Çok ender durumlar dışında Kasımda artık pastırma yazı günlerinin aldatıcı sıcaklığının yaşanma olasılığı yoktur. Kış ağır ağır yüzünü gösterir. Günler kısalır; sabah karanlıkta evden çıkılır akşam aynı karanlıkta eve dönülür. Dünyanın hiç de azımsanmayacak bir bölümünde Kasım ayında sıcaklık eksilere düşmeye ve yoğun kar yağışı görülmeye başlar. Diğer bölümü için de yağmurdur, soğuk esmeye başlayan rüzgarlardır. Kasım, sonbaharı en iyi anlatan aydır; mevsimler içinde en az sevilen sonbaharın. Yaz, tatilin, eğlencenin, denizin, kumun, güneşin; bahar, yeniden doğuşun; hayatın yenilenişinin mevsimidir. Kış bile, Hıristiyan dünya için Noeldir; dünyanın diğer kalanları için de karın beyazlığının ve güzelliğinin bir büyüsü br heyecanı vardır. Oysa sonbahar kuru yaprakların, soğuk yağmurların ve doğanın ölümünün mevsimidir.

Elinin arkasında güneş duruyordu
Aylardan kasımdı üşüyorduk
(…)
Sisler bulvarı’na akşam çökmüştü
Omuzlarımıza çoktan çökmüştü
Kesik birer kol gibi yalnızdık

(Atilla İlhan, ‘Sisler Bulvarı’ndan’)

44809-Hello-November

T.S.Elliot, modern şiirin ilk ve belki de en efsanevi başyapıtlarından 1922 tarihli The Waste Land (Çorak Ülke) şiirine şöyle başlar:

April is the crulest month (Ayların en zalimidir nisan)

Nisan ayların en güzellerinden biri değil midir? Nisanda baharın en güzel günleri yaşanmaya başlamaz mı genel anlayış ve algılayışa göre. Nisan, baharın, yani yaşamın, doğanın ve umudun yeniden yeşerdiği bir dönemi; daha güzel ve uzun günlerin, yani yazın ilk dokunuşlarını ifade eder. Nisan, gerçek anlamda bir ilkyazdır. Öte yandan büyük usta Elliot, tüm bu genel kabul edişi tersyüz ederek Nisan’ı ayların en zalimi olarak nitelendirir. Elliot’ın bu dizeleri dolaylı da olsa Kasım ayını anlamak açısından bize önemli ipuçları vermektedir: Ayların en zalimi değilse de en depresifi, kasvetlisi, melankoliği ve dolayısıyla da en hası Kasımdır.

Elliot’a dönersek; büyük usta Nisan’ı ayların en zalimi olarak tanımlar; çünkü Nisan baharı, başka bir deyişle yalancı umudu simgeler. Genel kabul edişe göre Nisan, baharın o bir sarhoşluk gibi geçici güzelliği ile yaşamın ve evrenin aslında ne kadar yaşabilir olduğunu gösterir. Oysa modern zamanlarda insan için bu bir kandırmacadan; boş bir vaatten, zehirli bir yalandan ibarettir. Nietzche’nin umut için dediği gibi kötüdür; çünkü işkenceyi uzatır. Daha yumuşak bir ifadeyle işkencenin olmadığı yalanına bizi inandırır veya – ille de bir erdeminden bahsetmemiz gerekirse- işkenceyi biraz olsun erteler. Yoksa gerçek sonbahardır; Kasımdır. Atilla İlhan’ın muhteşem metaforunda olduğu gibi ‘’insanlığın birer kesik kol gibi yalnız olduğunu’’; parçası olduğu bütünden, yani toplumdan, ne kadar uzaklaştığını; ona ne kadar yabancılaştığını gösterir. İşkenceyi sona erdirir; gerçekle, gerçekliğimizle yüzleşmemizi sağlar.

20131220015642!Matisse_Les_toits

Kasım, Gregoryen takvime göre bir yıldaki 11. aydır ve 30 gün çeker. Osmanlı döneminde Teşrin-i Sani olarak adlandırılır; hatta cumhuriyetin ilanından sonra da bu adlandırma 20 yıldan uzun bir süre daha devam eder. Kasım isminin kullanılmaya başlanması ise 10 Ocak 1945’de yürürlüğe giren ‘Bazı Ay Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun’ ile gerçekleşir. Bu kanunla Teşri Nisanı olarak adlandırılan Kasım dışında, Teşrinievvel olarak bilinen ay Ekim; Kanuni evvel olarak bilinen ay Aralık ve Kanunsani olarak bilinen ay da Ocak olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Başka bir deyişle Kasım, ayların en gençlerinden de biridir Türkiye’de. Buna karşın da yılın sondan bir önceki ayıdır. TRT döneminin şimdi bize yüzyıllar öncesindeymiş gibi eski gözüken yılbaşı programlarında yaşlı-ak sakallı dede olarak gösterilen sona eren yılın dedeye dönüşmeye başladığı aydır.

Çok ender durumlar dışında Kasımda artık pastırma yazı günlerinin aldatıcı sıcaklığının yaşanma olasılığı yoktur. Kış ağır ağır yüzünü gösterir. Günler kısalır; sabah karanlıkta evden çıkılır akşam aynı karanlıkta eve dönülür. Dünyanın hiç de azımsanmayacak bir bölümünde Kasım ayında sıcaklık eksilere düşmeye ve yoğun kar yağışı görülmeye başlar. Diğer bölümü için de yağmurdur, soğuk esmeye başlayan rüzgarlardır. Kasım, sonbaharı en iyi anlatan aydır; mevsimler içinde en az sevilen sonbaharın. Yaz, tatilin, eğlencenin, denizin, kumun, güneşin; bahar, yeniden doğuşun; hayatın yenilenişinin mevsimidir. Kış bile, Hıristiyan dünya için Noeldir; dünyanın diğer kalanları için de karın beyazlığının ve güzelliğinin bir büyüsü br heyecanı vardır. Oysa sonbahar kuru yaprakların, soğuk yağmurların ve doğanın ölümünün mevsimidir.

Picasso_Landscape_with_Two_Figures_6

Kasım soğuk olduğu gibi pek çokları için de renksiz, gri ve sıkıcı günlerin ayıdır. İngiliz şair John Clare Kasım isimle şiirinde şöyle der:

‘’Ne kadar sönük ve karanlıktır Kasım günleri.
Aylak pus yükselir sarmalanmış akşamda
Ve şimdi, sabah sessiz, saklanır duman ve sis içinde’’

Kasım ara dönem sınavlarının; yıl sonu hedeflerini tutturmak için geceli gündüzlü çalışmanın ayıdır. Kasımda tatil çok uzak bir hayal gibi gözükür.

Kasım yalnızlık ayıdır; insan en çok Kasım’da yalnız olduğunu hisseder. Günler kısalmaya başladığında yalnız akşamlar daha bir basar insanın üzerine. Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirinde dediği gibi ‘’akşamlar bir kömür dumanıyla tütsülenmeye başlar’’ ve ‘’damlar gurbete düşmüşlerim başına çöker.’’ Oysa genel algının Kasım aksine bir çöküş değil bir olanak, bir şanstır. İnsanın kendine dönmesi; kendi içine kapanması; kendini yeniden keşfetmesi için en uygun dönemdir.

Kasım ayında kendinize dönün. Şiir okumaya başlayın; müzik dinleyin, örneğin Slav Hüznü ağırlıklı bir liste oluşturun: Çaykovski, Janacek, Dvorjak, Scriabin… Kasım ayıyla birlikte yaşamın anlamını düşünmeye başlayın. Varoluşun kökenlerini düşünün; bize dünyanın büyülü yalnızlığını hatırlatan kışa hazırlanın…

Yaşadığınız semtte veya şehirde yeni açılan kafeleri keşfedin… Kafelerin kalabalığı için bir yalnız olun ve bir flanuer misali, bir Baudelaire bir Pessoa gibi adeta dünyayı kendiniz için durdurarak önünüzden hızlıca akıp giden hayatı ve şehrin insanlarını izleyin.

Kasımda kendiniz ile ilgilenin; kendinize bakın; stil sahibi olmaya başlayın. Kasım şıklıktır… Kaşmir kazaklar, renkli atkılar, tweed ceketler, süet montlar, trençkotlar, renkli çoraplar, el sanatı yapıtı ayakkabılardır.

c106b63223dbed96f677af0af3d3769b

Pastel renklerdir… ağır, oturaklı görünümdür…

Kasım soyludur, aristokrattır yazın avamlığına karşı…

Hayatımında ‘en yaşadığımı hissettiğim’ anlardan birini bir Kasım başlangıcında yaşadım: 1999 yılında 31 Ekim’i 1 Kasım’a bağlayan geceydi. Köln’de, muhteşem Köln Kathedrali’ni, karanlık içinden adeta masalsı bir yaratık gibi göğe yükselen görkemli yapıyı hayranlıkla seyrederken çan seslerinin duyulması ile beraber aynı anda mucizevi bir şekilde sert bir rüzgar esmeye başladı. Paltonum yakalarını kaldırdım ama o neredeyse uhrevi sert rüzgarı yüzümde hissettim. O rüzgar bana yaşadığımı hissettirdi; Hemingway’in dediği gibi ‘‘Hayatın kötü ama yaşamaya değer olduğunu’’…

Kasım güzeldir, soğuk güzeldir, üşümek güzeldir. Hüzünlenmek de güzeldir. Ne diyordu Hilmi Yavuz:

‘’Hüzün ki en çok yakışandır bize, belki de en çok anladığımız’’

Bize de Kasım yaraşır…

Kasımda Yapılması Yaşamı Güzelleştirecek 5 Öneri:

1. Kısalan günleri edebi bir şölene dönüştürmek için iyi edebiyat ürünü kitaplar okuyun.

2. Yazın kapalı mekanlara tıkılmak istenmeyenler, Kasım ile birlikte sinema ile yeniden buluşun.

3. Yeni kafeler yeni restoranlar keşfetmek için kısalan ve soğuyan Kasım günleri çok iyi bir gerekçedir.

4. Kasım ile birlikte sanat sezonu açılmış olur. Festivaller, sergiler, konserlerle yaşamınızı sanat ile doldurun.

5. Aile, eş-dost ziyaretlerini – buluşmalarını gerçekleştirin. Sosyalleşmek sonbaharın getirdiği bunalımın en önemli ilacıdır.

Ek Öneri: Bütçeniz doğrultusunda daha asil bir görüntü için gardrobu yenileyin. Tweed, kaşmir kazak ve atkılar, süet veya deri eldivenler, şık ayakkabılar ve bunları tamamlayacak renkli çoraplar Kasım ayını daha bir güzelleştirecektir.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?