Mutlu olmak için bir adım atın, kendiniz için iyi birkaç şey yapın ve önerilerimize kulak verin: Bu yazımızda ruhunuza iyi gelecek, yaşamınızı sadeleştirecek ve sizi doğayla iç içe getirecek kitap, film ve etkinlik önerileri var!

Okuyun…

“Sadelik güzelliktir.” cümlesi hemen hemen hepimize doğru gelse de, yaşamımızı sadeleştirmeyi çoğu zaman beceremeyiz. Atmaya kıyamadığımız eşyalar, giyilmeseler de gardırobumuzu işgal eden eşyalar, çantamızda olduğunu unutmuş olsak dahi oradan oraya taşıdığımız ıvır zıvır, hayır diyemediğimiz davetler, hatta yıllardır konuşmasak da numarasını sakladığımız insanlar… Kendiniz için gerçekten iyi bir şey yapmak istiyorsanız, bunlardan herhangi birinden kurtulmakla işe başlayabilir, hayatınızı sadeleştirmek için bir ya da birkaç adım atabilirsiniz.

Hatta bakın, bunun kitabını bile yazmışlar! Begüm Başoğlu ve Ege Erim‘in kitabının adı da öğütledikleri yaşam gibi; Sade. Bir diğer öneri ise sade ve minimalist yaşamın yurt dışındaki öncülerinden Francine Jay‘den: Azla Mutlu Olmak. Hayatınızı sadeleştirmek, gereksiz maddi ve manevi yükten arınmak için bir şeyler size engel oluyorsa, bir an önce okumalı, aradığınız cesareti onların satırlarıyla toplamalısınız.

 

İzleyin…

El Camino de Santiago‘yu duymuş muydunuz? Tüm Kuzey İspanya’nın yürüyerek kat edildiği bu yolculuk, aslında dini kökenli bir hac yolu olsa da bugün inançlı ya da inançsız binlerce insanın ruhani bir arınma elde etmek, farkındalık kazanmak, kendiyle baş başa kalmak ve eşsiz bir deneyim yaşamak için çıktığı bir yol. Haftalar süren, kimi zaman fiziksel ya da psikolojik olarak zorlayıcı ve çoğunlukla tek başına çıkılan bu yolculuk sonunda binlerce kilometreyi yürüyerek kat etmiş, İspanya’nın en batısındaki tarihi kentlerden Santiago de Compostela‘ya ulaşmış ve yolda muhteşem manzaralarla karşılaşıp farklı kültürlerden birçok insan tanımış oluyorsunuz. İnsanın kendiyle baş başa kalmasını sağlayan bu ruhani yolculuğun modern gezginler arasında popülerleşmesinin nedenlerinden biriyse özellikle 2010’larda birçok film ve belgeselin konusu olması, bunlardan biri de Emilio Estevez‘in The Way filmi. Oğlunun anısına bu yolculuğa tek başına çıkmaya karar veren yaşlı bir babanın öyküsünü anlatan film, insanın bazen doğayla ve kendisiyle baş başa kalmasının ruha ne kadar iyi geldiğini gösteriyor.

Mutlu olmak, iyileşmek ve ruhundaki yaraları sarmak için tek başına doğaya kaçan bir diğer insansa Cheryl Strayed. Batı Amerika’da, Pasifik Okyanusu kıyısının yürüyerek kat edildiği Pacific Crest Trail yolculuğuna çıkan Strayed’in anılarından uyarlanan, Jean Marc Vallée‘nin yönettiği 2014 yapımı Wild, yeryüzünün inişleri ve çıkışlarını aşarken kendi ruhundaki inişler ve çıkışlarla mücadele eden ve iyileşen bir ruhun yaşadıklarını anlatıyor. Reese Witherspoon‘un Cherly Strayed’i canlandırdığı filmde doğanın ve insanın birçok farklı haline tanık oluyoruz. İnsanların, özellikle de mutlu olma, ruhunu iyileştirme arayışındaki insanların yaşadıklarına odaklanan böyle filmler, sizi de bir süre kaçmaya, uzaklaşmaya ve kendinizle baş başa kalmaya dolayısıyla kendinizi yenilemeye teşvik edecek.

 

Müzikle uzaklaşın…

Yıllardır İstanbul, Çeşme ve Bodrum’da bizi dinlendirici ve rahatlatıcı müzikle buluşturan, doğayla iç içe geçen festival ortamında eğlenceyi huzurla birleştiren Chill-Out Festival, bu yıl bize yeni bir perspektif kazandırmak için etkinliklerine üçüncü bir halka eklemiş. “The Missing Part”, yani “eksik parça” adını verdikleri ve 23 Haziran Cumartesi gününü senenin en mutlu günlerinden birini yapmayı hedefleyen bu tek günlük festival, İstanbul’un en güzel noktalarından Heybeliada’da geçiyor. Heybeliada’da temiz hava, deniz kokusu, güzel müzik ve en önemlisi sevdiklerimizle birlikte geçireceğimiz güzel bir gün ve gece vadeden bu etkinlikte sahnede izleyeceğimiz isimlerden bazılarıysa şunlar: Hipnotik müziğiyle Jacob Groening, Güney Amerika kökenlerinden ilham alan Kermesse, kuzeyden gelse de sıcak müzikleriyle Elfenberg, 70-80’ler Anadolu klasiklerini yeniden yorumlayan Kozmonotosman, Sefarad kültürünün izlerini süren Menachem 26. Chill-Out Festival, bu muhteşem başlangıcın ardından 20-21 Temmuz’da Bodrum‘a, 11 Ağustos’ta Çeşme‘ye uzanacak ve 15-16 Eylül’de İstanbul‘a geri dönecek.

Bizi şehrin karmaşasından uzaklaşıtırıp doğayla ve iyi müzikle buluşturacak bir diğer etkinlik içinse rotamız Bozcaada… Bozcaada dendiğinde akla ilk gelen yerlerden olan Ayazma koyuna tepeden bakan Tarihi Manastır‘ın yemyeşil bahçesinde gerçekleşecek Bozcaada Caz Festivali için tarihler 27-29 Temmuz. İlk kez geçtiğimiz yıl düzenlenen ve büyük ilgi gören bu festival, Bozcaada’nın buz gibi berrak sularının, her biri birbirinden güzel plaj ve koylarının, lezzetli şarap ve mezelerinin, günbatımıyla özdeşleşen yeldeğirmenlerinin yanına bir de cazı eklemişti. Atölye çalışmaları, gastronomi projeleri, ada geneline yayılan yan etkinlik ve konserlerle bu yıl daha da büyüyecek festivalin konukları da çok yakında açıklanacak. Biz bu tarihleri çoktan ajandamıza ekledik ve biletimizi aldık bile!

Herkese iyi hafta sonları!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?