Geçtiğimiz günlerde Galleria’ya gittim; bilen bilir Ataköy’de bulunan Galleria, Türkiye’nin ilk alışveriş merkezi. Kendi kulvarındaki en iyi mimari örneklerden biri olmasının yanı sıra, ev sahipliği yaptığı markalarıyla şaşaalı ve birden fazla jenerasyon için çocukluk-gençlik dönemlerinde gitmesi “havalı” bir yerdi. Fame City, bowling salonu, buz pateni pisti ve bana göre uzun bir süre şehirdeki en şık AVM sinemasıyla harika anları unutulmaz anılara dönüştüren bir yerdi. Son birkaç yıldır hayalet bir mekâna dönüşen hâline kadar da bu gösterişli tavrını sürdürmeyi başardı. Google’da aratırsanız dediklerimi doğrulayacak pek çok deneyim ve anı yazısı bulabilirsiniz. Bir süredir önündeki bilindik restoran ve kafeler ile içeride birkaç mağaza, banka, eczane ve market dışında hiçbir yer açık değil. Bu hayalet AVM versiyonunu her gördüğümde hüzünlenirim ama son gidişimde biraz daha fazla etkilendim sanki bu durumdan. Sonra kentsel bellek ögeleri arasında olduğuna inandığım Galleria’dan yola çıkarak kentsel bellek kavramını düşündüm. Bu kavramın hayatımızdaki yeri ve üzerimizdeki etkisinin, sandığımızdan çok daha fazla olabileceği kanısına vardım. 

atakoy5a-13
Galleria Dış Görünüm | Fotoğraf: https://www.herumutortakarar.com/

Fark ettim ki ve hepimiz fark ediyoruz ki yaşadığımız şehirlerin silüeti günden güne değişiyor. Ben son birkaç yıldır düzenli olarak İstanbul’da yaşamasam da bir İstanbullu olarak bu şehir üzerinden kentsel bellek hakkında birkaç kelam etmek isterim. İstanbul inanılmaz hızlı değişen bir yer; iki ay boyunca girmediğiniz bir sokağa iki ay sonra girdiğinizde yepyeni mekânlar, yıkılan binalar hatta daha fazlası sizi karşılar.

20250726183522
Galleria İç Görünüm | Fotoğraf: Google

“Hangi ara oldu bunlar?” diye bir soru çıkar ağzınızdan bir anda. Eskiyen binaları bize kazandıran bazen de yapılmasa daha iyiydi dedirten restorasyonlar, yeni yapılar, yıkımlar, kapanmalar derken her gün değişime dair hareketler görüyoruz. Gözlemlediğim kadarıyla bu hareketler pek çoğumuzda “kaybetme” duygusunu oluşturuyor. Genel olarak bir şeyleri kaybettiğimizi düşünüp hüzünlenirken bu değişimlerin çok azı bize iyi hissettiriyor. Bunun dengesini sağlamak kimin görevi, biz sadece yapılanların etkilerini yaşamakla mı yükümlüyüz?

1745298715613-2
Beyoğlu Sokakları | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Şehirlerimiz değişirken ne hissediyoruz?

Varlığına alıştığımız mekânların tabelası değiştiğinde başka, yeni bir yere taşındığında başka, ikinci bir şube açtığında başka, tamamen kapandığında bambaşka hislere kapılıyoruz. Bazı değişimler karşısında sevinirken, bazılarını geç fark ediyor, bazılarında ise o değişime karşı direnç gösteriyoruz. Bu zamana kadar pek çok şehirde, özellikle İstanbul’da bazı mimari yapıların, dükkânların yok olmaması için şehrin yaşayanları tarafından çeşitli uğraşlar verildi. Ancak her zaman bu uğraşlar sonucunda muvaffak olamadık. Uzmanı değilim ama birbirinden farklı tüm bu tepkilerin aidiyet duygusundan kaynaklandığını düşünüyorum. Sahiplendiğimiz ve alışkanlık hâline getirdiğimiz eylemlerin, mekânların varlığı, bir yere “ait olma hissi” yaratıyor. 

1753386132127-2
Beyoğlu Sokakları | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Her sabah ekmek ya da simit almak için gidilen fırın, kapısının önündeki ahşap tezgahtan içeriye doğru uzanan kitap dolu rotada müdavimlerini karşılayan sahaf, her zaman özel indirim yapan o tatlı butik, kokusuna tokken bile karşı konulamayan meşhur dönerci sanki hep aynı yerinde, aynı koşulda kalmalı. Kanaatimce onlardan birinin eksikliği ya da uğradığı herhangi bir değişim, insanın yaşadığı alana karşı beslediği aidiyet ve güven duygusunu zedeliyor. Tam buradan yola çıkarak kentsel bellek kavramının üzerimizde sandığımızdan daha yüksek tesirinin olması fikrine ulaşıyorum. 

1743867730689
İstiklal Caddesi | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Nedir bu kentsel bellek?

Kentsel bellek, yukarıda bahsettiğim detayları ve çok daha fazlasını kapsamı içine alan bir nosyon. Bir şehrin mekânlarını, sosyal dokusunu, tarihini, kültürel mirasını, kendi dinamik ve pratiklerini içeriyor. Naçizane, aidiyet duygumuzun güçlenebilmesi için bu kavramı sahiplenip korumaya ve sürdürülebilir kılmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir insanın yaşadığı yerde mutlu olabilmesinin altında yatan en temel duygulardan biri aidiyet. Bir yeri benimsemenin, orada güvende, mutlu hissedebilmenin altında bu duygu yatıyor ve kentsel bellek ögelerinin varlığıyle bire bir ilişki kuruyor. Yaşam alanlarımızda bulunan ve simgeselleşen ortak bellek rotaları, toplumsal olarak bir olabilme duygumuzu da kuvvetlendiriyor. 

1743867730868
Beyoğlu Sokakları | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Farklı insanların, farklı zamanlarda yaşadığı ortak duygular

Galleria örneğinde bahsettiğim gibi; farklı dönemlerde yaşayan insanların aynı mekânı, aynı eylemleri deneyimlemesi, jenerasyonlar arasında bağ kurulmasını sağlıyor. Kış geldiği gibi Vefa Bozacısı’na gitmek, dört mevsim vapurda çay-simit ile yolculuk yapmak, şu an maalesef var olmayan Emek ya da Rexx Sineması’nda film izlemek; çok farklı kuşaktan insanların deneyimlemekten keyif aldığı “ortak” aktiviteler. Her birinin döneminde tadı farklı, hepsi üzerindeki etkisi başka ama “mutlu ve ait” hissettirmesi ortak. 

1749675019838-2
Ses Tiyatrosu | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Bir şehrin kentsel hafızası ve bunu oluşturan ögeler; birleştirici güce sahip ve yalnızca kendi insanlarını ortak bir çatıda buluşturmakla kalmayıp ortak duygular da yaratıyor. O insanlar, başka bir yerde rast geldiklerinde mutlaka ait oldukları şehrin ritüellerinden, simgesel hâle gelen mekânlarından, etkinliklerinden söz ediyor. Bu sayede aidiyet duygusunun etrafında toplanıp birbirlerine dokunuyorlar. Bunun bir parçası olmak ve bu duyguya sahip çıkmak hepimize iyi gelen bir his. 

1753386132365
Kamondo Merdivenleri | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Bir şehrin insanlarının kendine ait alanlarının olması ve yaşamın her anında o alanların kendine sunduklarından faydalanması öyle değerli ki. Bu değeri sürdürülebilir kılmak adına yetkili kurumların çalışmaları kadar, şehrin yaşayanlarının yaklaşımı ve bakış açısı da büyük önem taşıyor. Tam da bu sebeple doğduğum şehir İstanbul’a son 5 yılda kazandırılan değerleri hatırlatmak isterim. Şehrin ortasında kaosa inat nefes alma, sakin vakit geçirme ve bunları herhangi bir ücret ödemeden yapma imkânı sunan mekânların ağırlıkta olduğu muazzam bir dönüşüm listemiz var. 

1743867730732
Casa Botter İç Görünüm | Fotoğraf: Başak Bektaşoğlu

Bize düşen kentsel belleğin parçası olan yapıları sahiplenip her birinde bolca vakit geçirmek ve onlara temas etmek. Naçizane “değerli şeyler listesi” olarak adlandırdığım ve şehrimize ait hissettiren bu listeyi takip edip içindekilere sarılın: Müze Gazhane, Moda İskele Kütüphanesi, Büyükada Taş Mektep, Bulgur Palas, Casa Botter, Beykoz Çubuklu Silolar, Artİstanbul Feshane, Ataköy Baruthanesi, Yedikule Gazhanesi, Taksim Cumhuriyet Müzesi, Anadolu Hisari Müzesi, İstanbul Tasarım Müzesi (Sıra Dükkanlar), İstanbul Sanat (Haliç Tersanesi), Kara Surları Restorasyonu ve Ziyaretçi Merkezleri, Mevlanakapı Karakolu Ziyaretçi Merkezi, Beşiktaş İskele Kütüphanesi, Kadıköy İskele Kütüphanesi, Haliç Sanat, Metrohan Kültür Sanat, Kütüphane Troleybüs, Beyoğlu Sineması, Gülhane Sanat (Gülhane Parkı Sarnıcı), Bebek Sarnıcı Galerisi, Yerebatan Sarnıcı.

Kapak Fotoğrafı: Başak Bektaşoğlu

İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan İBB Miras’ın Yeniledikleri