’te tur kapsamında kanyonun içerisinden 1 km yürüyorsunuz fakat su çok şiddetli aktığından ve bazı yerlerde derinleştiğinden dolayı yürümek gerçekten çok zor. Günün sonunu mutlaka düşmüş ve ayaklarınızın bir kısmı taşlardan kesilmiş olarak bitiriyorsunuz! Saklıkent’te rafting yapma şansınız da var. Öğle yemeği molasından sonra Gizlikent’e geçiyorsunuz. Gizlikent’te de yine zorlu bir yoldan yürüyüp bir şelaleye ulaşıyorsunuz. Buz gibi suda şelale altında suya girmek de çok zevkliydi. Turun sonu Patara ve Kaputaş’da yüzme molalarıyla son buluyor.

IMG_20150707_143307

Kekova Tekne Turu

Kekova Tekne Turu’nun en önemli noktası sanırım ‘Sunken City’ olarak adlandırılan batık şehirden geçilmesi. Teknelerin altı camdan olduğundan antik kalıntıları görebiliyorsunuz, fakat çok fazla bir şey beklemeyin. Bunun dışında bol bol yüzme molası olduğunu söylemem gerek. Ayrıca turda Kaleköy olarak geçen Simena Kalesi’ne de uğruyorsunuz. Tekne ayrıca Korsan Mağarası olarak adlandırılan yere de teğet geçiyor ve burada da yüzme molası veriliyor.

Son olarak yemeden&içmeden dönmeyin dediklerim :

_Hünkar Ocakbaşı’nda Hünkar tatlısı ve Ali Nazik Kebabı’nı yemeden,

_Dejavu Bar’da kokteylinizi içip müzik dinlemeden,

_Lola Restaurant’ta tereyağlı karides&kalamar tava yemeden,

_Ayı Bar’ın güzel biralarını denemeden dönmeyin!

_Rakı-balık-mezeyi yazmama gerek yok sanırım.

İyi tatiller :)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN