Arap dünyasının incisi Doha, estetik, sanatsal ve rahat ortamıyla, düşündüğümüz gibi bir kültürden uzakta ve hatta bizi şaşırtacak kadar huzurlu. Katar’ın bol güneşli bu başkentinde, kapısını çalan tüm gezginlere “iyi ki geldik” dedirtecek çok şey var.

Doha’ya gidecekler ve gitmeyi düşünenler, bu planlarını kime söylerse hemen şöyle bir soruyla karşılaşırlar: “Ne işin var?” Aslında gitmeden önce bir an ben bile düşünmüştüm. İş için gidecektim ama ziyaretimi özellikle uzattım. Döndüğümde ise ‘iyi ki gitmişim’ dedim soran herkese.

İşte, birkaç gün için de olsa rotamızı Doha’ya çevirelim demek için beş neden:

1. Önyargılardan kurtulacağınız bir Arap ülkesi ve şehriyle tanışmak

Doha, Arap yarımadasında yer alan, önce inci ticaretiyle geçimini sağlayan sonra yeraltı kaynaklarının farkına vardıktan sonra, dünyanın en geniş petrol rezervleriyle zengin olan bir şehir. Burası, emirlikle yönetiliyor ve İslami kurallar geçerli. Diğer taraftan zenginlik, para, pul, denizlerindeki kum gibi!

Doha’da, Dubai’deki gibi alışveriş merkezleri ve gökdelenler var; ancak onun yanında yürüyüş, piknik, bisiklet için beş kilometre uzunluğunda Korniş (Corniche) dedikleri kordon boyu da şehirde yer alıyor. Dışarıda keyifle zaman geçirmek için geniş alanları, çocuklar için birçok park, İslam Eserleri Müzesi’nin yanında yürüyüş yapacağınız sahil ve ormanlık alanlar… Bunların hepsi Doha’da var. Gelen herkesin bu şehrin tadını çıkarmasını istiyorlar. Bir kadın olarak tek başınıza rahatlıkla ve güvenle gezebiliyorsunuz. (Yalnızca toplu alanlarda pantolon veya uzun etek giymek daha uygun oluyor, sonuçta onların kültürüne de saygı duymak gerekiyor.) Hırsızlık, tecavüz ve benzeri hiçbir suçla anılmıyorlar.

Katarlıların kıyafetleri, başlıkları diğer Arap ülkelerinden farklı. Katarlı erkeklerde sakal yok. Uzun beyaz elbiselerini sürekli değiştiriyorlarmış; böylece hepsi temiz, derli toplu görünüyor. Kadınlar ise genelde tek tip siyah elbise içindeler, ancak hepsi bakımlı, seyahatim boyunca sakil hiçbir kişiye rastlamadım.

Doha’da her milletten insan burada yıllardır güvenle çalışıp yaşıyor. Emirleri de expat’ları rahat ettirmek için elinden geleni yapıyor. Turist olarak biz de bu rahat ortamdan nasiplendik!

2. Avrupa’da değil bu kez bir Arap şehrinde estetik ve sanata doymak         

Genelde hangi Avrupa ülkesini gezsem, binaların estetikliğine, müzelere hayran hayran bakarım. Doha’da da aynı hayranlıkla bu kez gökdelenlere, çarşısına, müzesine ve Katara Köyü’ne baktım, bu duruma ben bile şaşırdım. Şehri inşa ederken planlamayı çok başarılı bir şekilde yapmışlar. Her gökdeleni birer sanat eseri gibi tasarlamışlar. Nasıl becermişler bilmiyorum ama bu kadar çok gösterişli bina bir araya gelince, görüntü kirliliği değil, aksine bir estetik bir manzara oluşturmuş. Özellikle Korniş’i de kapsayan West Bay’de diplomatik binalara uzun uzun baktım. Dışı dantel gibi işlenmiş metal bir yapıyla örülen bir bina var mesela! W Hotels, ST. Regis, Four Seasons, Shareton gibi otellerin her köşesini inceleyeceğiniz garanti. İsmi gibi görüntüsünü de eğimli yaptıkları Curve rezidansını da mutlaka görün. Tepesine kristal avize koydukları bir bina bile var, onu da görmeniz lazım! Hepsini tek tek sayınca şatafatlı gibi gelse de, gösteriş değil estetik kaygısıyla yapıldığını fark ediyorsunuz. Yakınlarındaki City Center alışveriş merkezine gelirseniz kafanızı kaldırıp dört bir tarafındaki binalara da mutlaka bakın.

Sanata da verdikleri en önemli gösterge İslam Eserleri Müzesi. Binanın dışı ve içi en az sergilenen eserler kadar bir sanat harikası. Çinli mimar IM Pei’ye çok yüksek meblağlar ödeyerek yaptırmışlar. Müzenin içine girince de fotoğraf makineme sarıldım. Gördüğüm manzara karşısında içerde bir sergi yok deselerdi bile pek umrumda olmazdı. Dört katlı müzede, gittiğim zaman İran, Suriye ve Türkiye’den el işi ve halıların sergisi vardı. Bana pek hitap etmedi ama sergilendikleri odalar ve eserlerin yerleşimiyle sanat sevgilerinin önünde şapka çıkardım.

Ayrıca gece karşı kıyıdan bu binaya baktığınızda peçeli bir kadının da size baktığını görüyorsunuz. Bu da mimarın şehre başka bir armağanı.

Sanat sevgileri bununla da kalmıyor. Katara dedikleri bir köy inşa etmişler. Sahili, inşaatı halen süren alışveriş merkezi, dışarıda insanların oturup çocuklarıyla aktivite yapabilecekleri bu köyde, konserler ve tiyatrolar için devasa bir amfitiyatro da kurmuşlar. Köyün sokaklarındaki bazı dükkanlar ise sanat galerisi. Memleketimde bu sevgi ve saygıya hasret olunca, bir Arap şehrinde böyle bir sanat bakış açısını alkışlayacağım aklıma gelmezdi…

3. Sonbahar ve kış aylarında “#denizgüneşveben” diye hashtag oluşturmak, bol bol yüzüp güneşlenmek

Güneşin etkisini kaybedip rüzgar ve yağmurlarla birlikte üşümeye başladığımız vakit, sıcak yaz günlerine de özlem duymaya başlarız. Sadece iç geçirmek yerine biraz keyif yapmak, ısınmak, ılık denizine girip kış ortasında bronz tenimizle hava atmak için Doha’ya gitme planlarına başlamak gerek. En güzel zaman ise sonbahar. Kışın da güzel bir rota, ancak rüzgarlı olabiliyor.

Denize sıfır inşa edildiğinden ve sahillerin hepsini büyük oteller kapattığından yüzmek için otellerin plajını kullanmak durumundasınız. O nedenle iyi plajı olan bir otelde kalmalısınız. Plaj konusunda, Sheraton, Four Seasons, St. Regis ve Hilton dört büyükler takımını oluşturuyor. Ben Doha seyahatimde Hilton’da kaldım. Hilton’un plajından ve denizinden çok memnun kaldığımı not etmeliyim. (Ayrıca Katara Köyü’nde bir halk plajı var, AMA kadınlar ancak belli saatte girebiliyor ve buraya bikiniyle girilmiyor. O yüzden şansınızı hiç zorlamayın.) Diğer bahsettiğim plajların barı var ve barlarda alkol servisi de mevcut.

Plajlara sabah erkenden gelip, şezlonga uzanmanızı öneririm. Öğlen 14:00’ten sonra, gökdelenlerinlerin gölgesi sahile düşüyor ve güneşlenmek ertesi güne kalıyor. 

4. Arap yemeklerinin tadına bakmak, en çok da humusunu ve brunch’larını sevmek

Hangi mutfağı severseniz sevin Doha’da bir gerçek var: Burada asla aç kalmazsınız! Öncelikle Arap Yardımadası’nda olmanın etkisiyle ve bizim de damak tadımızla benzer olduğu için kendilerine özgü yemekleri tatmakla başlayabilirsiniz. Bunun için ilk sırada humus var. Buranın humusu, Tarsus ve Hatay humuslarından biraz farklı; daha krema kıvamında ve çok nefis! Şahsen kahvaltılar da dahil olmak üzere üç öğün humus yedim :) Et yemekleri de bizim tencere yemeklerini andırıyor. Etler çok lezzetli. Et ve tavuk yemeklerini gittiğiniz her yerde güvenle yiyebilirsiniz.

Okyanus kıyısında olması sebebiyle balıklar da mutfaklarında yerini alıyor. Salata ve sebze olduğunda benim için akan sular durur ve burada da durum değişmedi. Kinoalısından, enginarlısına kadar her türlü salatalarının tadına büyük bir zevkle baktım. 

Doha’da yemek konusunda karşınıza en çok Hint mutfağı çıkacak. Hintliler, o kadar egemen ki, bilmem kaç çeşit masala pilavından, chapati ekmeklerine, biryanisine kadar her türlü Hint yemeğiyle kendinizi Yeni Delhi’de hissediyorsunuz. Önce baharatın sonra da yemeğin kokusunu alacak, pilavlarından mutlaka sipariş edecek ve tabağınızı ekmeğinizle sıyıracaksınız. Lübnan ve Uzak Doğu mutfakları da yine yeme kültürünün önemli yapıtaşı. Souq Waqif’a yolunuz düştünde mutlaka tablada satılan Beyrut usülü pilavın tadına bakın. Mercimek, soğan ve pirinçli pilavın üstüne bir de domates salçalı bir sos döküyorlar. Dışarıda elinizde veya bir köşeye oturup soğutmadan yiyin.

Ayrıca dünya mutfakları da emrinize amade, özellikle de alışveriş merkezlerinde. Uzak Doğu’dan noodle, pad thai, tatlı-ekşi soslu karidesler ve daha fazlası… Tatlı konusuna gelince de, geleneksel olan bizdeki baklavaların daha az şerbetli ve şekerlisi var. Çok ilginç ve lezzetli gelmeyebilir. Ancak, gittiğiniz mekanlarda Antep fıstıklı, bademli pudinglerinden veya sufle, cheesecake gibi bilindik tariflerden sipariş verebilirsiniz.

Doha’yı sevmemin en önemli sebeplerinden biri hiç şüphesiz zengin brunchları oldu. İyi bir kahvaltı için Fizan’a gidebilecek ben, hiç üşenmeden yine Doha’ya gelebilirim. Tatil günleri cuma ve cumartesi sabahı hiçbir Doha halkını dışarıda göremiyorsunuz çünkü hepsi brunch’ta oluyor. Bizim gibi hafta sonu kahvaltı kültürleri Dohalıların da gelişmiş.

Brunchlar genelde açık büfe, bir uçtan bir uca oluyor. Bu kadar çeşidi tabağınıza koyduktan sonra akşam bile yemek yiyeceğiniz meçhul! Brunch konusunda birkaç kişiden Hilton’u duymuş ve ben de denemiş olmama rağmen Mövenpick Oteli’nin brunch’ını tek geçiyorum. Portakal reçeli ve bizim usül kırma zeytinleri, tam bir kahraman!

Tüm farklı lezzetlerin, yemenin içmenin nerede ve nasıl olacağını merak ederseniz lafı fazla uzatmadan mekan önerilerine geçebiliriz. Öncelik, Dubai’de de favorim olan Trader’s Vic. Bizim Midpoint ve House Café karışımı menüsü var. Trader’s Vic’i deniz kenarındaki palmiye ağaçlarının altındaki tropik havasıyla ve kokteylleriyle hatırlayacaksınız. Hafta sonları happy hour var ve çarşamba günleri de kadınlar için ladies night out rutini. Doha’ya gelen herkesin yolu mutlaka Trader’s Vic’ten geçmiştir. 

Souq Waqif’in içinde her türlü dünya mutfağını bulabilirsiniz. Lübnan restoranı Al Terrace en favoriymiş ve hatta içinde Emir’in de bir locası varmış. Souq Waqif’te karşınıza en çok kebapçılar çıkacak. Katara Köyü’nde de Fransız mutfağı ve hatta Osmanlı restoranlarını göreceksiniz. İçine geçip deneme şansım olmadı ama hepsi denemeye değer görülüyordu. Tatlı konusunda herkes Cheesecake Factory’nin keklerini konuşuyor. Diğer taraftan yine otellere geçip açık büfe akşam yemeklerinden yiyebilirsiniz. Doha’nın zenginliği binalarından değil restoranlarından belli oluyor. İyi ve şık bir yeme içme için servet ödeseniz de kısa bir süreliğine de olsa kendinizi jet sosyetenin en has üyesi gbi hissedebilirsiniz. Nobu, sadece bu şehrin değil dünyanın en şık ve elit restoranlarından biri. Yeme içmeyi illa bir restoranda yapmalısınız diye bir kural yok. Alışveriş merkezlerindeki zincir restoranlar da hem çeşitlilik hem de fiyat bakımından başka bir alternatif. Uzak Doğu mutfağı için şansımı denediğim pad thaiyi bir anda nasıl bitirdiğimi ben bile anlamadım!

Yeme ve içme konusunda her şey güzel ama fiyatlar maalesef biraz sinir bozucu. Doha’da Katar riyali geçiyor, değeri hemen hemen bizim paramızla aynı. En basit yemekler, fast food seçenekler  40 liradan, kahveler bile 20 liradan başlıyor. Bir omlet ve çay için 90 TL’ye yakın bir hesap ödediğimi hatırlıyorum. Brunchların fiyatları 100 TL civarında. Önemli not: Perşembe ve Cuma akşamları Doha’daki mekanlar çok kalabalık, rezervasyon yaptırmayı unutmayın.      

Korniş’ten The Pearl’e, Souq Waqif’ten Katara Köyü’ne kadar her köşeyi tam bir turist gibi keşfetme keyfini yaşamak

Doha’yı çölün ortasında uzanan uçsuz bucaksız bir şehir gibi düşünmeyin. Kuzey batıya doğru genişliyor ama asıl her şey West Bay bölgesinde, yani Korniş’in, plazaların olduğu yerde. Korniş’i bir “C” harfi gibi düşünürseniz bir ucunda Souq Waqif, diğer ucunda Katara Köyü en ucunda ise The Pearl var. Keşfedeceğiniz yerler, C harfinin bir köşesinden diğer köşesine uzanıyor.

Doha’ya gelen herkesin yapması gereken ilk şey Korniş’te yürümek. 5 kmlik bu sahil yolunu gözünüzde büyütmeyin. Rahat ayakkabınız olduktan sonra gerisi kolay. Bir yandan denize, bir yandan plazalara, Katarlıların özellikle gençlerin pikniklerine bakarken koca yolu bitirmişsiniz bile. Geri dönüşünüz de aynı şekilde gerçekleşecek. Arada mola vereceğiniz bir kafe yok, sadece başlangıcında Costa Cafe var ama yolda mısır, cips, su, kola gibi enerjinizi geri getirecek şeylerden alıp bir köşede soluklanabilirsiniz. Bedenimin D vitaminine doyduğu bu yürüyüş, Doha’da yaptığım en güzel şeydi.

İslam Eserleri Müzesi de yerine getirilmesi gereken ikinci şart. Yukarıda detaylarını paylaştığım bu müzenin çevresini de mutlaka gezin. Palmiyeler, denizen yanı sıra girişindeki el işi pazarına da uğrayın.

Bu kadar geldik alışveriş yapmayacak mıyız diye sorarsanız cevap için istikamet Souq Waqif, tam yol ileri! Bizdeki kapalı çarşının Doha versiyonu. Katar kültürünün izleri burada fazlasıyla mevcut. Dükkanlarda kıyafetten ayakkabıya kadar otantik ve buraya özgü ne varsa bulabilirsiniz. Hazır gelmişken, bir çift inci küpe almadan dönmek olmaz. Dizi dizi sıralanan kültür incilerini görünce pembe, siyah, sarı, beyaz… bulabildiğim her renkten almak istedim. Bu çarşıda pazarlık yapmak, alışverişin bir numaralı kuralı. Çok da zorlamadan indirim yapıyorlar, zaten Türkiye’den geldik diye söylediğinizde biraz daha sempatik yaklaşıyorlar. Baharat ve hurma alışverişi yapmak isteyebilirsiniz. Her Dohalının söylediği şekilde, en doğrusu bunları buradan değil Carrefour gibi marketlerden almanız. Daha güvenli ve daha lezzetli. Haklılar da çünkü oradan aldığım kajulu, portakallı, zencefilli ve havaalanından aldığım sade hurmaları yiyince buradakilerin hikaye olduğunu anladım.

Alışveriş demişken buranın da bir alışveriş cenneti olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? En eski ve en popüleri City Center Alışveriş Merkezi. En lüks olanı ise Alhazm. Ünlü ve pahalı markalarla Doha’da bir Monacco havası esiyor. Ezdan Mall ve Lagoona Mall‘u da bir düşünün ama fiyatlara bakınca pek alışveriş yapmak içinizden gelir mi bilemedim.

Katara Köyü’nü, denk getirip hafta sonu (yani Cuma ve Cumartesi günü) giderseniz, daha çok seversiniz. Plajının yanındaki uzun ve geniş alanında çok şey yapabilirsiniz. Mesela sadece bir köşede oturur, çocukları, insanları ve farklı organizasyon gruplarının düzenlediği aktiviteleri seyredebilirsiniz. Restoranlarına geçip karnınızı doyurabilir, tırdaki hamburgerciden hamburger ve sosisli alabilir üstüne de dondurma keyfi yapabilirsiniz. Çay içinse Doha’nın geleneksel çayı karak çay için Tea Time’ın yolunu tutabilirsiniz. Şekerli ve sütlü bir çay, çok da beğenmedim ama denemek güzeldir. Köyü gezerken mutlaka simge yapılardan kuş evini, altın işli camisini ve amfitiyatrosunu gezin. Alışveriş yapmasanız bile mağazalarını, tasarımlarını inceleyin. Bu şehirde çok fazla festival oluyormuş, o döneme rastlarsanız, burada da fuar ve sergiler muhakkak olacaktır. 

Son olarak da biraz şu insanların şatafatını göreyim, lüksünü yaşayayım demek için sizi The Pearl’e alalım. İnci şeklinde yapılan bu adada yine kafeler, alışveriş mağazaları var. Çok zamanım olmadığı ve halen inşaatlar devam ettiği için gidemedim ama bir daha gelişimde (soğuk bir ayda mutlaka) The Pearl’ü de fethedeceğimden emin olabilirsiniz.

Tüm bu yerlere nasıl ulaşırım diye merak edebilirsiniz. Doha’da ulaşım taksiyle ve Uber arabalarıyla sağlanıyor. Herkesin devasa arabası olduğundan toplu taşıma diye bir durum yok. Taksileri turistik merkezlerde rahat bulabilirsiniz veya otelden çağırtabilirsiniz ama bulamadığınız durumda Uber daha garanti. Herkes taksiyi değil Uber uygulamasını kullanıyormuş.  Şehir pahalı ama taksiler ucuzdu. Bir uçtan öbür uca en ama en fazla 25-30 TL ödersiniz.

Doha’daki turist yaşamınızı hızlı bir gece hayatıyla sonlandırmalısınız. Dohalılar, haftasonları eğlenmeyi de çok iyi biliyor. Gece barları, diskoları tıklım tıklım. Örnek W Bar ve Hilton’daki Society Lounge.

Doha için aklıma gelen ilk beş neden bunlar olsa da siz gittiğinizde önce bu beşinin sağlamasını yapmak sonra da yeni nedenler eklemek isteyebilirsiniz. Sıcak, güneşli, estetik ve sanatın zerafetiyle yoğrulmuş bu şehri gezdiğinizde, yeni nedenler eklemeniz kaçınılmaz olacak. Şimdiden keyfiniz bol olsun!

Fotoğraflar: Eda Geven, tripadvisor.com, gezievreni.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN